Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Adayların TV tartışması ve değişen seçmen profili…

Seçimler öncesi yine adayların toplu olarak TV programlarına katılmasını tartışıyoruz. Hem de her zamankinden fazla…

Geçtiğimiz hafta Derviş Eroğlu’nun, Kanal T’nin programına, diğer adaylarla birlikte katılmayı reddetmesinden sonra, taraftarları, sanki ilk reddeden kendi adayları değilmiş gibi, şaibeler yaratmaya, Sibel Siber’in, geriye kalan adaylarla programa katılmayı reddettiğini yaymaya çalıştılar. Gerçek dışı bir propaganda metni, haber olarak manşetlere çekildi.
Hatta Eroğlu çıktı, “Bir aday var, diğerlerini küçümsüyor” bile dedi..
Peki o zaman kendisi niye katılmayı reddetti?
Basın toplantısında bu sorulduğunda neden net bir cevap vermedi?
Ben de şunu sorarım o zaman, diğer adayları adam yerine koymadığından mıydı,  yoksa onlarla baş edememekten mi çekindi.
Her neyse, sonra programcı Dilek Kırıcı bizzat kendisi bir açıklama yaparak, haberleri yalanladı. Eroğlu’nun baştan reddettiğini, geriye kalan adaylardan üçüne, Akıncı, Siber ve Özersay’a, birlikte program yapma önerisini “kendisinin” götürdüğünü, Sibel Siber’den de böyle bir talebin gelmediğini söyledi.
Yaratılan kirlilik medyanın güvenirliğini bir kez daha zedelerken, o da Eroğlu’nun adaylarla birlikte programlara katılmaması…
Yanlış hatırlamıyorsam, 2009 genel seçimleri öncesi de parti başkanları ortak bir programa çıkamadılar.  O zaman gerekçe, UBP’nin, Turgay Avcı’yla bir araya gelmeyi reddetmesiydi.
2010 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aynı tartışmalar devam etti. Eroğlu BRT’nin programı dışındakilere katılmayı reddetti. Aynen bu seçimde olduğu gibi.
Oysa günümüzde demokrasinin vazgeçilmez bir ögesi televizyon.  Kanaatleri büyük ölçüde değiştirebiliyor.  Seçmen birçok konuda verdiği yanıtlara göre adayları değerlendiriyor ve kararını şekillendiriyor…
Örneğin ABD’de seçim sonuçlarını belirleyen en önemli etkenin, adayların televizyonda bire bir tartışmaları olduğunu kanıtlanmış. En son 2012’de, Demokrat Parti adayı Barack Obama ve Cumhuriyetçi aday Mitt Romney üç kez bir araya geldiler. Son tartışma öncesi, anketlere göre yüzde 47’şer oy oranına sahiptiler. Ve o tartışma sonrasında Obama yüzde 51’i yakaladı. ABD’de anketler, nabzı yüzde yüz yakalamayı başardıklarından, tv tartışması sonrasında, anketler seçim sonucunu ilan etmişlerdi bile. Yine ABD’de adayların tartışma programlarına, izleyiciler de interaktif bir şekilde katılıyor, onayladıklarını ya da onaylamadıklarını bildiriyorlar. Adaylar da, seçmenler de durumu net bir şekilde görebiliyor, sağlıklı karar verebiliyorlar. Bizde ise, hala adayın ne söylediğinin bir önemi yok gibi görülüyor. Geçmişte öyleydi ya, hala öyle olduğunu sananlar var…
Eskiden, adayın hedefleri, vizyonu ya da diğer özellikleri çağdaş bir biçimde değerlendirmeye alınmazdı. Seçmenlerin çoğunluğu, sandık başında başka kriterlere oy verirdi. Ya körü körüne bağlı olduğu partisinin adayına, ya da kendi bireysel taleplerini en iyi karşılayacak olana oy verirdi. Onun için de hiç bir konuda net bir açıklaması olmayan biri, daha çok kapı çaldığı, daha çok el sıktığı, insanların bir bir ihtiyaçlarını ya da zafiyetlerini bildiği için kazanabilirdi…
Artık o günler büyük ölçüde geride kaldı. Eğitim düzeyi yüksek, tartışan, mukayese eden, geçmişin talan düzeninden mağdur olmuş ve artık kurtulmak isteyen genç bir nesil var. Yine aynı şekilde, bu sistemin ülkeye verdiği zararı bizzat görüp tecrübe eden geniş bir orta yaş kesimi. Onlar ne birinin ülkeyi satacağına, ne de bir başkasının “hemen şimdi” çözüm yapabileceğine inanıyorlar…Bu kitle, çoğunlukla bir partiye de bağlı değil ve her seçimde değişik şekillerde oy kullanabiliyor.
Boş, manipülatif tartışmalarda boğulmamak gerekiyor.
Demokrasimiz istenen düzeye yavaş yavaş geliyor. Bunun farkında olmayanlar da, zaten siyasi yaşamlarının ister istemez sonuna geliyorlar… 

