Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ağırıma gidiyor…

Nerede bir seçim olsa, burada beylik haberler çıkar, “falanca ülkede yeni seçilen filancanın döneminde, Kıbrıs’la ilgili politikasının değişmeyeceği öğrenildi”… Sanki herkesin derdi bizmişiz gibi…

E ama öyledir be kardeşim. Ülkelerin dış politikaları kuruldukları günden itibaren şekillenmiş, çıkarlarına göre berlirlenmiştir.

Hele de Kıbrıs gibi bir konuda kim çıkar da radikal değişiklik yapar ki…

Ama bu haberlere pek önem veren Güney Kıbrıs, zaten desteklendiği için, bunu bir propaganda malzemesi yapar.

Ve ne yalan söyleyelim, adamlar bu işi iyi yapıyor.

Sadece tanınmış olmalarının avantajını kullanmıyorlar.

Her fırsatı da leyhlerine çevirmekte üstlerine yok.

Hatta açık seçik haksız oldukları meseleleri bile…

İşte Anastasiadis… Görüşme masasını terkettikten, görüşmelerin çökmesine neden olduktan sonra ne demişti, “Suçlama oyununa girmeyeceğim”…

Oysa o günden bu yana tek yaptığı bu…

Anlaşma olsun, Kıbrıs’ın doğal kaynakları ortaklaşa kullanılabilsin diye düşünen Türkiye’nin uzlaşma gösterip, bir dönem ses çıkartmadığı alanlarda Güney’in sondaja başlıyor olması tahrik değil…

Görüşmelerin en kritik anında ortamı bozacağıni bile bile enosise sarılması da tahrik değil.

Ona göre, Akıncı’nın öne sürdüğü “sudan bahaneler”…

Bunlar tahrik değil ama, bölgenin kendisinden fazla söz sahibi Türkiye’nin bayrak göstermesi tahrik…

Manamucuk, şimdi de güvenlik endişesinden söz ediyor…

Adam tam da dediğini yapıyor, Temmuz’da başlayacak sondajı haklı çıkartmak için argümanlar oluşturuyor.

Bütün dünya, hatta BM bile, Kıbrıs’ın doğal kaynaklarının iki toplumun ortak malı olduğunu söylerken, o yine çalıp kaçmaya çalışıyor…

BM’nin temsilcisi Eide “endişeliyim” dedi diye, onu devreden çıkartıp, Genel Sekreter’e doğrudan mektup yazıyor…

O bunu göstere göstere yaparken, maalesef bizim de bocalıyor olmamız göze batıyor.

BM’de tescillenmiş bir Münhasır Ekonomik alanı ihaleye çıkartan Rum Yönetimi’ne gereken cevabın verildiğini düşünmüyorum.

Hatta daha sonra, “aman çözümü engellemeyelim” diyerek, fazla iyi niyet gösterilip, sessiz kalındığı iddiası da var… Bu iddiayı geçtiğimiz günlerde Sunday Mail’in Başyazısında okuduk.

Ama o günden bugüne tek bir açıklama da görmedik.

Bu saydıklarımı Akıncı yapmış olsaydı, vay haline…

Baştan dediğim gibi, ülkelerin dış politikaları, yıllar içinde dantel gibi örülmüş olur.

Temel çıkarlar günü birlik olaylarla değişmez…

Nasıl ki KKTC’nin kurulması ve varlığı, Kıbrıs Türk halkının iradesidir ve hükmü karakuşi bir şekilde değiştirilemezse, diğer çıkarlar için de böyledir…

“Biz bölgede aktör değiliz” demekle bitmiyor işler.

Bitmediği Anastasiadis’in konuşmalarından belli…

İzlediği politikadan belli…

Madem bu süreçte Anastasiadis hem masada görüntüsü verip, hem de atıp tutuyor, yanıtı öyle mehter marşıyla falan değil, dünyanın da anlayacağı şekilde verilmeli…

En önemlisi, Kıbrıs Türkünün varlığı ve bu kaynaklarda söz hakkı olduğu da ciddi bir şekilde ortaya konmalı. Yapmadığınız sürece kimse sizi ciddiye almaz.

