Adadaki çözümsüzlüğün baş sorumlularından birisi de AB’dir! Rum Yunan lobilerinin etkisinde kalarak Annan Planı’na “hayır” demesine karşılık Güney’i “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak AB’ye alması “siyasi gafının” aleme ibret mostralık örneğidir!
Nitekim Güney Rum liderliği 2004’ten beridir Türk tarafını ele geçirdiği bu AB silahı ile vurmaktadır! Zaten BM’leri müzakerelerde etkisiz bırakan da bu vakıadır!
O yıllarda (2004’lerde) AB’nin “genişlemeden” sorumlu komiseri Verheugen, her halde Türk tarafının “hayır” diyeceği korkusundan olacak, “evet” dedirtmek için çok tehditkâr bir açıklamayla şöyle diyordu: “Siz evet deseniz hayır da deseniz Güney’i AB’ye üye olarak alacağız!”
Böyle adamdan “politikacı mı olurdu?” Zaten hep söylenir: “Kendi ülkelerinde ne kadar işe yaramayan politikacı varsa hepsini de Brüksel’e gönderirler ki ayak içinde karıştırmasınlar!
AB’DEN BİR KAZIK DAHA YEDİK: Geçen hafta Rum tarafı sevinçten havalara fırlıyordu! Nitekim medyasının manşetlerinde o sevinçlerine neden olan haberin yansımaları vardı! Buna karşılık Kuzey her zamanki gibi kendi kabuğuna kıvrılmış kendi yarattığı sorunlarının içinden nasıl boğulmadan çıkacağını düşündüğünden bu AB patentli ve “Kazıklı” habere çok ilgi duymadı! Kısaca haberin içeriği şuydu: Bugüne kadar AB, Kuzey Kıbrıslı Türkleri “Task Force” denilen “AB’nin Genişleme Genel Müdürlüğü yetki ve sorumluluğunda” tutuyordu. Ne var ki AB Komisyonu Başkanı Juncker Türk tarafını bu “task Force”dan çıkartıyor ve “AB’nin Bölgesel Politika Müdürlüğü”ne bağlıyordu!
Bu ne demek oluyordu? Bugüne kadar KKTC tanınmamış da olsa “AB’ye aday bir bölge” olarak kabul ediliyor bu nedenle STÖ’leri ile Belediyelere parasal yardımlarda bulunulurken mesela Kuzey’de bazı restorasyonlar gerçekleştirip kanalizasyon gibi büyük projeleri hayata geçiriyordu…
Şimdi “Genişleme Müdürlüğü”nden alınarak “Bölgesel Politika Müdürlüğüne” bağlanan Kuzey mesela bu nedenle bayram yapan Rum medyasında bakın nasıl yorumlanıyordu?
“Rum Yönetiminin değişmez talebi gerçekleşti!..” “Türk tarafına yardımlar artık Bölgesel Politika Müdürlüğüne bağlı olacak!” “ “Bundan sonra Doğrudan Ticaret Tüzüğünde iddia edildiği gibi “işgal bölgeleri” AB’ye aday üçüncü ülke olarak kabul edilmeyecek!.” AB ülkelerinin bir iç sorunu olarak ele alınacak!.. (Yani AB yardımları Bölgesel Politika Müdürlüğü’ne kaydırılıp siyasileştirilirken her halde Kuzey üzerinde yeni baskı unsurları oluşturulacak!)
Nitekim bu konuda Rum Hükümet sözcüsü Hristodulidis söyle diyordu: “Özel grubun kurulduğu 2006 yılından beridir AB Komisyonunda var olan bir tuhaflık sona erdirildi! Çünkü sorun, bir üye devletin (Kuzey’in) Kıbrıs Cumhuriyetine tabi olmasına rağmen aday ülkelerin prosedüründe Genişleme Müdürlüğüne bağlı yönetiliyor olmasıdır!”
Ne var ki gene de Hristodulidis çok alicenap bir politikacı olmalı Kuzey’e dönerek diyor ki “merak etmeyin Yeşil Hat ile mali yardım tüzükleri Kıbrıs sorununun çözümüne de katkıda bulunacak şekilde çalışmaya devam edeceklerdir! Teşekkürlerimizle kabul ettik de bir de olaya madalyonu çevirip bakalım:
SORUN DEVAM EDERKEN KİM KİME HİMMETTE BULUNUR? Rum tarafı masa başında, neredeyse “verin bana Kuzey’i sorun çözülsün” diyecek arsızlıkla muzırlık içinde debelenirken, neden KKTC’yi AB’nin yardım ve yatırımları ile güçlendirecek olanaklarla donatsın? Akıl var mantık var! Bir de o akıl mantığın Türk cephesindeki esintilerine bakalım. Mesela şu Kuzey’le Güney arasında oluşturulacağı söylenen “Tahkim Merkezi.” Yukarıdaki olayla bağlantılı olması nedeniyle bir de ona bakalım:
***********
KKTC İLE GÜNEY ARASINDA TAHKİM MERKEZİ OLUŞABİLECEK Mİ? Bu konudaki çabalar bir süredir Türkiye Odalar Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile KTTO tarafından sürdürülüyor. Rum Ticaret Odasının katıldığı ve iki halk arasında ticari ekonomik ilişkileri geliştirmek amacını taşıyan çalışmalar Malta’da başlamış, Türk, Rum, Yunan ve KKTC iş insanlarının peş peşe süren toplantılarıyla nihayet somut bir sonuçla “Tahkim Kurulu oluşturulması” kararına kadar varılmıştır.
