Bugün Çanakkale Savaşı’nın 100. yıl dönümü.
Deniz yoluyla İstanbul’a ulaşamayan İngiliz ve Fransız orduları, Çanakkale Boğazı’nın Gelibolu Yarımadası’ndan kara harekatına giriştiler.
Osmanlı’nın kendi içindeki kararsızlıklar ve büyük imkansızlıklar, müttefikleri Almanların çelişkili, hatalı stratejilerine rağmen, direniş büyük bir başarıyla sonuçlandı ve İngilizlerle Fransızlar püskürtüldü…
Tarihten her zaman ders alınması gerektiğini düşünürüm.
Çanakkale denince akla önce savunmanın komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, sonra da Anzaklar gelir.
Büyük Britanya İmparatorluğu’nun bir parçası olan Avustralya ve yeni Zelanda’dan toplanan gönüllülerden oluşan Anzak ordusu, tarafından Çanakkale savaşında İngiliz ordularına destek için getirilmişlerdir.
“Türkler zayıf ve güçsüzdür, ‘barbar’ Türklerle tarihi hesabımızı göreceğiz” gibi taktiklerle toplanan bu insanlar, yine de ne için savaştıklarını bile anlayamadan ölmüşlerdir. Kendilerine verilen isim bile uydurmadır. ANZAC, “Australian and New Zealand Army Corps” kelimelerinden türetilmiş bir isim.
Bizler Çanakkale’yi “Zaferin Destanı” olarak anarız, İngilizler “Yenilginin Destanı” olarak.
Ancak savaşın kendi gerçeği bir yana sonrası daha büyük bir ders…
Tarihte herhalde bir başka komutan, ülkesini işgal için gelen yabancı orduların mensuplarına Atatürk gibi bir saygı göstermemiştir.
Savaş bitmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olmuş ve evlatlarını Gelibolu’da kaybeden ANZAK’ların annelerine birer mektup yazmış.
Mektubun nedeni, birçok annenin çocuklarını kendi ülkelerinde defnetme talebi…
Bakın ne diyor:
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız…
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Bu sözler, bugün ANZAK’ların gömülü olduğu bölgede bir anıtın üzerindedir. Ve her yıl, anma günü olarak tespit edilen 25 Nisan’da, binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelandalı genç insan, bölgeyi ziyaret etmekte, savaşın acı yüzüne inat, Türk gençleriyle birlikte gece nöbeti tutmaktalar.
Özellikle bu yıl, savaşın yüzüncü yıldönümü dolayısıyla, aylar öncesinden Çanakkale ve civarındaki tüm otellerde rezervasyonların dolduğu haber veriliyor.
Dün bir gazetede, Taşkent’teki Şehitler Anıtı’na bırakılan “AKEL” çelengini gördüğümde, bu konuda tarihteki en çarpıcı örnek olan Çanakkale ve ANZAK’lar olayını birlikte düşündüm.
Hani geçenlerde AKEL eski Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, “Karşılıklı özür dileyerek geleceğe bakalım” demişti.
Acaba AKEL taraftarları, bireysel olarak mı bırakmışlardı bu çelengi?
Malum o anıt, Rumlar tarafından katledilen Güney Kıbrıs’taki Taşkent, Tatlısu ve Terazi köylüleri için yapılan bir anıt.
Her iki taraf da benzer acıları yaşadılar. Benzer kayıpları verdiler.
