Türkiye’de genel seçimler yaklaşıyor.
Bakıyorum, partilerin dilinde halkın en yakıcı sorunları var.
İşsizlik, fakirlik, işçi, memur, emekli maaşları, asgari ücret, devlet kaynaklarının çarçur edilmesi, barış, huzur ortamı, geleceğe dönük iç ve dış vizyonlar.
Kimin ne yapacağını ya da ne yapamayacağını bir bakışta anlıyorsunuz.
Hangi parti olursa olsun, devletin tüm verilerini elde etmiş, onların üstünden dersini çalışmış, yapılanı, yapılmayanı anlatıyorlar.
Dağdaki çobanın sürüsündeki hastalıktan da haberleri var, filanca köyün muhtarının yediği halttan da…
Biz de yenile bir seçimden çıktık. Vatandaş, değişim istediğini avaz avaz haykırdı. Hem de ilk kez değil. Son üç seçimdir yaptığı gibi. Bundan on sene önce oy vermeyi asla aklından geçirmediği ideolojilerin adaylarına oy verdiler. Belki düzelir diye gençlere oy verdiler. Yıprananı siyasetin dışına ittiler.
Peki bu mesajı hakkıyla anlayan var mı? Daha doğrusu kafa yorma zahmetine giren?
Pazartesi gününden beri bakıyorum, partilerde çalkalanmalar başladı. Biz de zannettik ki, “tez-anti tez” çarpışacak, adam gibi bir sentez çıkacak.
Yok, hiç de öyle değil maalesef.
Kafalar gençleşse de, hala feodal anlayışlar, hala ağalık düzeni…
Dertleri isim değiştirmek. Yenilenmeden anladıkları bu.
Yeni politikalar değil.
Oysa, “Ahmet’i götür, Mehmet’i getir” değil ki vatandaşın talebi.
Çöken, istenmeyen, değişmesi istenen şey, partilerin politikaları. Hem çağa, hem de insanların ihtiyaçlarına uygun bir değişim ve yenilenme…
Ama Allah aşkına şu anda UBP ve CTP’deki kavgalara bir bakın…
Parti başkanları, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylarını seçtirme başarısı göstermedikleri için suçlanıyorlar. Oysa vatandaş hiç de buna göre vermedi oyunu. “Değişim” dedi, hem de radikal…
Onu at, öbürünü getir, ne değişecek? Gelen, gidenin bıraktığı yerden devam edecekse ne anlamı var…
Bugün iç tartışmalar yaşanan UBP de, CTP de son 5 yılda iktidardaydılar.
Kamunun, devletin tüm gelirlerini sömürmesine bir çare olabildiler mi? Yeniçeriler gibi sürekli kazan kaldırarak, sadece kamu için hep daha fazlasını isteyen sendikalara “adaleti” hatırlatan oldu mu? Kamu-özel sektör arasındaki uçuruma, hiç olmazsa sosyal haklar bakımından bir yakınlaşma sağlanabildi mi?..
Fakirlik, yoksulluk son yıllarda, bu adada hiç olmadığı kadar yaygınlaşırken, kim bu konuda bir politika üretti ki…
Daha önce de yazmıştım; eldeki en son veri 2008’e ait. En üst gelir seviyesindeki azınlık, milli gelirin % 40,2’sine sahipken, en alt gelir seviyesindekilere düşen sadece % 6,9’muş. Büyük uçurum. Peki, 15 bin dolar olarak açıklanan kişi başına düşen milli gelirin dağılımındaki adaletsizliği masaya yatıranı hiç gördünüz mü?
Devletin hala daha narenciye paketlemesinden, gübreye, sütten, patatese garip işlerin içinde olmasına, sübvanseler, teşviklerle sosyal adaleti bizzat kendinin bozmasına karşı bir planı olan?
İşte tüm bu çarpıklıkları düzeltecek, ayakları yere basan, ezber bozan, radikal tedbirler almayı öngören bir vizyon gördünüz mü?
Ya da sorunlar bu kadar açıkken, neşter vuracak cesarete sahip olanları?
