Köşe Yazarları

Akıncı’nın Aksaray ziyareti: (Seçimler öncesi seçimler sonrası!)


Bir kez daha anladık mı? Demek ki “seçimler öncesi kampanyalarda söylenenlerle vaat edilenler, sonrası gerçeklerde değişebilirler hatta tam ters yönde politikalar yaratabilirlermiş!”
Her iki buçuk yıla bir seçim sığdırmış toplum oluşumuz nedeniyle bu olayın hiç yabancısı değiliz! Nitekim “Kıbrıs siyasi sorununu çözecek biri varsa o da benim” diyen adayların başını çeken Akıncı vakta ki Ankara’nın bin dört yüz odalı sarayına varıp da “Kıbrıs siyasi sorununa yönelik türlü çeşitli istişarelerde bulunup müzakereler öncesinin değerlendirmelerini yaptı, dedi ki “ben bir sihirbaz değilim!”
Zaten bugüne kadar müzakere masasında “müzakereci” olarak görev yapmış hiçbir Cumhurbaşkanı da sihirbaz değildi! Fakat müzakereler “sihirli değneğe sahip sihirbaz olunmamasından dolayı değil, Rum tarafının uzlaşmazlığından dolayı sonuca ulaşamadı!
İŞTE AKSARAY’DA ÖNE ÇIKAN BU GERÇEKTİ! Belli ki 6 Mayıs’ta Akıncı’nın Ankara’ya yaptığı resmi ziyaret çok yorucu geçti. Davutoğlu ile iki saati aşkın görüşme yaptı. Yine belli oldu ki Erdoğan’la ortak basın toplantısında “KKTC-TC ortak görüş birlikteliklerinin seslendirilmesi için öncesinde ciddi çalışmalar gerçekleştirildi. Ve ortaya tek bir sonuç çıktı:
“Çözümün anahtarı Anastasiadis’in elindedir! Türk tarafı üstüne düşen her türlü özveriyi göstermeye hazırdır. Ancak Anastasiadis’in de bu iyi niyetli yaklaşımlara olumlu ve yapıcı cevap vermesi gerekmektedir. Aksi halde çözüme ulaşmak mümkün olmayacaktır!”
AKINCI TEMKİNLİYDİ: Her halde farkına varmıştır. Kıbrıs sorunu sadece Kıbrıs’taki iki halkın kendi aralarında çözüme götürecekleri bir “Kıbrıslı özne” değildir! Türkiye’nin, AB’nin, ABD’nin, Doğu Akdeniz’de Rum tarafının sorunun içine kattığı İsrail’in, Mısır’ın da sorunudur! Özellikle Yunanistan’ın daha büyük sorunudur!
Kıbrıs bu haliyle artık Kıbrıslıların “sorun bizimdir biz çözeriz” iddialarını aşmıştır çünkü Doğu Akdeniz’in derinliklerine “Münhasır Ekonomik Bölgelerle hidrokarbon yatakları kazınmıştır!” Bunlarla ilgili hangi ülke varsa Kıbrıs sorununa direkt veya dolaylı, mutlaka bulaşmıştır… Ki daha Leymosun’da üssü bulunan Rus’un lafını etmedik!
KIBRIS SORUNU BÖLGEDEKİ BU GERÇEKLER İÇİNDE TARTIŞILACAK: Öyle diyoruz ama daha seçim sonuçları açıklanmadan Rum ve Yunan cepheleri hem müzakerelerin seyrini dinamitleyecek hem de Doğu Akdeniz’deki siyasi dengeleri Türkiye’nin aleyhine bozacak taktiksel manevralarla, şimdiden müzakerelerin lafzına tükürüverdiler! Hatırlatalım:
Bir kez daha nihai çözümü peşin koşula bağlayarak adayı Türkiyesizleştirilecek siyasi çıkışlarını yoğunlaştırdılar.
Bu konuda Yunanistan Dışişleri bakanı “Yunanistan’ın garantörlük hakkından vazgeçmeye hazır olduğunu Türkiye’nin de askerini çekerek bu hakkından vazgeçmesi gerektiği çağrısında bulundu.
Ardından tam da müzakerelerin başlama olasılığının söz konusu olduğu şu sıralarda Yunan Dışişleri Bakanı Kocaş, “Kıbrıs’ta tek bir Türk askeri kaldığı sürece çözüm olmaz” diyerek kurulacak masayı dinamitleyeceği mesajını verdi!
Öte yandan Anastasiadis GYÖ’ler silsilesi içinde Maraş’ın iadesi konusunda ısrarını sürdürmeye devam etmekte!
Ve tabii asıl tahrik Doğu Akdeniz’de yer almaktadır. Güney, doğal gazı borularla nakletmek için Mısırla anlaşmış, çalışmalara da geçilmiştir!
ÖTE YANDAN: 11 Şubat 2014 Belgeseli vardır. Resmen ve Annan Planı’nda olduğu gibi KKTC’ye “Devlet” deniyor. Önüne de ya “oluşturucu” yahut “kurucu” gibi bu “devleti” pekiştirici siyasi terimler konuyor…
