Köşe Yazarları

AKINCI ile TATAR’IN BAYRAM MESAJLARI ÜZERİNE YORUMUMUZDUR…


Ramazan bayramı da geldi ve geçti geçiyor! Eskiden güngörmüş yaşlı insanlar, “yok oğlum derlerdi, geçen ömrümüzdür!”

Kimileri de “biz bu dünyada misafiriz, geliriz ve gideriz” derler..

Hepsi de doğru.. Tartışılan ise nasıl geldiğiyle nasıl gittiği! Nitekim bu kez Ramazan Bayramı hem koronavirüs’le hem orman yangınlarıyla geldi! Birisi ekonomiyi vurdu, diğeri ciğerlerimizı yaktı…

OLAN oldu diyoruz ve her halde aldığımız derslerle yolumuza devam ederken önümüze
bakıyoruz.

Ki önümüzde aynen bayramlarımız gibi gelip geçen artık toplumca ellerimiz kollarımız gibi organlarımız durumuna gelmiş “seçimler” vardır! Önce “Cumhurbaşkanlığı” seçimleri ardından da şimdilerde lafı edilmeyen Belediye seçimleri…

***

CUMHURBAŞKANLIĞI seçimlerinin Propagandaları başladı bile! Nitekim Ramazan Bayramı mesajlarında hem Sn. Akıncı hem Sn. Tatar seçim stardını verir gibiydiler.. Ki daha bir süre önce mesela Sn. Akıncı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dudak büker gibi “Halkın gündeminde seçimler değil, sağlık ve ekonomi vardır” dediydi! Ne var ki Bayram mesajında adeta, “seçim var seçim” diye haykırıyordu!..”

***

KISACA seçim kokulu günlere bayram mesajlarıyla giriş yapan adaylardan Sn. Akıncı halkın bayramını kutlarken insanlığın karşısında acizliğe düştüğü “virüsü” hatırlatıyor ve “Kıbrıs siyasi politikasına da zaman zaman yansıttığı kişisel görüşleri bağlamında şöyle diyordu:

“DÜNYANIN en güçlü ordularıyla silahlarına sahip ülkeler bir virüse karşı insanlarını korumakta çaresiz kaldılar… İnsanlık kaynaklarını silahlanmaya, lükse, gösterişe değil, bilime sağlığa ve eğitime
ayırmalı…”

Sn. Akıncı mesajında devamla önümüzdeki günlerde üretime ağırlık verilmesi gerektiğinin altını çiziyor ve “önümüzde duran” dediği “iki seçeneği” hatırlattıktan sonra “hangi seçeneği” tercih ettiğinin anlatımını şöyle yapıyordu:

…“BU seçeneklerden biri içe kapalı otoriter bir yapı.. Diğeri ise özgürlüklerin genişleyeceği dayanışmacı seçenektir. Tercihimiz dayanışmacı ve özgürlükçü yeni bir dönem olmalıdır…”

(Burada Sn. Akıncı’nın siyasi misyonunu da dikkate alarak bir paragraf açıyorum
şöyle ki:)

Sn. Akıncı’yı tanıyoruz.. Hadi ‘sol! diyelim.. Sol kulvarda koştuğunu da biliyoruz. Kıbrıs siyasi sorununun çözümüne “siyasi eşitlik ilkesinde” oluşacak bir federatif sistemi benimsediğini de biliyoruz..

Fakat “bilmeyenler” için yazayım: Sn. Akıncı’nın şu yukarıda aktardığım ve “toplumca aralarından birini tercih etmemiz gerekir” dediği bir iki cümlelik  “vurgulamalarını” okuyanlar yada işitenlerin mesajın lafzını ne kadar anlayıp anlayamayacakları şüphesindeyim..

Çok kısaca Sn. Akıncı KKTC’’de hâlâ Türkiye’nin adadaki askeri varlığından kaynaklı bir otoriter rejimin olduğunu, bunun da özgürlükleri kısıtlayıp toplumun gelişim ve genişlemesini tıkadığı görüşündedir…

ÖTE yandan Sn. Akıncı Bayram mesajında özellikle eğitimin önemini de vurgulamakta en çok da kendimize yeten bir ekonomik potansiyele sahip olmamızı temenni etmektedir… (Buraya bir nokta koyup yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamının yetkisizliğine takıldığımca bir parantez
açayım:

(…YAZIK ki ben Sn. Akıncı’nın sanki yabancı bir ülkenin Cumhurbaşkanıymış hatta “gaipten” sesleniyormuş gibi yarım milyona yaklaşan nüfusuyla sadece Kıbrıs Türk halkına nasihat çekip temennilerde bulunmak zorunda kalmasına Cumhurbaşkanlarının bu yetkisizliklerine öteden beridir üzülürüm…

Tanınmamış da olsak KKTC’nin Cumhurbaşkanı (Müzakereler ötesinde) bu kadar da sembolik olmamalı, “makamı” bu kadar pasifize edilmemeliydi!

En az memleketin Başbakanı kadar “ekonomiden de eğitimden de tarımdan da falan… Sorumlu ve yetkili olabilmeliydi.

Kaldı ki Kıbrıs Türk halkının “sembolik makamlara” değil, yetkili ve sorumlu, iş
yaparken terleyen üreten makamlara ihtiyacı vardır…

Haa! Müzakerecilik mi? Ne kadar tuhaf! Hükümet ekonomiden sorumlu, Cumhurbaşkanlığı da müzakerelerden!

Anayasa’da Başkanlık Sistemine geçmek zamanı sizce de gelmedi mi?)

***

YAZIMA bir diğer Cumhurbaşkanı adayı olan “Sn. Başbakan Tatar’la devam ediyorum: Başından beridir şeffaf bir “politika” sürdürüyor. Açık seçik diyor ki “ben sen o, biz siz onlar, Kıbrıs Türk halkı olarak Türkiyesiz hiçiz!”

Yaşamakta olduğumuz bu koşullarda evet öyle..

Ancak tartışma 45 yıldır sürüyor. Şöyle ki Türkiye ile birlikte hareket edelim ama asalak olmadan, kendi ayaklarımız üzerinde azıcık da olsa durabilecek kadar takatımız olsun…

Yok eğer ilanihaye Türkiye ile birlikte hareket edeceksek bari vilayeti olalım… Bari bir Antalya, bir İzmir olalım! Oysa Şırnak kadar bile olamadık!

Ancak Sn. Tatar hesap kitap insanıdır. KKTC’nin potansiyelini, nereye kadar yürüyebileceğini, neyi başarıp neyi başaramayacağını görüyor.. Dolayısıyla açık seçik diyor ki “çapımız bu kadardır.” Ve tabi Bayram mesajında bir kez daha temennide bulunuyor. “Daha güzel günlere ulaşmak için özveriyle çalışmaya devam edeceğiz…”

***

KISACA Rum tarafı ile aradığımız çözümü öyle zannediyorum ki önce kendi toplumumuz bünyesinde sağlamalıyız.. İç barışı bir daha hatırlatıyorum. Çünkü bu toplumda “iç barış” yoktur. Dolayısıyla istikrar ve huzur da yoktur!

…LİDERLER Cumhurbaşkanlığı seçimlerine “bu istikrarsızlık ve huzursuzluk içinde hazırlanıyorlar.. Biline ki Kıbrıs Türk seçmeni bilmem kaçıncı kezdir kurulan o sandıklara güle oynaya gitmeyecektir! Ulusal görevimiz diyecek, hepsi o kadar!


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı