ABD’nin 58. Başkanı seçme yarışını uzaktan, biraz da magazinsel yönüyle izliyoruz.
Oysa bu yarış, hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Dünyanın bundan sonraki en az 4 yılı, 8 Kasım’da yapılacak seçimle şekillenecek…
Başkan adaylarından biri, abartılı bir şekilde propaganda malzemesi yaptığı Müslüman düşmanlığı ile Cumhuriyetçi Parti adayı, milyarder Donald Trump…
Diğer yanda Obama’nın mirasını sürdürecek şansı yakaladığını düşünen Demokrat Parti adayı Hillary Clinton…
Dünya, adayların komik maketleri, hoş görüntüleri, yine magazinsel bir şekilde öne çıkarılan söylemleriyle meşgul edilirken, gerçek niyetler, gizli politikalardan hiç bahsedilmiyor. Örneğin ne birinin ne ötekinin uluslararası ilişkilere dair söylediği ciddi bir şey yok. Ortadoğu politikasını, ya da dünya enerji kaynakları hakkındaki düşüncelerini, Avrupa ile ilişkiler, Çin, Uzak Doğu politikalarını net olarak bilen yok. Bizler, bize gösterilen kadarıyla oyalanıyoruz.
Oysa işin gerisinde çok başka şeyler var.
Öncelikle finans konusu belirleyici…
Kağıt üstünde, Amerika’da, yabancılar tarafından seçim kampanyalarının desteklenmesi ve adayın yabancı desteklerden yararlanması yasa dışı…
Ancak, Clinton’un en büyük finans kaynağının, 500 milyon dolarlık Clinton Vakfı olduğu söylense de, kampanya bütçesinin yüzde 20’sini bazı Suudi Prensler’in karşıladığı iddiaları ortada dolaşıyor… Aynı Suudi Prenslerin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim kampanyasını da desteklediği bildirilmişti.
Diğer yandan, yapılan bir anketle, dünyayı yöneten gerçek güç olan ABD’li uluslararası şirketlerin Trump’ı desteklemeye değer bulmadıları iddia edildi… Şirketler, Obama’nın para politikasını destekledikleri için, aynen devamını istiyorlarmış… Bu şablona bir de, görüntüde Demokratların savaş karşıtlığına eklemek gerekir… Ama sadece görüntüde…
Trump ise, baştan kendi parasını harcayacak gibi görünüyorken, şimdilerde ciddi ve tehlikeli ittifaklar içine giriyor. Son olarak, “orduyu büyüteceğim” açıklaması, silah tüccarlarından destek aldığı şeklinde yorumlandı. Hele de ABD Ordusu’yla ilgili vizyonunu “güç yoluyla barış” diye tanımlaması, müthişti ve geleneksel ABD politikasının kısa bir özetiydi aslında…
Her ne kadar maskaralık, kara mizah, şaka gibi görünse de, yabancı düşmanlığının ABD seçmenini etkilediği biliniyor. Dünyanın bilmem hangi köşesindeki bir hareketin ülkeleri için tehdit olduğuna kolayca ikna edilen ve evlatlarını binlerce kilometre öteye savaşmaya gönderen Amerikalılar, Trump’ı pek de bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar…
Ayrıca, iki başkan adayından biri olabilen bir adamın, göründüğü kadar aptal olma ihtimali yok. Dikkat ederseniz, yabancı düşmanlığı ve popülist söylemler, Clinton’la bire bir kalmadan önceydi. Son düzlüğe gelindiğinde söylemler yumuşadı. Hatta Türkiye için söyledikleri bile…
Kısaca, ABD’de kim seçilirse seçilsin, ülkeyi ve hatta dünyayı yöneten bir üst akıl var.
O da uluslararası piyasaları ve politikaları kontrol eden sermaye…
Dünyanın sonraki en az 25 yılının nasıl şekilleneceği, zaten stratejik planlarla belirlenmiş durumda.