Buna karşın masa başındaki Anastasiadis, kilisede Hrisostomos Türk halkını azınlık olarak işaretledikten sonra “hakkınız yüzde 25’den bir santim daha fazla değildir” demektedirler! Ve tabii ki asla “siyasi eşitliği” kabul etmemektedirler! Oysa 11 Şubat Belgesi Siyasi Eşitliğe dayalı iki oluşturucu devletten söz ediyor!
MASAYA BU GERÇEKLERLE OTURACAĞIZ: Eroğlu da olsa Akıncı da olsa… O masada Kuzey Kıbrıs Türk halkının hakları savunulur… Kıbrıs Türk insanının “muhalif ve muvafık” “solcu veya sağcı” saflarda kendilerine özgü dünya görüşleri olabilir… Fakat adadaki Türk halkının en az Rum halkı kadar bu adada var oluş hakkının olduğunu da bilir, uğruna mücadelesini de yapar. Müzakerelerin lafzı ile asıl gerçeği de zaten budur!            **********       Kısaca takıldıklarım: (Bohçasını hazırlayan hükümet!)
CTP Kurultay’a gidecek. Yeterli imzalar toplanmış, sadece Parti Başkanı değil, Parti Yönetim Kurulları da değişecek deniyor…
Yorgancıoğlu “Parti Başkanlığı’na adaylığını koymayacağını açıklıyor.”
Özdil Nami Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa edecek çünkü müzakereci olacak.
Ve haberlere bakıyorum: Trafik kazaları, bir iki illegal olay ve mahkeme haberlerinden ötesi yok! Sahi: Meclis’te artık yapacak iş kalmadığı için “kavga ediyorlar!” Maksat şenlik olsun! Kısaca memleket rölantiye yatmış.  Yatır tabii! Memleketin Başbakanı bile bohçasını hazırlarken neyin icraatı beklenecek? Şimdi devir tutun ki Akıncı devridir!                **********      BELEDİYELER KAYBOLDU! Zannedersem altın dönemlerini yaşıyorlar! Çünkü kimselerin “ne yapıyorsun” diye dönüp bakıp da soru sual edecek halleri kalmamış! Ya Kıbrıs siyasi sorununa odaklanmışlar yahut yaz rehavetine girmişler.. Hiçbir şey yapmayanlar ise yaz turlarının yahut kredi kartı borçlarının hesaplarını yapıyorlar!
VATAN MAHZUN BELEDİYELERİMİZ MAHZUN. Geriye gittik.. Ta Adamandos ile Buyuros dönemlerine! Kapı önlerindeki çöplerin bile toplanamadığı yıllar… Mum ışığından farksız sokak lambaları! Asfaltlanmayı bekleyen toprak yollar! Kaldırımsız kasabalar, kaderine terk edilmiş köyler!
İşte belediyelerimiz! Çöpleri topluyorlar bir, akşamları sivrisineklere ilaç sıkıyorlar iki! Başka? İş yapmayan hükümete nazire her bir hizmeti rölantiye almışlar! Hem de turizm mevsiminin en civcivli olduğu şu dönemlerde! Oysa kentler dökülüyor, trafik canlar yakmaya devam ediyor fakat Belediye Başkanlarının dilleri kilitlenmiş, basiretleri tutulmuş, tek kelime etmiyor tek iş yapmıyorlar! Gözlerden uzak olacaklar diye salyangoz kabuklarına saklanmışlar!
Öyle mi? Öyleyse müjdeyi önce Mağusa Belediye Başkanı’na verelim! Belki sorunları görmek istemediği için ahalinin de görmediğini sanır ama her halde milletin “koku alma melekesini kaybettiğini de sanmıyordur! İşte müjdem:
Sıcaklar bastırdı, Mağusa o anlı şanlı kanalizasyonlarından “misk’i amber kokularını” savurmaya başladı! Hadi bakalım, işte sorun, başla uğraşmaya, anca kışa halledersin!”
*****
“ŞÜKRAN”IN TU KAKA OLDUĞU MEMLEKETTE: “Birinci haber:” TC’den KKTC’ye on yılda 9 milyar TL’lik katkıda bulunuldu. Bu katkı güvenlik, kredi ve teşvikler için yapıldı. Bu arada TC- KKTC dış ticaret hacmi de on yılda yüzde altmış arttı…         İkinci haber: “Türkler ve Rumların katılımı ve büyük şenliklerle 1 Mayıs kutlamaları yapıldı!”     Sonuç: “O mahiler ki derya içredirler deryayı bilmezler!”


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı