Dünkü yazımızda, hükümetin iki başlı görüntüsünden örnekler vermiş, bu nedenle icraatın yapılması gerektiği gibi yapılamadığını yazmıştık.
Başbakan, dün Meclis’te, hem hükümet ortağı ile aralarındaki sorunların abartılmasından şikayet etti, ama aynı zamanda “Türkiye Futbol Federasyonu’nun FIFA’ya yazdığı mektubun içeriğini açıklamaya çekinirim, skandal olur” dedi…
O mektup ne? Serdar Denktaş’ın savunduğu mektup.
Hatta, buradan giden tepkiler için Türkiye’den özür dilediği mektup.
Her zamanki bir sorunumuz nüksetti yine…
Akıl yolunu bir tarafa bırakıp, kavga etmeyi tercih ediyoruz nedense.
Şimdi toplum sadece bir mektup konusunda bile bir kaç parçaya bölündü, saflar belirlendi, salvolar başladı. Bırakın içteki tartışmaları, durduk yerde Türkiye’ye yönelik saldırılara da vesile oldu.
Yahu durun be kardeşim, biri de çıksın işin aslını faslını açıklasın.
Kabul edelim ki ilk anda biz de aynı tepkiyi verdik. Sanki bizim takımların TFF altında maç yapması gibi algıladık durumu ve tepki gösterdik.
Neden?
Çünkü herhangi bir net açıklama yoktu.
Sadece KTFF Başkanı, kendine sorulmadan FIFA’ya mektup yazılmasını kınadı.
Şimdi Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türk futbolcuların Türkiye’ye transferinde kulüplerin zarar görmemesi adına burada TFF’nin bir temsilcilik açma niyeti olduğunu, FIFA’ya gönderilen mektubun da bu amaçla yazıldığını söylüyor.
Pekiii, dönelim başa.
Neden KTFF Başkanı’nın bundan haberi yok.
“Kişisel temaslarda sıkıntı var” diyor yine Serdar Denktaş.
Dananın kuyruğu da burada kopuyor.
Hem “Biz çağırdık” diyor, hem formülü birlikte bulduklarını ima ediyor, ama işin sahibiyle araları iyi değilmiş diye bilgi verilmiyor.
FIFA yetkililerinin girdiği Federasyon binasına, Demirören niye girmemiş, Sertoğlu’nu niye muhatap almamış, Serdar Denktaş’ın Bakanlık yetkilileriyle hazırladığı plan niye Sertoğlu’na açıklanmamış, belli değil.
Önceki gün Ankara’da halkın detayları bilmediğini söylemişti, dün de “Halkın bu anlamdaki bilgisini manipüle etmeye çalışan herkesi de kınıyorum” dedi.
Haydi biz bilmeyelim, diplomasidir, şudur budur, ya işin başındakiler, ya hükümet ortağı… Demek ki üzerinde konsensüs sağlanmamış bir icraat girişimi var. E, o zaman nasıl bir tepki beklerdi acaba? Yetmedi, bir de bu tepkilerden dolayı özür diledi. Peki o insanlara “Bizim insanlarımızın hiç bir şeyden haberi yoktu, biz herkesten gizledik, onun için böyle oldu” dedi mi acaba?
Tartışabilmek için, karşılıklı eşit bilgilere sahip olmak gerekir. Burada da tartışılan sadece yöntem ve samimiyetsizlik. Bu da doğal olarak art niyeti gündeme getiriyor, insanları endişeye sevk ediyor.
İşte sorun bu. Çok açık bir samimiyetsizlik var. Doğal olarak da herkes tepki gösteriyor.
Döndükten sonra Hasan Sertoğlu’yla konuşmuş, ikna edememiş… Başbakan’a da daha bundan sonra izah edecekmiş ve onun ikna olacağına eminmiş.
Artık ikna olup olmamak Başbakan’ın sorunu. Hala daha “Ortağımızla aramızda tartışmalar olur, bittik, battık diyemezsiniz” diyebilir. Kendi bileceği iş.
