Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Alakasız şeyler: Mesela ‘iyi yaşam’ ve Kıbrıs…

Münevver Özgür Özersay

İlk bakışta hiçbirşey görememiştim. İlk bakışta, iyi yaşam ve kendim arasındaki ilişkiyi bilememiştim. Bunların Kıbrıs ile bağını ise hiç kuramamıştım.

Evet, ne diyordum? İlk bakışta görememiştim. Her şey bulanık, dağınık ve karmakarışıktı. Her şey iç-içeydi. İç-içeliğe dışarıdan bakınca karışıklıktan başka bir şey görememiştim.Korkmuştum. İstediğim tek şey iyi yaşamın izini sürmekti.Ama anladım. Korkudan hareketle bir yere varamayacaktım. Korkmadan derine inmeli ve karanlığımda saklı duygu düğümlerine dokunmalıydım. Düğümler, toprağın altında saklı çürük kökler gibiydiler. Onları sökmeli ve atmalıydım.Ama anlamadığım şuydu: Bunu niye çok zaman önce yapmamıştım? Veya yapamamıştım?

Görsel 01: a_hinterbrander_01(hatırlatıcı açıklama: koridorda geriye bakan kadın)

İnsan en yakınındakini en çok ihmal eder. Kendi de dahil…

Terzi kendi söküğünü dikemez”diye bir atasözü vardır. Çekçedeki karşılığı“Nalcının tayı çıplak ayak gezer”. İngilizcede ise “kunduracının çocuğu ayakkabısız dolaşır” derler.Bana gelince,umarım ‘böyle gelmiş böyle gitmez’, demek isterim. Çünkü bu atasözünden anladığım, insanın en yakınındakini her zaman en çok ihmal ettiğidir.Veya, uzman bir kişiye en yakın olanların, genellikle onun bu uzmanlığından en az faydalananlar olduğudur. Üzülerek itiraf etmeliyim ki buatasözü benim için geçerli. Bana en yakın olan kişiyi; yanikendimi yıllarca hep ihmal ettim. Görmezden geldim. Yıllarca mimarlık yaptım ama kendime bir ev tasarlamak aklıma bile gelmedi. Sayısızprojeye geri bildirimde bulundum ama kendiiçinde yaşadığım mekanlara hiçbir zamaniyileştirici bir gözle odaklanmadım.Her zaman bir bahanem vardı. Ya ben hastaydım, ya yakınlarım… Veya zamanım yoktu. Param yoktu…

Görsel 02: a_hinterbrander_02 (hatırlatıcı açıklama: kuş ve kadın)

İkinci şans…

Neyse ki hayat ikinci bir şans verdi bana. Aslında herkese verir. Hem de her zaman. Sadece çoğu zaman fark etmeyiz. Benim ikinci şansım, iç mimarlıkla tanışmak, hatta tanışmanın ötesinde dans etmek oldu.

Görsel 03: ahinterbrander_03 (hatırlatıcı açıklama: mekanda dans eden kadın)

Mimarlığın kendi algımdaki katmanlarını çoğaltarak mekana, ve en önemlisi mekan-insan-doğa üçlüsüne farklı bakma olanağım oldu. Yenileme projeleri ve bunların iç mimarlık mesleği ile ilişkisi sürdürülebilirlik konularına da bakış açımı değiştirdi. ‘Harabe’ denebilecek binaların, kültürel mirasa olarak değerlendirildiğini fark ettim. Bu harabelerin, mucizevi tasarım dokunuşları ile yenilenerek yaşama geri kazandırıldığı birçok örnek gördüm. Boşluğun yaratıcı bir hayal gücü ve tasarım için ne kadar gerekli olduğunu anladım. Mimarlığa, “iç” ten bakınca, tasarım eyleminin herhangi bir engel tanımadığını, hatta engeller arttıkça, daha da güçlenerek kendini gösterme yeteneğine sahip olduğunu anladım. Böyle bir karşılaşma/yüzleşme yaşadım.

 

Görsel 04: a_hinterbrander_04 (hatırlatıcı açıklama: boş bina)

 

Kendime diyeceklerim var…

Bu karşılaşmanın değerini kavradığımda şöyle dedim kendi kendime:

Yapacak bir şey yok. Üzülme. Yüreğinin karanlığındaki düğümler acıyorsa, direnmeyeceksin. Acının öğretmenliğine güvenecek ve evinin tüm odalarına girip, içeride ne varsa silip süpürmesine izin vereceksin… Acı, elinde kocaman bir süpürge, içeriye girecek. Çok kararlı hareket etmelisin. Gereksiz her şey gitmeli. Sana mutluluk vermeyen veya mutlu olmanın önünü tıkayan her şey gitmeli.

