Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hükümet geri adım atmamalıdır; halkın da beklentisi budur…

 

Sendikaların grevi artık gına getirdi…
Görünen gerekçeleri, “Göç Yasası’na Hayır”…
Okullar, hastaneler, belediyeler, aklınızın gelebileceği her yer. Özellikle de okullar…
Vatandaşa sürekli çile çektirerek yapılan eylemler. Ayda bir genel grev, ama hemen her gün bir başka yerde grev eylem.
Konuştuklarında en çok tekrarladıkları söz, “Dayatmalara Hayır” ve “Kendi evimizin efendisi olmak”…
Düşünüyorum, düşünüyorum; eylemleriyle, söylemlerini bir türlü bağdaştıramıyorum.
Ne istiyorlar? 2011 sonrası işe girenlerin maaşlarının eşitlenmesini. Yani bu ne demek, zaten bütçenin yüzde 85’ini hortumlayan kamuya daha da fazla para demek.
Peki bu paranın kaynağı ne? “Eh, nereden bulursan bul”…
Kendi evinin efendisi böyle mi olunur?
Üretime yönelik, kendi kaynaklarının arttırılmasına, giderlerinin azaltılmasına, planlamaya, yeni politikalara yönelik bir şey yok. Kendi ayaklarının üstünde duracaksan, Türkiye’den para almayacaksan, ekonomini büyüteceksin. Bunun da yolu kamuya daha fazla kaynak aktarmak değil herhalde.
Ver de, nasıl verirsen ver…
Öneri yok, katkı yok, uzlaşmak, orta yol bulmak yok. Yapılan sadece devletin işleyişini kilitlemek, gözdağı vermek, tehdit etmek.
Böyle yaptıklarında halkın desteğini alacaklarını sanıyorlar. Oysa süreç hiç de öyle gelişmiyor. Aksine, halkın tepkisi kendilerine, hem de ciddi biçimde yönelmiş durumda.
Bu ülkede çalışanın yüzde 70’i kamudan maaş çekmiyor. Hani bir sendikacının dediği gibi, özel sektörde çalışan “köleler” onlar. Ve tabii onların aileleri. O insanların bu eylemlere sıcak bakmasını bekleyebilir misiniz? Ya da art niyet aramamasını.
Yalama olmuş eylemlere tepki, nefrete dönüşmüş durumda.
Pek çok insan, eylemlerin cumhurbaşkanlığı seçimleriyle doğrudan ilişkili olduğu düşüncesinde.
Gitsinler, o “kölelere” sorsunlar bakalım, kendileri hakkında, eylemleri hakkında ne düşünmekteler.
Hastaneye gidip de grevle karşılaşan hastalara, çocuğunu okula gönderemeyen, “köle” olduğu için işyerinden öyle memur gibi bol keseden izin alamayan çaresiz annelere… “Sendikayım” diyen bir tanesinin bile, özel sektör çalışanlarının örgütlenme hakları için, parmağını oynatmadığını bilen o insanlara… Ay sonunu getiremeyen on binlercesine… Master diplomasıyla asgari ücrete çalışanlara…
Bu sadece bugünün işi değil. Alışkanlıkları, her dönemde, muhalefeti yanlarına alarak, yeni bir şeyler kopartmak. Her seçim öncesi aynı terane. Hep bir sebepleri var. Ama genelde slogan hep “Kendi evinin efendisi olmak”…
Bunu söyleyip de seçimlere bir kaç gün kala aldıkları vaatçiklerle eylemlere son verdikleri, sonra da aldatıldıkları da hatırlarda ya neyse…
Yine bir seçim öncesi. Bugün de maksat aynı, iktidara vurarak, popülist kararlar almalarını sağlamak.
Hele de 6 aydır cari giderlerin kendi kaynaklarımızdan karşılandığını duydular ya, kim tutar kendilerini.
O da kamuya akacak. Başka yolu yok….
Hükümet şu anda bir direniş içerisinde. Kendilerini akıl yoluna davet ediyor. Aslında büyük bir haksızlık yapılarak, kıdemiyle, liyakatıyla, seneleriyle belli bir geliri hak edenlerin haklarından kesilerek alt baremlere veriliyor. Herkes de, toplumsal dayanışma diyerek, fazla tepki göstermiyor. Yani iddia ettikleri gibi, hiç bir şey yapılmıyor değil.
Benim dileğim, hükümetin daha öncekiler gibi teslim olmamasıdır. Bugünkü kararlı duruşunu korkmadan devam ettirmesi, seçim gailesine düşüp, yeni ve büyük bir hataya daha izin vermemesidir.
Emin olsunlar, halkın da beklediği budur…