En azından biz de bilelim ki, kendi içinde konsensüs sağlayamayan, birbirinin arkasından iş çeviren iki ortak vardır ve niyetleri ne kadar oturabilirse, orada oturmaktır…
YERİN KULAĞI VAR
BAŞVURULAR BUGÜN: 19 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylar, resmi başvurularını bugün yapacaklar. 4 adayın öne çıktığı 19 Nisan seçimlerinde, ikisi partili, 7 aday yarışacak. Eroğlu, Akıncı, Özersay, Kırdağ ve Ulaş bağımsız. Siber ile Onurer ise, parti adayı olarak 19 Nisan seçimlerinde kazanmak için yarışacaklar…
ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın, TFF konusundaki tutumu nedeniyle “Anadolu” halkından özür dilemesi, neredeyse toplumun tüm kesimlerinden tepkiyle karşılandı. Tepkilerde Denktaş’ın, Kıbrıs Türk halkı adına özür dilemesi hakkına sahip olmadığı belirtildi. Hani derler ya, “özrü kabahatinden büyük” diye, işte Denktaş’ın durumu aynen böyle…
ÇAVUŞOĞLU ŞAŞIRTTI:
TFF’nin KKTC’de şube açma konusunda en ilginç şeyi dün Nazım Çavuşoğlu söyledi. Partisinin başkanının normal bulduğu ve destek verdiği bu uygulamaya karşı çıkan Çavuşoğlu, daha önce imzalanan Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın KKTC’de şube açmasını da hatırlattı ve “Şubeciliğe karşıyım” dedi. Sağlık Bakanı Gülle bile bu açıklamaya şaştı.
BAŞBAKAN İŞİN KOLAYINDA:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, “TFF’nin tutumu yanlıştır” diyor. İşin kolayına gidiyor. Peki TFF’ye bu aklı veren, o planı hazırlayan kendi ortağı, kendi memurları… “Haberim yok” deyip işin içinden sıyrılamaz. “Neden haberin yok” diye sorarlar adama…
ZAMANI MIYDI: Alpay Durduran’ın, “Bizi partiden Akıncı attı” açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Buna karşın Akıncı ise bu açıklamalara, “Biz atmadık, o atılmak için herşeyi yaptı” sözleri cevap verdi. Bir dönem kader birliği yapan ikilinin özellikle de cumhurbaşkanlığı sürecinde böylesi bir tartışmaya girmeleri hiç hoş karşılanmadı. Gerçekten de yıllar öncesi yaşanan bir olayın şimdi seçim dönemi kullanılması gerçekten de şık olmadı.
VAATLER HAVADA UÇUYOR: Seçimler yaklaştıkça adaylar oy uğruna yerine getiremeyecekleri sözler vermekten çekinmiyorlar. Birisi, hem “anlaşma istiyorum” diyor, diğer yandan “tek karış toprak vermem” demekten de çekinmiyor. Bir diğeri Maraş’ı gündeme getirip, Aplıç ve Derinya kapılarının açılması gerektiğini söylüyor, bir diğeri CAS çalışanlarına iş sözü veriyor. Nasıl olmasa yıllardır verilen sözlerin yerine getirilmediğini, kimsenin de hesap sormadığını biliyorlar. Onun için at atabildiğin kadar, nasıl olmasa günün sonunda hesap soran olmayacak…
ZİRVEDEKİLER Oğuz Köse: “Özür dilemeniz gereken biri varsa o da kim biliyor musunuz; 40 yıl yolladığı yardımları yandaşlarınıza peşkeş çekip yediğiniz ‘Anavatan’dan’…Kimden mi? Yıllarca sizin gibi siyasetçileri çekmek zorunda bıraktığınız ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkından’… Ha bir de unutmadan;
mümkünse sen özür bile dileme, özür dilemenin iki kuruşluk bir erdemi vardı, onu da yok ettin,
bayağılaştırdın…”.
DİPTEKİLER
Kaş Yapayım Dernek Göz Çıkartmak: Serdar Denktaş’ın yaptığı tam da bu. Toplum güvenini bir kez daha kaybetti. Gereksiz yere bir kere daha bölündü. Durduk yerde Türkiye’ye saldırılar için ortam yaratıldı… FIFA’ya rezil olduk… O da yetmedi, Rum’un eline malzeme verildi. Maksat üzüm yemek miydi, bağcıyı dövmek miydi, onu da anlayamadık. Sabotaj gibi…
































