Ağustos sonu geldiğinde,
Hatırladığım,
Önce elma ağaçlarının yaprakları sararmaya başlardı…
…
Sonbahar tez gelir,
Önce belli belirsiz hissedilir,
Ki zaten kırlangıçlar da göç etmeye başlardı…
…
Bazen havada tanımadık kuş sürüleri gelip geçerdi…
…
Lozan otobüs yazıhanesi Girne Kapısındaydı,
Otobüs ve taksi bürolarına neden “Yazıhane” dendiği de kimsenin aklını karıştırmazdı…
…
Yazıhaneydi işte.
İçinde yazılırdınız…
…
Ağustos’ta bir Pazar günü.
Otobüsler Girne Kapısı’nda hazır.
Kimisi Kuğulu Parkın önünde,
Kimisi Efe’nin kahvehanesinin orada,
Motorlar çalışır vaziyette.
İstikamet Üç Mil, Altı Mil, Altı Buçuk Mil.
Kimse, neden bu sahillerin millere göre adlandırıldığını sormazdı.
Kolay olsun diye mi bu isimler alınmıştı?
…
Otobüsler yolcularını ve yüklerini alıp hareket ettiğinde henüz sabahın ilk saatleriydi.
Kim bilir belki birkaç yol yapılırdı…
…
Erkenden deniz sahillerine gidilecek,
Herkes yerini alacak,
Ve gün boyu denizin keyfi yaşanacaktı…
…
Sadece denizin mi?
…
Otobüslerin dönüş saatleri de belliydi zaten.
Bunu herkes aklında tutar,
Saati geldiğinde dönüş için hazırlıklar başlardı…
…
O fotoğraftaki gözleri kalbime çakasım gelir…
…
Aşk mağduru gençler zaten önceden bir şekilde anlaşmış olup,
O gözlerle aynı sahillerde buluşacaklardı.
Fakat,
Hey hat,
Öyle yama değildi yanaşmak.
Öyle aleni yerde yanına varmak…
…
Uzaktan uzağa olurdu her şey.
Bir galiften bir galife.
Bir kayadan bir kayaya.
Bir köşeden bir köşeye.
Esen rüzgara sorsan anlatamaz…

…
Bakarsınız,
Denizin içinde,
Bir kenarında kız, bir kenarında oğlan,
Birbirlerine uzak,
Bakışıyorlar,
Gözleri ıslak,
Oğlan kendini belli etmek için ikide birde bir kayadan balıklama atlamakta.
Ya da,
Ne bileyim,
Kumlarda hesapta jimnastik yapmakta…
…
Her şey fotoğrafa bakar gibiydi.
Ha fotoğrafta gözlerini kalbine çakmış,
Ha denizde, kumsalda…
…
Böyle geçerdi Ağustos.
Boş kalpleri doldurmak kolay olmazdı.
Zorlu bir savaş gibiydi hayat…

…
Gün boyu bisikletle arşınlanan o yollar…
…
Dönüş yolunda Girne yolu sıra servilerin gölgesine gömülür,
Ağustosun serin akşam rüzgarları,
Otobüslerin bir camından girer, diğer camından çıkardı.
Zaten varılacak yer ırak değil,
O şehir, bir masal kitabının kapağı gibi yerinde durmakta,
Şeher dediğiniz yer kapıları açık onları beklemekteydi…
































