Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Alın başınıza çalın!..

Gençler eğitim sisteminin yeni ürünleridirler ama aynı zamanda toplumsal yapının da. Buralarda sosyal yapı “parçalanmış aileler” yaratan bir fabrika gibidir. Liseyi bitiren gençler ailelerinin de yönlendirmesiyle, yurt dışındaki üniversiteleri tercih etmekteler. Bu tercihi de en başarılı olan küçük bir yüzde yapmakta. Sonrasındaysa yurt dışındaki bir üniversitede lisans eğitimini yapıp, hayatını yurt dışında sürdürmek için planlarını yapmaya başlamaktalar. Doğrusu da o.
Buralarda eğitim sistemi ve toplum doğru yönetilmemektedir. Sonuçları da parçalanmış aileler. Devlet yönetimi de ona bağlı diğer örgütler de ‘yönetim’ açısından problemli. Gençlerin, özellikle nitelikli eğitim görmüş olanların geri dönüp, insan kaynakları havuzunu daha nitelikli düzeye çıkaracağı bir ülke yönetimi ne yazık ki yok.
Devlet bir kere daha önce de bu köşeden belirtildiği gibi 1940’ların yasal yapılanmasına göre kurgulanmış. Yasalar dikey hiyerarşi dikkate alınarak düzenlenmiştir. Yani örneğin herhangi bir bakanlık örgütünde alt kademede çalışanlar, yönetime katılamıyor. Kararları en üstteki birkaç kişi veya bakan almakta, alt kademedeki çalışanlar da buna sadece uymakta.
Sonuç ise berbat sağlık sistemi bitti; devlet hastanelerine sağ giren, hiçbir ciddi sorunu olmayan insanlara 5 hafta boyunca tanı konulamıyor ve hayatlarını kaybediyorlar. Eğitim sistemi bitti: insanlar devlet okullarına güvenmedikleri için çocuklarını özel okullara hatta Rum tarafındaki okullara göndermekte. Güvenlik sistemi bitti: mal ve can güvenliği için insanlar polise güvenmedikleri için “özel güvenlikten” medet ummaktalar. Beledi hizmetler bitti: halk çeşmelerden akan suya güvenmedikleri için temiz suyu kendileri özel şirketlerden satın almakta. Hukuk sistemi en başta bitmişti: aynı olay ve olgular farklı şekillerde sonuçlanmakta, halk da kendi hukukunu sokakta kendisi kurmakta, çeteler, iş takipçileri, kiralık adamlar! Ekonomik sistem bitmedi çünkü zaten hiç oluşmamıştı. Diğer sistemleri de siz ekleyin lütfen.
Tüm bu sonuçlar yönetim hatası. Devlet örgütleri Klasik Yönetim Teorisi’ne göre yapılandırılmıştır. Devlet örgütleri yani bakanlıklar “insan unsuru”runu dışta tutmuş. Bunun yerine makine, araç-gereç gibi maddi faktörleri dikkate almıştır. İnsan unsuru ile ilgili motivasyon, ödül, ilgi, ihtiyaçlar hiç dikkate alınmamıştır. İnsan yani çalışan kendine söyleneni yapan pasif bir öğe olarak görülmektedir. Kişisel sorunlarının işyerine yansımayacağı, örgüt içerisinde geçireceği zaman ile örgüt dışındaki yaşantısının ayrı olduğu kabul edilmektedir. Bu tür bir ortamda, çalışanların yönetime katılımlarının mümkün değildir.
İşte buraların yönetim anlayışı budur. Çalışanlar pasiftir, yönetime asla katılamazlar, astlar karar verici değil üstler karar vericidir. Bu model yönetim literatüründe çok eskidir ama ne yazık ki buraların devlet yapılanması ve bakanlık örgütleri buna göre düzenlenmiştir.
Sonuç ise ortada: tüm örgütler iflas etmiştir. Ancak gençlerin son zamanlardaki tepkileri dikkate değerdir. Onlar yetkililere ‘alın devletinizi başınıza çalın’ demekteler. Bu sese kulak verilmeli. Onlar nitelikli, kendilerini çok iyi eğitmiş, yaratıcı insanlarımız ama buralara dönmeye hiç niyetleri yok. Yönetim yapısıyla eskimiş, onların dünyalarına cevap vermeyen bir topluma dönme niyetleri yok. Alın başınıza çalın diyerek, kendilerine başka ülkelerde yaşamlar kurmaya çalışmaktalar.
Halbuki devlet yönetimi Modern Yönetim Teorisi’ne dayalı olsaydı, gençlerimiz buralarda tutunmak için çaba sarf edecekti çünkü o durumda örgütler geleceğe odaklanacaktı. Onlar için yaşanılır bir sosyal yapı oluşturulacaktı. Sistem ve duruma göre değişen davranışlar dikkate alınacaktı. Yönetim olayları, örgüt dışındaki başka olaylarla ve dış çevre şartlarıyla ilişkili olarak ele alınacaktı. Çalışanlar da sistemin, bir alt sistemi olarak ayrılmaz bir parçası olarak görülecekti. İhmal edilemeyecek önemli bir unsur olacaktı. Bakanlık örgütleri iç ve dış koşullar arasındaki ilişkilere göre biçim değiştiren bir yapı olarak görülecekti. Her yer ve her koşulda hiyerarşik örgüt yapısının başarılı olacağı anlayışının doğru olmadığı ortaya çıkacaktı. “En iyi”nin  durumdan duruma değiştiği anlaşılacak ve bakanlık örgütleri duruma göre şekil alacak bir anlayışla yapılandırılacaktı. Değişen teknolojinin türüne göre de değişik bir bakanlık örgütü yapısı oluşturulmaya çalışılacaktı. Ama ne çare, ülkeyi bitirdiler.
Akademisyenlerden faydalanılıp ülkeye doğru bir yönetim yapısı kurgulanabilir. Fakat Kıbrıslı genç akademisyenlerin feryadı da dikkate değer. Onlar da, bize güvenmiyorlar, dışarıdan getirilen akademisyenleri, her konuda bize tercih ediyorlar, diye şikayet etmekteler. Onun da cevabı ortada; ‘gün geçsin’. Klasik yönetim kendilerine rakip olma ihtimali olan astları asla istemez.
Gençlerin -ister akademisyen isterse başka mesleklerden olsunlar- şimdilerdeki kararları şu; “alın devletinizi başınıza çalın”dır. Bizden söylemesi, sosyal yapı buralara geldi artık; elçiye zeval olmaz.