Ben mantıklı, hukuka dayalı, çıkarlarımıza ilişkin yanıtlar beklerken, “kendi yolumuzu çizme” nutuklarını duydukça, resmen ağırıma gidiyor…


 

YERİN KULAĞI VAR

NİYE İPTAL ETMİYORSUNUZ?:

Yavuz çıkarma plajının özele devredilmesiyle ilgili toplumun tüm kesimlerinden yükselen tepkiler hükümeti şimdilik durdurdu. “Kararı uygulamayacağız” dediler ama, iptali için de henüz adım atmadılar. İşte bu durum kafalarda soru işaretine neden oldu. Karar yanlışsa, o zaman iptal edin, neyi bekliyorsunuz.  Dün bir tv kanalına çıkan UBP Genel Sekreteri Oğuz bile, “karar iptal edildi mi bilmiyorum” diyordu. İptal etmediler, şimdilik tepkilerin durulmasını bekliyorlar…

 

OLDU MU, SEÇİM GARANTİLENDİ Mİ:

Yazdıklarımız her gün bir kez daha doğrulanıyor. Bu hükümeti oluşturan partilerin geleneksel partizanlık ruhunun devamı olduğunu örnekleyip duruyoruz. Onlar da bize sürekli malzeme sunuyorlar. Tarım Bakanlığı’na 6 ay önce bir lise müdürünü alıp, özel kalem müdürü yapmışlar. Adam müdür maaşına ve ikramiyesine hak kazanır kazanmaz, hop onu atmışlar, ehliyet müfettişi birini bu kez aynı göreve getirmişler. Devlet fakir, devlet muhtaç, ama devletin kaynakları işte böyle hovardaca harcanıyor. Nazım Çavuşoğlu gelecek seçimi garantilemeli değil mi ya…

 

HANGİ YÜZLE:

Mahkemeler bir süredir hükümet icraatlarıyla ilgili davalara bakmaktan başka iş yapamıyor. Peki bu kadar hukuksuzluğa rağmen muhalefet ne yapıyor? Haftada iki gün Meclis kürsüsünden eleştirmekten başka? Hergün muhalefetin, “hükümet istifa, partizan hükümet, peşkeşci hükümet” zarıncamalarından bıktık. Daha bir yıl önce o koltuklarda onlar oturuyorlardı. Şimdi sokağa çıkıp da ne diyecekler…

 

YAVUZ HIRSIZ:

Rum lider Anastasiadis, BM Genel Sekreteri Guterres’e mektup göndererek “müzakere prosedürünün kurtarılması, korunması ve özlü devamının mümkün olması için Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı nezdinde müdahale” etmesini istemiş. Hani bir laf var, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” diye. Anastasiadis’in durumu da aynen böyle…

 

İNANALIM MI?:

Güneyde yapılan yeni bir anket sonucuna göre, Kıbrıslı Rumların %73.37’si iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu tatmin edici buluyormuş. 2010 yılında ise bu rakam %52 imiş. Peki ama son 7 yılda ne değişti ki, yüzde yirmiden çok Rum fikir değiştirdi. Müzakere masası ve talepler dün neyse bugün de aynı. Tek değişen, bizde Eroğlu’nun yerinde Akıncı var. Hele bir metin ortaya çıksın bakın görün bu sayı nasıl bir anda değişir. 2004’de yaptıklarını hala unutmadık…

 

ENOSİS’TEN SONRA BAYRAK KRİZİ: 

Rumların enosisi kutlama kararı, ardından mehter marşı krizi, şimdi de iki toplum arasında bayrak krizi… Rumların Beşparmak dağlarındaki bayrağın kaldırılması için imza kampanyası başlatması, KKTC’de de karşı imza kampnayası başlatılmasına neden oldu. Olay, her iki taraftaki çözüm karşıtı gruplar için  bulunmaz bir fırsat oldu. Karşılıklı suçlamalar, milliyetçi söylemler bugünlerde en son ihtiyaç duyacağımız şeyler ama, belli ki birleri düğmeye basmış, önüne geçmek imkansız…


ZİRVEDEKİLER

Özer Raif: “Bugünkü medya haberlerine göre devletimiz balıkçı, hayvancı ve çifçilere mutad ulufelerini dağıtmaya başladı. Merak ediyorum, milletin vergilerinden ödenen bu teşviklerin yüzde kaçı üreticiye intikal edecek acaba? Bol keseden ödenen bu milyonlar et ve tarımsal gıda maddeleri fiyatlarının birbirleriyle yarışmasının, vergisiz emekli maaşı çeken balıkçılarımızın tuttukları balıkların Güneye ihraç edilmesinin önüne geçebilecek mi..?”


DİPTEKİLER

TL Olan Vergiyi Dövize Çeviren Hükümet: Uçak biletlerinin üstündeki vergiler Türk Lirası ile hesaplanırdı. Aniden dövize endeklendiğini öğrendik. Ne zaman yaptılar, haberimiz olmadı.  Medyada İstanbul ya da Ankara’ya bilet fiyatlarının bin TL’ye ulaştığına dair haberler çıkınca uyandık. ‘Döviz artışından belimiz büküldü çare arayın’ dediğimiz hükümet, TL ile olanı da dövize çevirdi ve vatandaşı ne kadar düşündüğünü gösterdi. O verginin yüzde 48’ini devlet, yüzde 52’sini de Ercan’ın işletmecisi alıyor. Durduk yerde ne güzel kıyak değil mi…