Bir “paralel” benzetmesi var ki, gerçekten de ilk kez oluyor…
Ta başından, taraflar görüşlerini belli ettiler diye, iki ayrı olasılık olamaz diye düşünürdük…
Evet, Hüseyin Özgürgün’e teamül, teamül diye direttiği için görev verildi.
Diğer partiler de bunun yapılmasını istediler.
Sonradan maraza çıkartmasın diye…
Ama Özgürgün’ün başlattığı turlar, DP’ye gelince, bir anda “nafile turlar” olmaktan çıktı.
Özgürgün’ün Serdar Denktaş’a, bol bol bakanlık, hatta başbakanlık ve hatta cumhurbaşkan adaylığı önereceği haberleri vardı…
Ciddiye almamıştık…
Hem kendisi, hem Genel Sekreteri, böyle bir koalisyona uzak olduklarını söylememişler miydi..?
Serdar Denktaş, UBP ile görüştükten sonra aniden 4’lü ve 3’lü koalisyon seçeneklerini bir kez daha Parti Meclisi’nde değerlendireceklerini söyledi. Bu bana tuhaf geldi. Daha bir iki gün önce “bütün bu kargaşa, bizi 3’lü koalisyona zorlamak için yapıldı… ZORLAMA KOALİSYON YÜRÜMEZ” dememiş miydi..?
Ne bu şimdi..? Pazarlık marjı mı..? Yoksa parti içinde 4’lüye onay vermeyenler olduğu için mi kesin karar alma ihtiyacı hissetti…
Eğer 3’lüye onay çıkarsa, bundan ne anlayacağımız bellidir, DP baskıya yenik düşmüş olacak.
Ben söylemedim, “üstümde baskı var” diyen kendisiydi…
Biz yine de Serdar Denktaş’ın parti organlarından kesin yetki almak istediğini varsayarak devam edelim…
Diğer tarafta, 4 partinin yürüttüğü görüşmelerin yavaş ilerlemesi de vatandaşı bezdirmek üzere.
Farklılıkların büyük olduğunu hepimiz biliyoruz.
Tüm muhtemel sorunlar için önceden çözüm formülü hazırlamaya çalışıyorlar. “Şöyle bir sorunla karşılaşırsak, nasıl hareket edeceğiz” gibi herhalde…
Tufan Erhürman’ın önceki gün özellikle vurguladığı “Protokol” bu anlama geliyor.
Aslında yaptıkları doğru… Daha ilk sorunda birisi çıkıp, “böyle anlaşmamıştık” demesin diye.
UBP ile TKP’nin 1999 koalisyon ortaklığında, daha programın yazılmaya başlandığı anda Kıbrıs konusunda ortaya çıkan sorun gibi…
Ya da CTP-UBP koalisyonunda ortaya çıkan ekonomik protokolun uygulanması ve suyun işletimi konusunda yaşanan karşıtlıklar gibi…
O bakımdan, ağırdan almalarını anlayabiliyorum. Bu kadar detaylı bir çalışma zaman alabilir.
Ama son anda biri çıkıp da “ben şu bakanlığı istedim de vermediler” derse, bunca zamandır ortaya konan niyetin samimiyetini de ben sorgularım…
Yasal olarak önlerinde epey zaman var.
Özgürgün “yapamadım” diyerek görevi iade edecek, görev büyük ihtimalle CTP Başkanı’na verilecek, ondan sonra da 15 gün daha…
Ama öyle kritik günlerden geçiyoruz ki…
Gerginliklerden endişe eden insanlar -ki toplumun çoğunluğudur-, bir an önce geniş tabanlı hükümetin kurulup, icraata başlamasını, gerginlikleri körükleyen değil, gidermek için tedbir düşünen bir hükümete kavuşmayı beklemekte…
Bundan önce kurulan hükümetlerin hiç birinin taşımadığı kadar ağır bir sorumluluk bu…
Hem icraatsız geçen yılların telafisi, kördüğüm olmuş sorunlara neşter, ama en acili huzur…
Umarım, şu anda 4 parti de bu ağır sorumluluğun bilincindedirler…
YERİN KULAĞI VAR
NİYET VAR MI ONU SÖYLEYİN:
Yanılmıyorsam altıncı kez görüştü dört lider. Her görüşmenin ardından “umutla” bekleyenler kadar, “inşallah bozulur” diyenler de var. Aslında birkaç toplantıda bitebilecek bir konu uzadıkça uzuyor. Halbuki konu basit, niyet var mı, yok mu onun kararını verecekler. Niyet tamam olduktan sonra, çözülmeyecek sorun yok ki… Ve bu görüşmeler uzadıkça da haklı olarak vatandaşın kafasında soru işaretleri oluşuyor…
