Koalisyon hükümeti yaklaşık iki yıldır görevde. Ancak geçen bu süre içerisinde ortakların toplumsal refahı sağlama yönünde beklentileri karşıladığını söyleyemeyiz.
Zaten hükümetin bir yılı atamalarla, görevden almalarla geçti.
Ardından yok seçimdi, yok parti içi kavgalardı derken bugünlere geldik.
Hazır cumhurbaşkanımızı da seçtik, artık hükümet bir şeyler yapar derken, bu kez de seçim sonuçları partilerde yeni krizlere neden oldu…
Peki ama geçen iki yılda hiç mi iyi şeyler yapılmadı mı derseniz, az bile olsa cevabımız “evet” olur. Yapılanlar yeterli miydi veya toplumun tüm kesimlerini rahatlatacak, huzur, istikrar ve kaybolan güveni yeniden sağlayacak adımlar atıldı mı, buna cevabımız ise “hayır” olur.
Hatırlayacaksınız, 2004’te büyük beklentilerle iktidara gelen CTP, 2009’da erken seçim kararı almak zorunda kalmıştı. Özellikle de ÖRP ile bir gecede kurdukları ortaklık, hataların en büyüğü olarak tarihteki yerini aldı…
2013 erken genel seçimlerinde seçmen, CTP’ye bir kez daha görev vererek onu iktidara taşıdı. Ancak, geçmişte olduğu gibi bu kez de, toplumun büyük bir bölümünde hayal kırıklığı yarattı. Bunun en büyük neden ise kanımca, devleti tanıyan, bilgi ve birikimi olan kadrolarının eksiliğidir…
Tüm bunlara Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun partisi içindeki “zayıf” yapısı, bu yüzden ortaya çıkan otorite sorunu ve parti içi kavgalar, CTP’nin hükümet dönemindeki başarısızlıklarının başlıca etkenleri olmuştur…
Seçmen CTP’ye iki dönem güvendi ama ne hikmetse muhalefetteki CTP ile hükümet koltuğuna oturan CTP arasında dağlar kadar fark var. Bu fark, hem yönetim, hem de icraat bakımından…
Aslında bu sadece CTP ile özdeşleşmiş bir durum değil. Diğer partilerin de muhalefet ile iktidar dönemi söylemlerinde büyük farklılıklar görülüyor. Halbuki seçmen partileri, muhalefetteki söylemleri ve seçim dönemlerinde verdikleri vaatlerle iktidara taşıyor. Ama yıllardır görüyoruz ki, bu vaatlerin büyük çoğunluğu iktidara gelen parti kim olursa olsun ya unutuluyor veya tam tersi yapılıyor…
Hiç kuşkusuz ki, hükümetin büyük ortağı CTP, 2013 yılında DPUG ile oturduğu iktidar koltuğunda başarılı bir dönem geçirmedi.
Sanki CTP, gündelik sorunlar karşısında, bir kaşık suda boğuldu gitti. Önce yukarıda sıraladığım kendinden kaynaklanan sorunlar, sonra da ortağının hükümet etmede herhangi bir katkısı olmaması nedeniyle, ülke sorunları için çözümler üretilemedi. En önemli icra yetkisine sahip bakanlıkları elinde tutan DPUG, hiç bir varlık göstermedi. Motivasyon ortadan kalktı.
O günlerde UBP ile hükümet kurulmasına karşı çıkanlar, bugünkü yapıya bakarak, doğru mu yanlış mı yaptıklarını değerlendirmek zorundadırlar. DP-UG, CTP’nin kendisine mahkum olduğu inancıyla, çok rahatken; bu alternatifsizlik CTP’nin yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmasına neden olmuştur. Yapacakları birçok icraatta önlerine en büyük engel, küçük ortak tarafından konulmuştur…
Sonuç olarak hayli çalkantılı geçen iki yılın ardından son seçimlerdeki başarısızlığın sorumluluğunu üstüne alarak, olağanüstü kurultayın önünü açan genel başkan Özkan Yorgancıoğlu, yaklaşık bir ay sonra, büyük bir sürpriz olmazsa görevini Mehmet Ali Talat’a devredecek. CTP Talat ile hem kamuoyunda, hem de parti tabanında kaybettiği güveni, tekrardan kazanmaya çalışacak. Talat’ın partinin başına gelmesiyle birlikte en öncelikli görevlerinden birisi, hiç kuşkusuz parti içerisindeki dağınıklığı düzeltmek, kaybolan otoriteyi yeniden sağlamak ve CTP’nin geleceğini şekillendirmek olacaktır. Ne yazık ki Özkan Bey, tüm iyi niyetine rağmen bunları yapmayı başaramadı ve geçen her gün parti içerisindeki kavgaların, adamcılığın ve ötekileştirmenin daha da artmasına neden oldu…
14 Haziran CTP için ya yeni bir başlangıç olacak veya tıpkı UBP’de olduğu gibi kopmalara neden olacaktır…
Ve yazımın başlığında dediğim gibi, CTP seçim kazanma başarısını, ne yazık ki iktidara taşımayı beceremiyor…
