Vadili’de bir sağlık ocağı var…
Doktoru yok, hemşire de yok…
Ama orada, sağlık ocağını temizleyen bir görevli var.
Akdoğan’da ise sağlık ocağı yoğun çalışıyor. Doktoru var, hastası var, hemşiresi var, ambulansı var.
Vadili’deki sağlık ocağına, Sağlık Bakanlığı bir kez adam gönderiyor, görevli orada yok, kapı duvar…
İkinci kez baskın yapılıyor, yine kapı duvar…
Görevliyi “işlemesi” için Akdoğan’a göndermeye karar veriliyor.
Tayin yazısı yazılıyor…
Öyle ya…
Vadili’den taş atsan, Akdoğan’a düşer…
Vakti zamanında torpille Vadili’den birisi, Vadili’de görevlendirilmiş. Bu “kazanılmış hak” olmuş.
Bakanlığın, “Hadi Akdoğan’a git, iş olan yerde, diğer arkadaşlarına yardım et” yazısının ardından 24 saat geçmeden…
Bakanlığa bir sağlık raporu: 3 ay iş göremez.
Bu adil mi?
Bir doktor bulmuş, rapor almış…
Vadili’den Akdoğan’a gitmek istemiyor…
Bakanlığın kararına “doktor raporu” ile kafa tutuyor.
Mağusa Devlet Hastanesi…
Bir hemşire, yakını bir doktoru kafalamış…
Hastanedeki “ek mesai” sistemini doktor raporu üzerinden çeviriyor.
Vardiyada sırası gelen, ek mesaiye kalacak.
Ama ek mesaide artık sınır var ya…
Ek mesaiye kalsa da devletten ücret alamayacak olan hemen bir “hasta raporu” gönderiyor…
Doktor onaylı…
Ek mesaiye kalınca, para alacak olan onun yerine nöbete geliyor. Çark da böyle dönüyor.
Bu çarka sokulan çomağın ardından, Mağusa Devlet Hastanesi’nde ek mesai ödemeleri yüzde 40 azalıyor.
Ama “doktor imzası” ile yıllarca kamunun parası bu şekilde bölüşülüyor. Sadece hemşireler değil, hastane çalışanları da bu yolla bol bol ek mesai alıyor…
Doktor raporu ile…
Başka bir örnek verelim mi?
Verelim…
Malum, kamuda öğretmen olabilmek için “ağzınızla kuş tutmanız” gerekiyor artık.
Kamuya girmek için “her şeyi göze” alıyor gençler.
Bir tanesi de Karpaz köylerinden birinde görevlendiriliyor.
Ama işe girerken, Karpaz’da hizmet vereceğini, maaşının düşük olduğunu biliyor.
İşe başlayana kadar.
Sonra bir doktor buluyor…
“Uzun yolculuk yapamaz” diye bir rapor…
Sonra o Karpaz okulundan alınarak, evinin yanında bir okula veriliyor.
Karpaz’da dersler boş geçmeye başlıyor, olan öğrencilere oluyor.
Kamuya girene kadar sağlığı yerinde olan genç bugün evinin yanında öğretmen…
Sığındığı şey ise “doktor raporu…”
Devam edeyim mi?
Edeyim…
Bir başka öğretmen, şubat tatilini uzatmak için doktor raporu alıyor…
Muhaceret kayıtlarından ortaya çıkıyor ki, doktor raporu aldığı dönemde, öğretmen arkadaşımız aslında yurt dışına çıkış yapmış…
Nerede?
Bursa Uludağ’da…
Bu örnekler daha da artırılabilir.
Yasada kaç gün “hasta izni” varsa kamu çalışanının, o kadar hasta raporu getirmesi rastlantı mı?
Her yıl…
Doktor eliyle
Maalesef, kamuda doktor eliyle “iş yapmama eğilimi” var.
Amiri ile kavga eden, “doktor raporu” getirerek, amirine kafa tutuyor…
İşi olan, “kamu işini doktor raporu ile aksatabiliyor…”
Doktor raporu alan, bunun karşılığını kamudan maaş olarak çekmeye devam edebiliyor.
O zaman bu alanda doktorların sorgulanması gerekmiyor mu?
Doktorun “hasta hakkı” dediği, belli ki birileri tarafından tepe tepe suistimal edilebiliyor.
O zaman doktorların silkinip kendine gelme zamanıdır.
Neden doktorlar yalancı konumuna düşsün?
Neden iş yerinde bir kavganın tarafı “doktorun imzası” olsun…
Gerçekten, neden birilerinin yalanlarına “doktorların imzası” alet olsun?
Yoksa, alemin yalancısı doktorlar mı?
Bunu sorgulaması ve bu ayıbı ortadan kaldırması gereken de yine doktorların kendisidir.
Sağlık Bakanlığı’dır…
Doktor örgütleridir…
