YAZIK EDERSİNİZ:
Havadis gazetesinin dünkü manşeti eğer doğruysa ve dörtlü koalisyonda sorun TDP’nin alacağı bakanlıklarda kilitlendiyse doğrusu ayıp oluyor. Özellikle de TDP’nin bakanlık kavgasına girdiği iddiaları en son düşüneceğimiz bir konuydu. Sonuçta tüm kararalar, Bakanlar Kurulunun ortak onayıyla hayat bulacağına göre, kimin ne bakanlık alacağının ne önemi var ki. Hesap soracak, yapanın yanına kar kalmadığını gösterecek bir formül, sırf koltuk sevdası uğruna heba edilirse kimse bunun hesabını veremez…
UMARIM OLMAZ:
Ben bu satırları yazdığımda, henüz Barış ve Demokrasi Yürüyüşü başlamamıştı. Hepimizin dileği, sağduyulu, sorumlu bir kitle hareketi olması. Ancak eğer kasıtlı olarak kitleyi rencide edecek marjinalliklere girişen olursa, anlayacağız ki, bunu yapanlar ülkenin huzura kavuşmasını, KKTC’de demokrasinin yaşamasını istemeyenlerdir. Çünkü bugün yeralacak bir taşkınlık, hükümet kurma çalışmalarını da etkileyecektir. Siz bu satırları okuduğunuzda dilerim tepkiler, herhangi bir gerginlik olmadan demokratik yolla konmuş, bitmiş olur…
KATILSANIZ ŞAŞARDIM:
UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu, “ Barış ve Demokrasi yürüyüşüne ne partimin ne de şahsımın katkı koyması veya katılması söz konusu değildir”dedi. Destek verdiğiniz olaylı eyleme karşı yapılan bir yürüyüşe katılmanız zaten abesle iştigal olurdu. Orada sarılıp öpeceğiniz, arkasını sıvazlayacağınız insanlar yok.
ŞİMDİ Mİ AKLINIZA GELDİ:
YDP Başkanı Erhan Arıklı, dünkü yürüyüş için kaygılarını dile getirerek, sonuçlarının vahim olabileceğini ve gerginliğin daha da artmasından duyduğu endişeyi dile getirmişti. Hani diyorum ki keşke bu endişelerini Pazartesi katıldığı eylemden önce de görüp toplumu ve arkadaşlarını uyarabilseydi. Ne o gün yaşanır, ne de insanlar yürüyüş yapma gereği duyarlardı. “Ben yaparım olur, ister tekbir getiririm, ister Meclis’e bayrak dikerim ama, siz yaparsanız gerginlik olur” söylemleri, aba altından sopa göstermek değil de nedir?
KOMŞUDA HEYECAN YOK:
Güney Kıbrıs başkanını seçmek için yarın sandık başına gidiyor. 550 bin seçmenin oy kullanacağı seçimlerde 9 aday yarışacak. Ancak yapılan tüm anketlerde Anastasiadis’in diğer rakiplerine oldukça fark attığı görülüyor. Sizin anlayacağınız seçimleri kim kazanır gibi bir heyecan yok güneyde. Çoğunluk halinden memnun görünüyor…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Dörtlü koalisyonunun kurulmasına gelince; işte tam da bu noktada bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Yükselen örgütlü gericilik ve vandalizmi ortadan kaldıracak olan dörtlü koalisyon olabilir ve bu da asli görevlerine dönüşebilir. Kıbrıs Türkü ciddi bir tehdit altındadır. Bu tehdidin ortadan kaldırılması yeni kurulacak hükümetin ilk ve başlıca icra alanıdır. Ve demokrasinin kökleşmesi, refahın yükseltilmesi, siyaset kurumuna güvenin tekrar kazanılmasıyla huzurun tesisi dörtlü koalisyon hükümetinin vereceği en iyi hizmet olabilir”…
DİPTEKİLER
Hangi Kafa Bu: Belli ki Pazartesi yaşadıklarımızdan hala ders almadık. Rum gazeteci Nikolaos Stelya’nın kuzeye geçişi, Türk polisi tarafından engellendi. Polis tarafından sadece “bugünlük” geçişine izin verilmeyen Stelya’nın kuzeye geçişinin engellenmesine, Afrika Gazetesi ve dün gerçekleşen eylemi desteklemeye yönelik attığı tweetler olduğu iddia ediliyor. Tek bir kişiden bu kadar korkan bir devlet… Ne acı…
Foto Gündem

































