Erdoğan Özbalıkçı
Bu Kıbrıs’ta herkes kendisini bulunmaz Hint kumaşı sanıyor…
Gerek Güney Kıbrıs’ta, gerekse Kuzey Kıbrıs’ta politikacılar, düşünmeden iddialı demeçler veriyorlar. Ancak, ayrıntılı düşünülmeden verilen bu demeçler, Kıbrıs’ta her iki taraftaki yaşamı alabildiğine zorlaştırıyor.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı unvanı arkasında saklanan Anastasiadis, Barbaros gemisinin çekilmesinden sonra da, iddialı ve gereksiz konuşmalarını sürdürüyor. Anastasiadis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları tanınmadan, görüşmelere dönmeyeceğini söyleyerek, adanın, koşar adım bölünmesine doğru koşuyor.
Türkiye Rum tarafının olumlu, yeni bir adım atmaması üzerine, Barbaros gemisini yeniden adada tutmaya karar verdi. Varsın Anastasiadis, ada üzerinde olmayan egemenlik hakkında ısrar etsin…
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumlu bir ortaklık olduğunu Anastasiadis, bir türlü kabullenemiyor.
Kıbrıs Rumları, hala DUNTAS DOKTRİNİ peşinde koşturuyorlar. Bu doktrine göre, Kıbrıs Türklerinin legal statü kazanmaması için, her tür fedakarlığın yapılması, Kıbrıs Türk toplumunun kendi içinde çürütülmeye bırakılması felsefesi var. Bu doktrine göre, Türklerin elinde bulunan Rum topraklarının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan EGEMENLİĞİN PAYLAŞILMAMASIDIR. Duntas doktrinine göre hareket eden Rumlar, Kuzey’de Kıbrıs Türkleri yok olurken, orada, çok güçlü bir Türkiye’nin her şeyiyle KÖKLEŞMEKTE olduğunun farkında bile değiller. Kaldı ki, Kıbrıs Cumhuriyeti 1963’ten beri tek bacaklı, 1974’ten beri ise fiilen iki parçaya bölünmüş. Adadaki İngiliz üsleri ve 40 binin üstünde Türkiye askerinin bulunmasının, egemenliğe ne kadar da güzel uyduğunu, Sayın Anastasiadis, görmek istemiyor galiba. Kuzey’e gelince, çözümcü olduğunu iddia eden bir partinin, dünyadan iyice tecrit edilmiş bir Kuzey Kıbrıs’ta DENK BÜTÇE’den söz etmesi ve bunu ciddi ciddi planlamaya çalışması da, çok acınacak bir tavırdır.
Kapalı ekonomide, DENK BÜTÇE kavramı, Nasrettin Hoca’nın EŞEĞİNİN HİKAYESİ’ni hatırlatmaktadır. Her gün samanı azaltılan EŞEK, tam samansız yaşamaya alışacakken, ne yazık ki ÖLÜYOR. Reel geliri % 40dan fazla azalan Kıbrıs Türklerine, hayat pahalılığı da verilemezken, üretici kesimlerin üstüne yönelmek, hangi aklın ürünüdür. Kıbrıs Türkleri de, Kıbrıs Rumları da, küçük menfaatlerini müdafaa etmek yerine, ada pazarını büyütecek bir ortak eylem planında uzlaşamazlarsa, Kıbrıs adasında, kendilerine yaşam alanı kalmayacağını hala anlayamadılar mı?
Kıbrıslılar, öğünmeye gelince, kendilerini dünyanın akıllısı, Kıbrıs’ı ise dünyanın merkezi olarak görmeye devam etmektedirler. Bu bakış açısı ise, yüzyıllardır, adanın kontrolünün yabancılarda olmasını sağlayan bakış açısıdır. Atalarımız, böyle başa, böyle tıraş sözünü boşuna söylememişler…
































