Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Adanın “deli”leri

Osmanlı adaya geldiğinde, Kıbrıs artık o eski Kıbrıs olmayacaktı.

Lüzinyanların, Venediklilerin bıraktıkları kültür büyük oranda yavaş yavaş silinecekti.
Geçmişe ait ne varsa, artık bir kazıda çıkan öteberiden, bir yapının taşından, adaya gelip giden gezgincilerin notlarından anlaşılmaya çalışılacaktı.

Neticede adaya yeni bir siyasi nizam gelecek, ada kültürüne Osmanlı-Türk kültürü damgasını vuracaktı.

Vurdu da…

Lakin, Osmanlı’nın hesaba katmadığı ve aslında hiçbir zaman dikkate almadığı bir mesele vardı.
O da artık çağın değişmekte olduğu, Fransız İhtilali ile birlikte dünyaya yeni düşüncelerin yayıldığı ve giderek buharlaşma çağı ile birlikte yeni toplumsal hareketlenmelerin başlamasıydı.

Yenilikleri izlemeyen, elinin tersi ile iten Osmanlı haliyle yayıldığı topraklardan ya kovulacak, ya da güçsüz düşüp kendiliğinden kaçacaktı.

Kıbrıs’ta böyle oldu.
Güçsüz düştü.
Kendiliğinden el çekti.

Geri kalmışlık üzerine şimdiki gibi sızlanmalar, geçmişte de vardı.
Eli kalem tutan, kanaat önderleri, bu durumu deşmekten geri kalmıyorlardı.
Kıbrıslı Dr. Hafız Cemal Lokmanhekim bunlardan biriydi.
Ama ahali onu anlamıyor “Deli” yerine koyuyordu.
Dönemin “aydınları” onu çekemiyor, itip kakıyor ve neticede adadan ayrılmasına neden oluyorlardı.
Lokmanhekim’e ait olan Anı-Yaşantı adlı eser Harid Fedai ve Lokmanhekim’in ailesi tarafından İstanbul’da kurulan tarafından kitap dünyasına kazandırılmıştır.
1900’lü yılların başında Lokmanhekim şöyle diyor:
“Avrupa 1909 yılında yaşadığı halde bizler 1709 yılında olup onların düşünce ve yaşam düzeylerine oranla 200 sene daha gerilerdeyiz. Aynı topraklarda yaşayan Türkler ile Rumlar karşılaştırıldığında, ince bir terazi ile iki taraf da tartıldığı zaman, onlara oranla bizim her açıdan ne denli alçaklarda olduğumuzu gören aklı başında her kişi hayretini açığa vurmaktan kaçınmamalıdır.” 
“Şimdiki halde yüzde doksan oranında mülk ve servet, sanayi ve ticaret Rumlara geçtiğinden; Türkler artık çalım satmağı, kesip biçmeği ve saireyi bırakıp Rumlarla kardeş gibi geçinmeğe çaba göstermelidirler. Yoksa Türkler arasında ikiyüzlülük, bozgunculuk, kavga, sevgisizlik devam edecek olursa bunun zararlarından asla kurtulamayacaklardır.”

Bunun zararlarından asla kurtulamadık…

1900 yılından günümüze 114 yıl geçti.
“Deli”ler hâlâ aynı şeyi söylüyor…