Onun için de, herkes bununla başedemeyeceğine inanmış, kaderine razı olmuş gibi…
Kimi o politikaların sonucu olarak hayatını kaybediyor, diğerleri de işin magazin tarafıyla oyalanıp duruyor…
YERİN KULAĞI VAR
BUGÜN SON GÜN:
Cumhurbaşkanı Akıncı ve Rum lider Anastasiadis, ortak açıklamaya bir gün kala ikinci turun son görüşmesini bugün yapacaklar. Yarın ise, New York öncesi iki lider, ortak açıklamayla görüşme masasında gelinen son durumla ilgili bilgi verecekler. İşte esas curcuna, bunun ardından çıkacak… Rum tarafında muhalefet partilerinin Anastasiadis’e yönelik tepkileri, kopacak kıyametin göstergesi gibi…
ONLAR DA BİZİM GİBİ:
Biz sadece, bizdeki bazı partilerin cumhurbaşkanına yönelik tepkilerini görüyor ve duyuyoruz . Aslında komşunun da bizden farkı yok. DİKO ile EDEK Başkanları, Rum Başkanlığı’ndaki toplantıyı, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorununda bilgi vermeyi reddetmesi üzerine terk etmişler. Adada anlaşma umudu arttıkça, karşıt sesler de aynı oranda yükseliyor…
ÇÖZÜM SONRASI DAHA ÖNEMLİ:
Almanya, bölünmesinin üzerinden 45 yıl geçtikten sonra yeniden birleşti. Bizim de 42 yıl doldu… Hatta 63’den alsak, 53 yıl… Esra Aygın’a röportaj veren Alman Mülkiyet Uzmanı Dr. Rodenbach mülkiyet sisteminde önceleri geri dönüş, iade düşündüklerini, ancak uygulamada sorunların sadece yüzde 23’ünün iade ile çözümlendiğini belirtti ve “Kuracağınız mülkiyet sistemi haksızlıkları korumamalı, adil olmalı” dedi. Adil bir şekilde paylaşılmayan ganimet, nasıl adil çözülecek? Çok zor. Dr. Rodenbach ekonominin canlanmasının, mülkiyet krizinin çözümlenmesine bağlı olduğunu da vurguluyor. Bence de muhtemel bir anlaşmada en önemli konu, ertesi gün başlayacak olan sorunlara getirilecek çözümler olmalı…
VİCDAN TEMİZLİĞİ:
Dini vecibemiz olabilir ama, kurban kesmeyi de katliama dönüştürmekle kendi vicdanımızı rahatlaşmış olamayız. Temiz vicdan kadar büyük ibadet yoktur bence. Hiçbir hayvanın kanı, kirli vicdanları yıkayamaz. Bunu idrak ettiğimizde inanın İslamı çok daha iyi anlayacağız. Herkesin kurban bayramı kutlu olsun…
NEREDEN BULUYORLAR:
Önceki gün Girne yolunda meydana gelen kazanın fotograflarına dikket ettiniz mi bilmiyorum. Kaza sonrası arabadan etrafa dağılan içki şişeleri oldukça dikkat çekiciydi. Büyük ihtimalle öğrenci olan kazazedelerin altlarındaki “M”plakalı arabaya nasıl sahip oldukları ise bir başka düşünülmesi gereken konu. Bir öğrenci için fazla lüks bir hayat değil mi..?
ÇOK BULDUK:
Alayköy’den geçen su hattında meydana gelen sızıntı nedeniyle iki ayı aşkın süredir tonlarca su boşa akıyor. Yıllardır suya hasret yaşayan ülkemizde bolluğa kavuştuk ya, kimsenin aklına tamir etmek gelmiyor anlaşılan. Hani bir laf var, “Arap yağı bol bulunca bir tarafına sürermiş” diye, işte biz de şimdi suyu bol bulunca şaşırdık…
