YERİN KULAĞI VAR
OH NE ALA:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, mazot fiyatının iki misli arttığını, bundan dolayı zam talebinde bulunduğunu itiraf ediyor. Ancak diğer yandan 12 kişilik münhal açıyor. Bunlar maliyeti arttırmıyor mu? E, yapma o zaman… İstihdam yapmazsan, maliyet de artmaz, kurum da batmaz… Yok öyle değil, o kafasına göre istihdam yapacak, biz de zamlı faturalarla ödeyeceğiz. Olacak olan bu…
YİNE KIB-TEK:
Geçen yıl temmuz ayında El-Sen personel sayısını 570 olarak açıklamış, en az 100 kişilik istihdama ihtiyaç olduğunu savunmuştu. Nitekim, eylül ve aralıkta 110 istihdam yapıldı. Personel sayısı 700’e yanaştı. Yetmemiş olsa gerek ki, şimdi 12 istihdam daha. Üretimin sadece yarısı Kıb-Tek’in. Diğer yarısı özel sektörün. Buna rağmen 700 personel… Korkarım sonu KTHY gibi olacak… Hem de göstere göstere…
SOYADI GİBİ “CESUR”: El-Sen Başkanı Cesurer, soyadı gibi “cesur” çıktı. Baksanıza Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’in görevden alınması halinde, ülkeyi karanlığa boğacaklarını söylüyor. İyi de siz bu gücü nereden alıyorsunuz Sayın Cesurer, 300 bin kişiyi tehdit etme cesaretini nereden ve kimden alıyorsunuz?.. Kusura bakmayın ama sadece bu tehdidiniz bile başlı başına bir suç teşkil ediyor…
DUYAN DA İNANACAK:
UBP Meclis Grubu, tabanda yükselen istifa seslerine rağmen, genel başkan Hüseyin Özgürgün’ün istifa etmesini gerektirecek bir durum olmadığını ve kendisine güvendiklerini açıklamışlar. Peki ya sokaktaki binlerce partili ne düşünüyor acaba? Bu 18 kişinin sokaktan haberi yok herhalde. Ya da, “kurultaya kadar daha da yıpransın ki, gidişi kolay olsun” düşüncesindeler. Yoksa, son üç seçimde başarısızlığı çok net olan Özgürgün’e niye destek versinler ki..?
FİLLER KAVGA EDECEK DİYE:
Şehit Ertuğrul İlkokulu’ndaki grev sonunda öğretmeni öğretmenle karşı karşıya getirdi. Haftalardır grevde olan okulda, mağdur olan öğrencilerin velileri de taraf oldu. Şu anda eğitimin yarım yamalak yapıldığı okulda bir kısım öğretmen, sendikanın grev kararını uygularken, diğer bir kısım öğretmen ise eğitimin sürmesinden yana. Bu karmaşa içerisinde olan yine çocuklara oluyor. Kısacası filler kavga edecek diye çimler eziliyor ama kimin umurunda…
BİR TÜRLÜ OLMUYOR:
Mehmet Harmancı kaçıncı belediye başkanı bilmiyorum ama gelmiş geçmiş tüm başkanların korkulu rüyası aşırı yağışlar olmalı. Her yeni başkan döneminde, “Lefkoşa artık yağmura teslim olmayacak” sözlerini öyle çok duyduk ki. Hem de sadece başkanlardan değil, diğer siyasilerden de. Sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır. Yılların sorunu için Harmancı başkanı suçlamak ne kadar yanlış olsa da, vatandaş çözüm bekliyor. Devletin de konuya el atıp, başkana yardımcı olması gerek… Adı bayındırlık olan bir bakanlık var ve sorumluluk, Belediye kadar onun da omuzlarında…
ZİRVEDEKİLER
Özkan Yorgancıoğlu: Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, yeni istihdamlar yapsın diye, elektrik ücretlerine zam talep ediyor. Üstelik de fiyat analizi bile yapmadan… Bir de, “Ben çırak değilim” buyuruyor. Başbakan dün kendisine verdiği yanıtta, “Kendilerini çırak olarak görmediklerini iddia edenlerin, hükümeti de kendilerinin belirlediği fiyatı kabul etme makamı olarak görmemeleri gerekir” dedi. Umarız akıl yolunda devam ederler. Vatandaşın görmek istediği hükümet, böyle bir şey…
DİPTEKİLER
Serdar Denktaş: Dövizin yükselişi, vatandaşı yok olmanın sınırına getirdi. Herkes geçmişteki gibi, faizlerin sınırlanması ya da müteahhitlerle anlaşma, ya da okulların dövizi sabitlemesi konusunda hükümetten bir icraat beklerken, Ekonomi’den sorumlu Bakan Serdar Denktaş “dövizle borçlanmayın, borçlarınızı yapılandırın” gibi akıllar verdi. Zaten perişan olan insanlar da sosyal medyada kendisine veryansın ettiler. “Yeni politikalar geliştirmeye vaktimiz yok” diyen bakandan da başka bir şey beklenmezdi zaten…
