 

Bir iç mimar gibi yaklaşmalısınyenilemeye ve yenilenmeye. Şu an, çok ihmal edilmiş, değeri bilinmemiş bir harabe gibi hissetsen de kendini, kabul etmelisin. Öyle değilsin. Çok değerlisin. Kendini değerli hissetmek için başkalarını bekleme. Sana dayatılan kalıpların dışına çıkabilirsin. Öz değerini en çok bilebilecek olan kişi yine sensin. Durma. Dün olduğun insan için değil, yarın olmayı arzuladığın kişi için bir yaşam alanı tasarla kendine…

Söz Kıbrıs’a gelince…

Tasarım eyleminin dönüştürücü gücüne bu şekilde yaklaşınca, kendimle ilgili daha önceleri anlaşılmaz olan birçok şeydaha anlaşılır olmaya başlamıştı.Ama… Kıbrıs ile ilişkilendirmeye gelince… Yerin altına bir kat daha inmem gerekti. Bilmem ki nasıl desem?Kıbrıs’ta, adeta bir kısır döngü gibi, içerisinde kaybolup durduğumuz, çoğu zaman ümitsizliğe kapıldığımız Kıbrıs sorununun, yaşam odalarımızı doldurmasına izin vererek, Kıbrıslılar olarak kendi kendimizin önünü tıkadığımızı düşündüm.Başka bir şekilde ifade etmeye çalışacak olursam; çocukluğumdan beridir(yaklaşık bir 43-44 yıl boyunca), hemen hemen her gün, her yemekte, her sohbette, her haberde, her hayalde mutsuzluğumuzun en büyük nedeni olarak Kıbrıs meselesi önüme sürüldü ve ben bunu hiç sorgulamadan doğru kabul ettim.Hep bu kabulle yaşadım. Ada’nın bölünmüşlüğüne, iyi yaşamı/barışı engelleyen vekurtulması imkansız bir ön-koşul olarak baktım.

Bir gün, elbet sınırlar kalkacak. Belki de bir sabah aniden politik olarak bütünleşik bir Kıbrıs’a uyanacağız… Ancak içimizde, yılların birikimi ile oluşmuş kalıpları kırmaya bu yeter mi? Bizim adımıza, yokluk ruhunu, var etme ruhuna çevirebilir mi?Bence çeviremez. Bizim dışımızda hiçbir güç bunu yapamaz. Biz istersek yapabiliriz ama. Yani aslında, mecazi anlamda, hepimiz birer iç mimar değil miyiz? Kendi iç dünyamızdan ve onun yaratabileceğimekanlardan sorumlu tasarımcılar değil miyiz?

Görsel 05: a_hinterbrander_05 (hatırlatıcı açıklama: huzurla oturup okuyan kadın)

Hepimiz bir tasarımcıyız. Bir tasarımcı gibi arzulayabiliriz; hem kendimiz hem de Kıbrıs için mutluluğu. İyi yaşamın, mutluluğun önünü açmak için geriden gelen yüklerimizden kurtularak sağlıklı boşluklar yaratmayı seçebiliriz.Neye odaklanmak istediğimize özgürce karar verebiliriz… Belki, dışsal gerçekliğimizi kontrol edemeyiz. Ancak nerede yaşarsak yaşayalım, hangi koşullarda olursak olalım, dikkatimizi neye çevireceğimizi biz belirleyebiliriz. Ve işte, bence, sırf bu yüzden, çözüm olmadan da Kıbrıs’ta iyi bir yaşam (tasarlamak) mümkün…

 

Mutluluk tıpkı bir kelebek gibidir; ne kadar kovalarsan, o kadar sakınır senden. Fakat dikkatini başka şeylere çevirdiğinde, nazikçe gelip omzuna konacaktır.” Henry D. Thoreau

 

 

Önemli not: Yazıya eşlik eden illüstrasyonlar Angelika Hinterbrandner’e aittir. Angelika’yı tanımıyorum ama bu görselleri Almanya’da mimarlık okurken, proje sunumlarında anlatılarını güçlendirmek için yaptığını anladım. Sevgili Angelika, bu güzel çalışmaların www aracılığı ile ta bize kadar geldi, ve bir kelebek gibi Poli ekinin sayfalarına kondu… Çok teşekkür ederiz.

Bu görsellere ve Angelika ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmayı arzu edenler, onun kendi web sitesi olan  https://www.ahinterbrandner.com adresine başvurabilirler.