Zannedersem olay şu düşünce ile gelişmiştir: “Siyasilerin başaramadığını biz ticaret erbabı başarırız çünkü ortak çıkarlarda nasıl buluşacağımızı biliyoruz! (İnşallah diyoruz çünkü geçmişte yaşanan bir de KOP olayı vardır fiyasko ile sonuçlanmıştır!)
Tahkim Merkezi oluşturulması kararının özeti ise şudur: Kuzey ve Güney arasında tamamen siyasilerden arındırılmış, hukuki müeyyideleri mahkemeler dışına çıkartılmış, (zaten “tahkimin” anlamı o) sivil iş insanlarından oluşacak bir “Tahkim Merkezi” kurulacak. Yeşil Hat sorunlarından, ötesi ticari ve ekonomik sorunlara kadar bu Tahkim Merkezi çözüm aramak için çalışacak. (Meali şu olmalıdır: Türk Rum yoktur iki halkın ticari ve ekonomik ortak çıkarları vardır.)
YİNE NEDEN OLMASIN DİYORUZ VE EKLİYORUZ: TC, Yunanistan, Güney ve Kuzey Kıbrıs iş insanları hani bir süre önce “neden bir Konsorsiyum oluşturulmasın” dediğimize nazire, pek alâ da Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da “barış bayrağının dalgalandığı” tek yer olarak kalan bu adada “ekonomik birliktelikler” yaratabilirler. İşte su işte gaz! İşte TC’nin devasa ekonomisi… Siyasi yönden bir Federasyon oluşturulamadı, bari “ekonomik yönden bir federasyon oluşturulsun.” Kıyamet mi kopar?
Ancak: Her şey Güney’in aklına izanına bağlıdır onu da söyleyelim!
Ve Not: Bu Tahkim Merkezi Odaklı iş insanlarının yakın gelecekte Brüksel’de bir araya gelerek bir yol haritası oluşturacaklarını ve 30 gün içinde çözümü sağlayacakları yolundaki açıklamayı, dokunmaya bile kıyamadığım son yılların en nadide “siyaset incisi” olarak hatıralarımda saklayacağım!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLARI SÜRPRİZ YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR! SİBEL SİBER CEPHESİNE BAKTIK)
Öne çıkanlar geride kaldılar, arkadan gelenler öne çıktılar! “Hatırlayın Cumhurbaşkanlığı için artık adayların konuşulması gerektiği politik ortam kıvama geldiğinde dillerde ve gönüllerde kaç adayın adı dolaşıyordu?
Başta eskidikçe “şarap” gibi makbul olan Eroğlu! Sonra beş yıldır kendini Cumhurbaşkanlığına hazırlayan Mehmet Ali Talat.
Ardından Eroğlu’nun görüşmecisi Kudret Özersay.
Hatta arada Erhürman’ın, Özdil Nami’nin de adları geçtiydi… Şimdi gelin vaziyeti umumiyelerine bakalım:
BEN DE VARIM DİYEN AKINCI: Hesapta yoktu hatta unutulduydu! Bir de baktık bir zamanlar tadına vardığı için her halde hâlâ damağında olmalı, “politikacı yanı” yeniden depreşmiş, “ben de varım” diyor! Hem de bağımsız! Aslında bal gibi de TDP’li! Eh demez misiniz geriden geldi, başa geçti!
VE SİBEL SİBER: Doğrusu o da hesapta yoktu! Sonra “ne yani” demiş olacak, “etraf aday kaynıyor, tek kadın yok! Aha ben varım” deyiverdi!
Ve sürprize bakın: Beş yıldır bilenen tam günü geldiğinde CTP’den “haydi Sn. Talat buyur gel adayımızsın” teklifini bekleyen, artık bir politika duayeni olması gereken Talat, “gerekli ilgiyi görmediğim için kırıldım” diyerek adaylıktan “u” dönüşü yaparken; Sibel Siber kalmasın mı tek aday? Geriden bile gelmeden durduk yerde kal “tek aday!” Büyük ikramiye herkese vurmaz. Tek kişiye vurur, doğrudur!
SİBER’İN ŞANSI NEDİR: İlk kez bir “kadın” Cumhurbaşkanı adayı oluyor. Seçmenler politikacı taifesi erkeklerden çok çektiler. Çünkü: Sorunları çözeceğiz dediler çözemediler!
Önlerine kim geldiyse vaatte bulundular yerine getirmediler!
Kendilerini ihya etmekten fırsat bulup memlekete hizmet veremediler!
Kırk yıldır çözümü sağlayamadılar fakat hep “çözüm” dediler!
Memleketin ne kadar devlet sektörü varsa hepsini de batırdılar belediyeleri el aleme rezil ettiler!
Ne Sağlığı Sağlığa ne eğitimi eğitime kavuşturabildiler!
BELKİ! Diyoruz ki icraat yetkisi yoktur ama belki bir kadının Cumhurbaşkanı olması KKTC’nin uğuru olur da kader kısmeti artar! Neden olmasın?
GELELİM SİBER’İN DEZAVANTAJLARINA: Yine “kadınlar” olabilir, dikkat diyorum! Erkekler dünyasında olanlar, kadınlar dünyasında beterince vardır!
Zaten daha şimdiden “o kadınları” görüyorum! Şöyle diyorlar: (Söyleyemem!)
Kısaca: Eğer Siber başarır ve CTP’den aday olursa tutun ki Eroğlu ile yarışır… Hayırlısı olsun!
