Adam değiştirmekle, isim değiştirmekle hiç bir yere varılmıyor. İşte partilerin içlerinde vatandaşın yaptığı gençleştirme hareketi ortada. Politikalar değişmeyince, isimlerin değişmesi bir yarar sağlamıyor…
Onun için şu anda partilerin “yenilenme, değişim” diyerek birbirlerinin boğazına sarıldıkları hareketler benim için de hiç bir şey ifade etmiyor, eminim vatandaş için de…
YERİN KULAĞI VAR
DAHA NEYİ BEKLİYOR:
Görülen o ki, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün koltuğu bırakmaya niyeti yok. Genel seçimler, yerel seçimler ve son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin aldığı oylar belli. Parti resmen tükenişe doğru gidiyor. Özgürgün’ün bu tablo karşısında hala daha ısrarla partinin başında kalmak istemesini, hatta yapılacak kurultayda, yeniden aday olabileceği sinyali vermesini anlamak mümkün değil…
YENİ PARTİ İŞİ UZARSA:
Vatandaşın Kudret Özersay’dan beklentisi halen devam ediyor. Ancak kendisinin işi zamana yayacağı anlaşılıyor. Öyle olunca da senaryoların ardı arkası kesilmiyor. Eğer biraz daha uzarsa, spekülasyonlar yeni harekete doğmadan zarar verecek. Çünkü sadece iyi niyetle düşünenler yok, mevcudun aynen devamını isteyenler de var… Ve onların cebinde her zaman için ortalığı karıştıracak senaryolar mevcut…
AYIP ETTİLER:
CTP’de genel başkan ve Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun, günah keçisi ilan edilip, faturanın ona kesilmesi biraz ayıp oldu. Son iki seçimde partisini başarıyla temsil eden Yorgancıoğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tek sorumlusu olarak gösterilmek istenmesini CTP’ye yakıştıramadım. Mesela genel sekreterin, ilçe başkanlarının (Lefkoşa hariç) hiç mi bu başarısızlıkta payları yok. Özkan Bey başarılı veya başarısız o ayrı mesele, ancak bu işi “intikam” noktasına dönüştürmeleri CTP geleneğine pek yakışmadı…
DP-UG’Yİ GÖREN VAR MI:
Tüm partiler seçim sonuçlarını değerlendirip iyi kötü gereğini yaparken DP-UG’de tam bir sessizlik hakim. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde altındaki tabana hükmetmek bir yana, tamamen kaybeden DP-UG, kulağının üstüne yatıp, zamana oynamayı tercih ediyor. Bu seçimlerden en dağılmış olarak çıkan partinin, yeni bir kan arayışına gitmesi kaçınılmaz gibi görünüyor ama sorumlu mevkilerdekilerin hiç de öyle bir niyeti yok…
UYANIN ARTIK ŞU SEÇİM SARHOŞLUĞUNDAN:
Ticaret Odası’nın açıklamasını herkes bulup okumalı. Döviz artışıyla fakirleşen insanları korumak, ekonomik istikrarı sağlamak için, yapılabilecekleri sıralıyor. En önemlisi de, devletin dövizin artışından dolayı elde ettiği ek gelir. “Bundan vazgeçsin, en azından piyasayı ucuzlatsın” diyor. Bana mantıklı geliyor da, hükümetin veya adı “ekonomi” olan, fakat varlığıyla yokluğu bir olan bakanlığın buna kafa yorduğuna dair bir işaret yok. Bu Ticaret Odası’nın kendince bulduğu çözüm. Ya sizinki? Yoksa böyle bir gaileniz yok mu?
DARISI DİĞERLERİNİN BAŞINA:
Beş yıldır müzakere heyetinde yer alan Av. Oğuzhan Hasipoğlu, “Bu göreve Cumhurbaşkanımız Sn. Dr. Derviş Eroğlu ile geldim, onunla birlikte ayrılmam daha doğru olacaktır” diyerek görevinden istifa etti. Kendisini kutlarım. Ya diğerleri?.. Doğru olan Akıncı’nın kendi ekibini kurmasına olanak tanımak… Ama hayır… İlle birilerinin kendilerine “gidiniz” demesini bekleyecekler…
ZİRVEDEKİLER
Sami Kohen: “KKTC’de Mustafa Akıncı’nın yeni Cumhurbaşkanı seçilmesinin bütün dünyada olumlu karşılandığı bir ortamda, Ankara ile Lefkoşa arasındaki ‘anavatan-yavru vatan’ polemiğinin durup dururken gerginliğe yol açması, büyük bir talihsizlik olurdu. Sonuçta meselenin kapanmış olması sevindirici. Ancak bu tartışmanın bir iz bırakmaması ve bu tür retoriğin tekrarlanmaması önemli. Bunun için de -kızgınlıkla acele tepki göstermekten vazgeçmenin dışında- Kıbrıs’la ilgili yeni gerçekleri dikkate almak gerek…”
DİPTEKİLER
Zorlu Töre: “Türk ordusunu işgalci gören zihniyetin seçildiğini iddia eden Zorlu Töre, İngiliz’e, Fransız’a karşı kimlik savaşı vermeyenlerin Türkiye’ye karşı savaş verdiklerini söylemelerinin düşündürücü olduğunu vurguladı…” Ortalık bu kadar toz dumanken, yangına körükle gitmenin kime ne faydası olur ki…
