Ne isterse olsun, aradan 40 yıl geçti…
Safları şiddet, sertlik, düşmanlıkla sıkı sıkı tutarak bir yere varılamayacağı bunca yılda çok açık bir şekilde ortaya çıktı…
Eğer gerçekten ortak bir gelecek isteniyorsa, bir yerden başlamak gerekir düye düşünüyorum…
YERİN KULAĞI VAR
RAKAMLAR ÖYLE DEMİYOR:
Girne Araştırma Enstitüsü, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili son anket sonuçları da gösteriyor ki, 19 Nisan seçimleri ilk turda değil, ikinci turda bitecek. Bana göre ankette bir başka ilginç nokta ise 20 Aralık ile 8 Mart tarihli anketlerde adayların hangi oranda oy artışı sağladığı oldu. Örneğin Eroğlu oyunu %30.9’dan, %32.9 çıkarmış, yani %2 artış sağlamış. Sibel Siber ise %19.7’den, %22.9 yükselterek % 3.2 bir artış yakalamış. Akıncı ise %11.2’den, %15.8 yani %4.6 bir artış sağlamış. Peki ama kararsızların oyu dağıtılırken nasıl oluyor da en çok oy Eroğlu’na gidiyor. Doğrusu ben anlamadım…
SÜRENİN DOLMASINA 1 HAFTA KALDI:
KTFF Başkanı Sertoğlu’nun, Türkiye ile KKTC arasında Türkiye liglerine giden futbolcularla ilgili yaşanan sorunun çözümü için verdiği 45 günlük sürenin dolmasına yaklaşık bir hafta kaldı. Geçen süre zarfında bırakın çözüm bulmayı, işler daha da karıştı. Şimdi gözler Sertoğlu’nda. Sürenin dolmasıyla birlikte ne yapacağı herkes tarafından merakla bekleniyor…
YAPMAYIN BEYLER:
Ya bilerek, ya da bilmeyerek son günlerde birileri Sibel Siber ile Mustafa Akıncı’yı karşı karşıya getirmeye ve iki adayı birbirine kırdırmaya çalışılıyor. Gazetelerde, televizyonlarda tek konu iki adayın taraftarlarının birbirlerine yönelik suçlamaları. Doğal olarak hedef, ikinci turda bir güç birliğini önlemek. Yani, “siz kavga ededurun, ben malı götüreyim”…
DP-UG’DEN 2-3 İSTİFA:
UBP Güzelyurt Milletvekili Kemal Dürüst, “Yıl sonunda siyasi fırtına bekleniyor” açıklamasında, DP’den istifaların yaşanacağı ve iki üç kişinin UBP’ye geçmek istediği iddiasında bulundu. Dürüst’ün, bu istifalarla birlikte hükümetin de yıl içinde değişebileceğini söylemesi, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, UBP ile DP-UG’de çok tartışmalara yol açacağa benziyor…
NEDEN EROĞLU:
Yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi için Eroğlu’na oy verecek olan UBP’lilerin büyük bir kesiminin aklında, Eroğlu’nun seçilmesiyle bir şekilde iktidara gelmek var. Hani bizim ülkenin sitemine göre de haksız sayılmazlar. Ama unuttukları bir şey var o da, tek başına hükümetteyken seçim kaybetmeleri de Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı dönemi değil miydi?
SEYİRCİYİZ, O KADAR:
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel temsilcisi Eide adada. Anastasiadis’in masadan kaçmasıyla kesilen görüşmelerin yeniden başlayabileceği konusunda “artan bir hassasiyete” sahipmiş. Bence bu sürecin en çarpıcı sonucu, masadan kalkan tarafa herhangi bir yaptırım ya da baskı uygulanmamış olmasıdır. Hatta tam aksine Eide, Anastasiadis’e hak verircesine, sürecin NAVTEX’in süresinin dolmasına da bağlamış. Canı istedi çekti gitti, canı istedi, dönecek. Biz de yeni süreç başlıyor diye heşa çekeceğiz…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik suçlamaların havada uçuştuğu bu günlerde Soyer’in bu sözleri dikkat çekiciydi: “Bir adayı mahvederek kendi adayınıza yol açamazsınız. Gönül kırmadan bu destek olmalı… CTP’liler olarak bizim kibir ya da kin beslememiz mümkün değildir. Bizi çok sert eleştirenlere sevgi ve fikirlerle karşılık vermeliyiz. Kinle değil…”
DİPTEKİLER
YÖDAK: YÖK’ün aldığı son kararlar ve bu kararların KKTC’deki üniversiteleri dışta bırakmasını bizim YÖDAK Başkanı, “YÖK’ün, KKTC üniversitelerine verdiği önemin bir kez daha görülmesi” olarak nitelemiş. Bu kabul edilebilir bir anlayış olamaz. Temel hedefi ülkedeki eğitim kalitesini yükseltmek olan bu kurumun, YÖK’ün bu kararını desteklemesi anlaşılır gibi değil…
