YERİN KULAĞI VAR
İNSANA SAYGI:
Cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu, “Cumhurbaşkanı adayı olanları bile hor görenler, ben bu adamlarla programa çıkmam deyip, 3 kişilik bir program yapmaya kalkanlar, insana saygıyı bilmiyorlar” demiş. Ya siz Sayın Eroğlu, hiç biriyle programa çıkmamakta direniyorsunuz. Bu “insana saygısızlık” değil mi?

ÖZÜR DİLEYECEKLER Mİ: 
CTP Cumhurbaşkanı adayı Sibel Siber’e yönelik bazı gazetelerin, “Siber toplu TV programlarına hayır dedi” şeklindeki asparagas haberleri manşetlerine taşıması ve bunu program yapımcısı Dilek Kırıcı’nın açıklamalarına rağmen sürdürmeleri, amacın “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” olduğunu gösterdi. Bu tür haberlerle kendi adaylarına destek sağlayacaklarını sananlar, iş açığa çıktıktan sonra, özür dileme erdemini gösterecekler mi acaba..?

TARTIŞMAYA AÇIK OLMALI:
Adayların toplu halde katılacağı tek program yine BRT’de olacak. Beklenen, tüm adaylara tek tek aynı sorunun yöneltilerek, hazırlandıkları metin üzerinde konuşmalarını sağlamak değil, tartışmalarına fırsat verecek şekilde olması. Eğer bu yapılmayacaksa, birlikte katılmalarının bir manası yok…

TATAR DA DESTEK VERİR Mİ:
2010 yılında UBP iktidarı döneminde, emekli maaşlarından 4 ay süreyle yapılan kesintilere karşı Emekliler Cemiyeti’nin açtığı dava, yarın görüşülmeye başlayacak. İster misiniz dönemin Maliye Bakanı Ersin Tatar da mahkemeye gidip, emeklilere destek versin. Olmaz demeyin, çünkü o dönemde yaptığı kesintileri mahkemede verdiği söze rağmen ödemeyen Tatar, şimdiki hükümetten kesintilerin ödemesini talep ediyor…

KİM DAHA SEFİL:
Sendikalar, “Göç Yasası”nın kaldırılması için eylem yaparak, 2011 yılından sonra işe girenlerin aldıkları 1800-2000 TL maaş ile sefil bir hayat sürdürdüklerini söylüyorlar. Bu pahalılıkta bu söylemlerine katılmamak haksızlık olur. Asgari ücretin 1560 TL olduğu bu ülkede gerçekten sefaleti yaşayanlar memurlar mı, yoksa asgari ücretliler mi dersiniz? Çalışma şartlarını söylememe bile gerek yok sanırım…  

YASA DA ÇIKSA DENETLENMESİ ZOR:
Yasa dışı kiralık evlerin turizme kazandırıldığı haber veriliyor. Ancak yapılan, Bakanlık uhdesinde bir uygulama değişikliği. Yasal yönü yok. Aslında olsa da bir şey fark etmeyecek ki. Zaten bunu yapan internet üzerinden yapıyor ve karına bakıyor. Çoğu da KKTC’de evi olan yabancılar. Diğer yandan, mevcut vergi yasası da, denetlenmesi için yeterli. Adamın maksadı bundan kaçmak.  Bakanlığa gidip müracaat etmeyecek ki.

 

ZİRVEDEKİLER
Şevki Kıralp: “ Her iki tarafın ağzında da bir ‘yok olma’ söylemi, on yıllardır devam edip gidiyor. Sol eğilimliler mevcut durum sürerse ‘yok olacağımızı’ dile getirirken, Sağ eğilimliler ‘Rumlarla birleşirsek yok oluruz’ diyorlar. Bu ‘yok olma’ kavramı belki toplumumuz için ciddi bir gerçeklik payı taşımakla birlikte, son derece bize özgüdür…”. 

DİPTEKİLER  
Hakan Dinçyürek: Türkiye temasları sayfa sayfa gazetelerde, “Büyük, büyük” projeler. Siz, devlet memuruna piknik izni vermek gibi, havayı zehirleyen filtreye çözüm bulamamak gibi, boruları tamamlanmış, kapıya dayanmış suyun yönetimine karar verememek gibi icraatlarla nasıl inandırıcı olacaksınız ki? Kim inansın da yeni projelerden umut beklesin…