Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB’nin Kıbrıs’ın kuzey’i diye bir derdi yok…

Yugoslavya’nın parçalanması 90’ların meselesi. Yani Kıbrıs meselesinden neredeyse kırk yıl sonra. Hem de bu kadar küçük parçalara bölüneceği uluslararası diplomasiyi bilenler tarafından bile tahmin edilemezdi. Neredeyse şehir devletlere bölündü.  Avrupa Parlamentosu, Kosova’yı tanımayan 5 üyesine, tanıma çağrısı yapıyor şimdi. AP’nin raportörü Ulrike Lunaçek diyor ki; “Kosova bağımsız bir ülkedir ve artık yolun gerisine gitmek mümkün değildir… Kosova vatandaşları, AB ülkelerinde olduğu gibi yolsuzluğa ve organize suçlara karşı mücadelede yararlı olmak istiyor. Kosova’nın Europol ve Interpol üyesi olmasının anlamlı olduğunu düşünüyorum” diyor. Yani Avrupa’nın coğrafyası içinde, Avrupa kurallarının dışında bir yer kalsın istemiyorlar…
Lunaçek’in bakış açısıyla bir de bizim durumumuza bakalım. Avrupa coğrafyasında, ama kurallarının dışında değil miyiz. Madem ki yolsuzluk ve organize suçlarla mücadelede AB’yle işbirliği bu kadar önemlidir, bizim de buna ihtiyacımız yok mu? Ya da onların bizim AB kurallarını benimsememize ihtiyaçları yok mu? Yani tanınmadan bahsetmiyorum, bir anlaşmayla adanın Kuzey’inin de AB müktesebatına dahil edilmesini kastediyorum…
Herhalde her ikisi de değil. Daha doğrusu küçücük bir adada, bir AB ülkesiyle sınırımız olmasına karşın, Kuzey’de ne olup bittiğinin onlar için bir önemi yok demek ki, o nedenle Kosova kadar ciddiye alınmıyoruz. Aslında ciddiye alınmayı gerektirecek bir tutum izlemiyoruz da ondan bence. Kosova’nın tanınmamışlığı demek ki AB’yi rahatsız etmiş. Bizim onlara bir rahatsızlık verdiğimiz de yok herhalde.
“Neden Kosova tanınır da, Kıbrıs konusu böyle sürer gider” diyen varsa, bu gerçeği bir daha düşünmeli bence…

 

OKUR UYARIYOR…
Toplumsal patlama yaşanacak…
Eski bir dostum aradı dün. Trafik cinayetine kurban verdiğimiz üç genç öğretmenden birinin yakınıydı. Hepimiz gibi, o da isyan ediyordu. Trafiğin bu ülkede kaç suçsuz canı alıp götürdüğünü ama, buna karşın hapishanede, ölümlü kazaya sebebiyet vermiş kaç kişinin yattığını sorguluyordu. Bu ülkede yüzlerce gencin yanı sıra bir başbakan, bir cumhurbaşkanının oğlu ve de bir de başbakanın oğlu trafiğe kurban verilmişti… Yetersiz yollar, umursuz, bilinçsiz insanlar, caydırıcılıktan uzak, tamamen maddiyata dayalı trafik cezalarıyla yollar potansiyel katliam yerleri olarak kalmaya devam ediyor.
Dostum bazı ciddi noktalara dikkat çekti;
*”Minnacık arabaların hız gösterge saatlerinde, 180-200 km yazıyor. Halbuki bu araçların 70-80 km’den sonra kontrolü neredeyse imkansız. Eğer sürücülerin hız yapmasını önleyemiyorsak, o zaman teknik önlemler almayı denemeliyiz. Örneğin ülkeye ithal edilen küçük araçların, belli bir süratin üzerine çıkmaması için teknik bir takım önlemler alınabilir. Bu otobüs ve kamyonlar için de uygulanabilir. Öyle olunca, direksiyona bir kendini bilmeyen de geçse, belli bir süratin üzerine çıkamıyor…
* Bugün hapishanelerde suçsuz insanların ölümüne neden olan, kaç “trafik canavarı” işlediği bu suçtan dolayı hapis yatmaktadır? 3-5 gün gözaltına alınıp, (o da kendi güvenlikleri için) sonra serbest bırakılmaktadırlar… 
*Ülkedeki bütün bu huzursuzluk ve felaketin nedeni, iş bilmez yöneticilerdir. Bu nedenle hükümet derhal tamamen partizanlığa dayalı üçlü kararname atamalarını kaldırmalıdır. İş bilenleri atamak yerine, iyi partili olmanın yeterli kriter olduğu bir sistemde, sorunlara çözüm bulunmasını beklemek fazla iyimserlik olur…
*Yaşananlara çözüm bulunmaz ve her şey kadere bağlanmaya kalkılırsa, toplumsal bir patlamanın yaşanacağını söyleyebilirim. Hem bu öyle bir patlama olacak ki önünde ne hükümet, ne de devlet  durabilecek…” (Y.D.)

