Amerika’daki seçimler sürpriz oldu. Demokratlar hem Başkanlığı hem de Senato ile Temsilciler Meclisindeki çoğunluğu kaybettiler. Oysa kampanyalar sırasında buralara kadar gelirken bizi de üşüten öyle bir hava estirildi ki Hillary Clinton seçimleri alıp götürürken emlâkçi Trump hezimete uğrayacak! Tersi oldu Clinton tahmin edilemeyen bir yenilgiye uğradı.
Burada Amerika gibi süper bir dünya gücünün seçim sonuçlarını yorumlayacak ne bilgiye ne çapa sahibiz. En kabadayısından söyleyeceğimiz şudur: “Demek ki Amerika da yanılırmış!” Nitekim seçim kampanyaları boyunca aslında 27 Cumhuriyetçi adayın arasından çatır çatır aday çıktığı halde, “gücü ile siyasi kariyeri küçümsenen” Trump’ın sonuçta Başkan seçilmesine de şaşmamak gerekir..
Hatırlayınız Obama da bir siyahi olarak başkan seçildiğinde sandıktı ki Amerika’nın sonu geldi. Amerika’nın sonu gelmedi ama sayesinde Ortadoğu’nun sonunu getirdi! Ki Bugüne kadar baba oğul Bush’lardan, fıstıkçı Karter’lerden sonra ABD’nin başına konan en talihsiz Başkan, Dışişleri Bakanı Clinton ile birlikte Obama’dır! Giderken arkasında ABD’de hortlayan bir ırkçılık (zenci-beyaz) bırakırken, Ortadoğu’da da hâlâ yanan ve bundan sonra beterin beterinin yaşanacağı bir insanlık faciası bırakacak!
Ha Donald Trump mı? Bir Obama bir Clinton olmayacağı aşikâr. Onca karalamalara karşın eğer seçimi çatır çatır kazanmışsa biline ki artık ABD halkı Trump kafasında büyük bir değişimin sancılanmalarındadır. Ben burada, yıllardır sınıf farkından dolayı bazı Amerikalılar zenginleşip obezleşir; ötede ise artık aş iş adalet beklerken sosyalizmi de tartışmaya açan insanlar döneminin Trump’lı iktidarını görüyorum…
MONT PELERİN’E DE BAKALIM. Tabi uzaklardan izliyoruz. Doyurucu haberler gelmese de mülkiyette azıcık ilerleme olmuş falan deniyor!
Öte yandan müzakere edilecek toprak konusu da galiba bugün masaya gelecekmiş. Tabi kaçınılmaz olarak haritadan da söz edilecek! Belki garantiler konusunun üzerinden yeniden geçilecek… Sadece iki gün kaldı! Bu iki günde ne olur ki? Kırk iki yıldır çözülemeyen bir davayı beş günde mi çözecekler?
Tutun ki çözdüler ve referanduma da götürdüler. Var mı bu ülkede 42 yıl sonra evini toprağını, emeğini yatırımlarını, hayallerini aşklarını, hatıralarını sevgilerini terk edip yeniden göç yollarına düşmek için “evet” diyecek fedakâr ve cefakâr Türk vatandaşı? Varsa eğer yumun gözünüzü, “zaten bizim değildi” deyin, verin gitsin!
Tabi asıl olay bu da değil. Henüz azınlık çoğunluk mu yoksa siyasi eşitliği içeren ve kendi Kuzey kurucu devletimizde özerk yapıda bir federal sistem mi olacak onu da bilmiyoruz.. Çok kalmadı öğreneceğiz!
TAPU KADASTRO DAİREMİZİN BÜYÜK ÖNEMİ.
Müzakereler başladı sona geliniyor ne zaman toprak konusu ile elimizdeki mal varlığımız ve sınırlarımız gündeme gelse “acaba” ile başlayıp, “tahmini” ile devam eden rakamlar vermek zorunda kalıyoruz. Çünkü bu konuda da yeterli açıklamalar yapılmadı. Mesela Kuzey’de ve Güney’de Türk malı kaç dönüm toprağımız vardır? (Bazan 800 bin dönüm Kuzey’de, 850 bin dönüm Güney’de diyoruz da ne kadar doğru? Kaldı ki Rum’dan intikal edenleri de bilmek zorundayız!)
Mesela olası çözümde Kuzey Kurucu devlet yüzde 36’lardan yüzde 26’lara çekilecekmiş deniyor. Kıbrıs küçük ada. Köyleri de dizi dizi apartmanlar gibi yan yana dizilmişler yüzde 3’lük bir alanda bile iki üç köyümüz olabilir. (bu durumda hangi yöreler nasıl iade edilecek ki yüzde 26 oranlık yüzölçüm hakçasına ve en az göçmen vererek saptansın?)
Kısaca Tapu dairemiz çok önemlidir. Önemli olduğu için de Cenevre’ye giden Müzakere heyetinin içinde. Elbette konularının yetkili ve uzman kişileri. İadeler söz konusu olduğunda mesela Sn. Akıncı’dan önce söz sahibi bu “Tapu Kadastro Birimi” olmalı. O kadar olmalı ki iadeler yapılırken oluşacak sınırlar içinde kalacak topraklar, hem verimlilik hem yerleşim yönünden, Kuzey Kurucu Devletinin gelişim ve kalkınmasına en üst seviyede faydalı olsun…
ÇÖZÜM OLMASA DA: Artık Kuzey’i bir yandan “şehir planlamaları” öte yandan “emirnamelerle” kanuna kurala bağlamak gerekir bu da yine Tapu Kadastro Dairesinin görev alanındadır. Öte yandan müzakereler fırsat bilinerek artık Kuzey’e “vatanımızdır” diyecek bir bilinçle “aidiyetimizin tapusunu çakacak” seferberliği de başlatmalıyız. Şöyle ki kimselerin “zaten bizim değildi verin gitsin” diyemeyeceği bir ulusal bilinçle…
KISACA TAKILDIĞIM: (EĞİTİM BAKANLIĞININ İNSAFSIZLIĞI!)
Eğitim Bakanlığı Din Kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmenliği için, “Kamu Hizmeti Komisyonu” aracılığı ile münhal açar. Sınav yapılır ve Selçuk Genç adlı bir yurttaş birinci gelir. Ardından mülakat günü geldiğinde on dakika önce kendisine sınavın sehven (yanlışlıkla) açıldığı ve iptal edildiği haberi verilir. Zevahiri kurtarmak için olmalı, 2016-2017 yıllarında hakkının muhafaza edileceği söylenir!
Ne vaat edilirse edilsin. Bir Bakanlık, Kamu Görevlileri Komisyonu’nu sınav için seferber eder, sonra sınavda birinci gelen yurttaşa “sehven oldu talihine küs” derken adamın tüm hayalleriyle mutluluğunu yıkarsa, buna en hafif kelimesiyle insafsızlık denir! Fakat bana öyle geliyor ki bu olayın içinde başka olay vardır da dileyelim ki mağdur edilen bu yurttaşımız en kısa sürede başarısının karşılığını alır…
