YERİN KULAĞI VAR

KÜÇÜK HAKSIZ MI:
Eski Başbakan İrsen Küçük, Eroğlu’nun, “Siber Hanım’ı iktidar mı yapacaksınız, Cumhurbaşkanı mı yapacaksınız, o CTP’nin adayı” sözlerine, “Eroğlu CTP’yi hükümet yaptı. Bugün UBP tabanının Eroğlu’na büyük bir kızgınlığı ve tepkisi de bunlardan dolayıdır” değerlendirmesinde bulundu. Hani haksız da sayılamaz…

KAYNAK BİZİM CEBİMİZ:
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun önceki akşam UBP örgüt başkanlarına Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda verdiği yemek, birçok vatandaşın tepkisine neden oldu. Bağımsız bir adayın, bir partinin örgüt başkanlarına yemek vermesi bir yana, “Bu yemeklerin parası kimin cebinden çıkıyor” soruları da doğal olarak yanıtsız kaldı…

EN ZARARLI DP-UG:
Kim ne derse desin, seçimleri kim kazanırsa kazansın, kaybeden DP-UG olacak gibi görünüyor. Yapılan tüm anketlerde dördüncü sıraya düşen ve baraj sorunu yaşayan partide, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanabilecek yeni kopmalarla, krizlerin yaşanması bekleniyor. Dedim ya, seçim sonuçları ne olursa olsun, kaybeden DP-UG olacak…

DUYGU SÖMÜRÜSÜ:
Havadis Gazetesi’nin dünkü manşetiydi, bazı derneklerin adı kullanılarak, duyarlı vatandaşların duygularıyla oynayıp para toplama işi. Aslında yıllardır ülkede var olan bir kısa yoldan para kazanma formülü bu. Hasta çocuğum, ilaç param ve bilmem hangi dernek yararına diye belli mekanların önünde resmen modern dilencilik yapılıyor. Ama bugüne kadar kimse bunlara ses çıkarmadı. İnşallah bu yayından sonra yetkililer bir şeyler yaparlar artık…

POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ: Larnaka’nın Tarihi Türk Mahallesi’nin en gösterişli caddesiydi Piyale Paşa… Adını değiştirmişler. Bir de heykel dikmişler orta yerine. Askeri tören yapmışlar, Anastasiadis de konuşma yapmış. Öyle içim acıdı ki. Ama söylenecek bir şey yok. Biz bunu 40 yıl önce yaptık, Rum tarafı bekledi. Yapılanı ince bir politika ayarı olarak gördüm.

DERHAL GERİ ALINMALI: Hükümetin işyerleri için kömürü serbest bırakması bir felaket. Çevre konusunda sayfalarca vaat yayınlayanların bu kararı akıl almaz. Kullanım sadece işyerleriyle kalmayacak. Bakın görürsünüz, bugün ormanları kesen, sobalarda lastik yakanlar da önümüzdeki kış kömür yakmaya başlayacak. Yenilenebilir, doğayla barışık enerjiden ve hava ölçümlerinden bahsedenler, o yazdıklarını bir daha okumalılar ve en kısa sürede bu çağdışı kararı geri almalılar bence. Çevre örgütleri de işi beyanatla bırakmayıp, kararı geri aldırana kadar uğraşmalı. Sahi Çevre Bakanlığı ne diyor bu işe?

ZİRVEDEKİLER
Sevgül Uludağ: Malum, Güney’deki gençler, toplumun en fanatik kesimi. Öyle yetiştirildiler. Kıbrıs’ta sadece kendilerinin acı çektiğini, sadece kendilerinin kayıpları olduğunu sanıyorlar. 1974 öncesinden haberleri yok. Şimdi Sevgül onlara, bir program çerçevesinde, acıların karşılıklı olduğunu anlatacakmış. Bugüne kadar kayıplar konusunda yaptıkları zaten övgüye değerdi. Ancak bu son yapacağı faaliyet beni daha çok heyecanlandırdı. Belki en azından bir kısmı, anlamaya çalışır…

DİPTEKİLER
Talip Atalay: Kendisi, bir ülkedeki kamu görevinden istifa etmediği halde, başka bir ülkede milletvekili seçimlerine katılan biri… Bilmem fark edeniniz oldu mu, internette propaganda videoları dolaşıyor. KKTC’de yaşayan Türkiye kökenli derneklerin başkanları kendisini övüyor. Haydi onlar neyse de, yine kamu görevi yapan din adamları da sıra sıra övgüler düzüyorlar videolarda. Hatta aralarında “Gazimağusa Müftüsü, Lefke Müftüsü” kimliğini kullanan var. Sanki bizde müftülük makamı varmış gibi. İmamlar ve daha neler. Dinin siyasete alet edilmesi tam da bu olsa gerek…