 

YERİN KULAĞI VAR

HEP EN ÖNDELER:
Önceki gün toprağa verdiğimiz genç öğretmenlerin cenazesinde çekilmiş fotoğrafları gördüm. En ön safta yine bildik siyasi yüzler. Yıllardır bu ülkeyi kaosa sürükleyen, insanları devletlerinden soğutanlar, tüm yaşananlardan sorumlu olduklarının farkında bile değiller. Hiç sıkılmadan gidip de en ön safta yer tutuyorlar. Hani seçim günü geldiğinde işe yarar diye. Biraz onurları olsa bırakın o cenazelere gitmeyi, sokağa çıkacak yüzleri olmaması lazım…

NEREDE ÖYLE HÜKÜMET:
Bu ülkenin özellikle son yıllarda kanayan ama, bir türlü çözemediği iki yarası var. Birisi trafik, diğeri zehirli gıdalar. Hükümetlerin öyle sayfalarca program yapmalarına gerek yok. Sadece bu iki konuyu çözecek sağlam, dürüst ve korkusuz bir hükümet başka hiçbir şey yapmasa bile, inanın her seçimde bango kazanır…

BU İŞLER OTORİTE İSTER:
Ekonomik akıl diye bir şey var. Bilimsel araştırma var, sonuçlar var. İşte Güney Kıbrıs… Ekonomik krize girip sıkışınca, kamu kurumlarında elektrik kullanımını kısıtlama kararı almış. Klimalar 22 dereceye ayarlanacak, başka ısıtıcı kullanılmayacak, kapı pencere açıkken çalıştırılmayacak, mesaiden yarım saat önce kapatılacak. Aydınlatmalar da öyle. Yani bunu yapmak için alim olmaya gerek yok. Evde neyse, işte de o. Ama öyle değil işte. Böyle bir kararı denetlemek önemli olan. Bizde bunu yapacak bir otorite var mı? Yapmaya kalkan olsa,  maazallah mobbing yapıyor diye şikayet edilecek…

KAPATIN ARTIK ŞU MEVZUYU:
Eşcinsellikle ilgili yasa geçti sayılır. Sadece Ceza Değişiklik Yasası’nın tümünün oylanması kaldı. Ama tartışma bitmiyor. Öyle olunca da, yasaya karşı olanların dediği oluyor, konunun propagandası yapılıp duruyor. İşte her şeye rağmen geçti. Oy veren de belli, vermeyen de. Herkes tavrını koydu. Hala temcit pilavı gibi, yok yasanın içeriğini açıklamalar, yok yasayı geçirenlere teşekkürler. Tamam be kardeşim de bu hassasiyeti de görün artık. Yeter…

TELKİN:
Türkiye Başbakanı Erdoğan, Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında, yabancı basının önünde “KKTC Cumhurbaşkanı ile dört gün önce yaptığımız görüşmede, kendilerine yine yapıcı tavır içinde olmaya devamları istikametindeki telkinimizi yaptık”  diyor. Bunu Rumların “Türkiye’ye baskı yapılsın” talepleri üzerine söylemiş olsa gerek. Yoksa Eroğlu’nun Ankara’nın tutumundan farklı bir yol izleyeceğini düşünmek pek akıllıca değil…

ŞİKAYET DEĞİL İCRAAT YAPIN:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Kaşif yaptığı açıklamada, eksikler olduğunu ancak yol güvenliğini sağlamak için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması gerektiğini ifade etmiş. Bunları biz de biliyoruz Ahmet bey ama, gerekli tedbirleri alacak olan biz değil, sizsiniz. Oturduğunuz koltuk şikayet değil, icraat yeridir…

HELE BİR ÖĞRENSİNLER DE:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, su motorlarının elektriğinin kesilmesinden dolayı su sıkıntısının yaşandığını, ancak, söz konusu borçların ödenebilmesi için önce su motorlarına bağlı sayaçların kime ait olduğunun birlenmesi gerektiğini belirtmiş. Devleti kuralı 31 yıl olmuş ama, hala daha su motorlarının kime ait olduğunu bilmiyoruz. Aslında bilmeye de gerek yok Sayın Başbakan, biz zaten umudumuzu kestik, böyle gelmiş böyle gidecek…

ZİRVEDEKİLER
GAÜ: Girne Amerikan Üniversitesi Araştırma Enstitüsü yaptığı araştırmayla vatandaşın nabzını ortaya koymuş. Bence araştırmanın en ilginç sonucu şu; halkın yüzde 48,8’i, yani yarısı hükümetten en çok Kıbrıs konusunu çözmesini bekliyor. Ancak 2014’de çözülür mü sorusuna da, yüzde 78,3 “hayır” diyor. Manzara budur. Bu sonuçlar, önce ağırlıklı olarak CTP’ye giden oyların nedenini, ardından da yaşanan umutsuzluğu yansıtıyor… 

DİPTEKİLER
Yüzsüzler Korunuyor: Kıb-Tek’e borcu olanların listesini bekliyorduk ya, önceki gün yönetimden bir açıklama geldi, yine kurum-kuruluşlar. Oysa listede birim bazında en yüksek alacaklar, “Genel Tüketiciler ve diğerleri”nden. Yani kamu kurumu olmayanlar. Toplam 203 milyon 99 bin TL.  Diğerlerine fark atıyor. Bunun içinde oteller var, işletmeler var ve sade vatandaş yüzsüzler var. İşte ben bunu merak ediyorum. Su pompasının elektriği kesilip, faturasını ödeyen vatandaş susuz bırakılırken, bu yüzsüzlerin durumu ne oldu? Bunu bilmek hepimizin hakkı. Adam deşifre edilmeyeceğini biliyor, niye ödesin ki, o yine bir yolunu bulur…