Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Seçimlerin anatomisine devam…

Son iki yazımda, 1976’dan bugüne Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dökümünü vermiştim.
Yazımı okuyanlar, yorumlarını da getirdiler sağolsunlar…
Bugün bunlardan bazılarını sıralayacağım…
Şu anda seçmen sayısı ve yaş oranlarını tam olarak bilmesek de, her seçimde  yaklaşık 10 bin kişi 18 yaşını doldurup, seçmen listelerine kaydoluyor…
Bu gençlerin büyük bir kısmı, kırk yıllık “körü körüne partici” zihniyetten uzak…
Bunlarla birlikte, mevcut siyasi ortamdan artık bıkkınlık duyan, partilerle doğal ilişkisini kesmiş, sürekli olarak yenilik arayan ve bu nedenle her seçimde başka adaylara oy veren en az yüzde 25’lik bir kesim var.
Adaylara ve seçimin niteliğine göre bu sayı artabiliyor…
Yani artık seçim sonucunu belirleyen, bu kesim…
Anketlere baktığınızda, “kararsız” oranının da buna yakın olduğunu görebiliyorsunuz.
Bu sessiz çoğunluk, artık fanatik partili olmadığı için, tarafını belli etmiyor ve görevini sandık başında oyunu vererek yapıyor…
Bunu bazen kızgınlıktan, intikam almak için yapıyor; bazen de umudun peşinde, gerçekten iyi olduğuna inandığı adaya yöneliyor….
Anketlerde kararsız görünen oyların yüksekliğinin bir nedeni de, toplumsal yapımız.
Kimse inkar etmesin, ne yazık ki, hala feodal bir toplumuz. Herkes birbirini tanıyor. Siyasilerin, her bir bireye ulaşabilme, baskı uygulama olanağı var. Tutumunu değiştirene bir telefonla ulaşıp, haydi kibarca söyleyelim “ikna” etmeye çalışıldığını biliyoruz. Onun için insanlar isimleri sorulmasa bile, anketi cevaplarken, çok da özgür davranmıyorlar. Hatta sandığa gidene kadar, yakınlarına bile niyetini açıklamayan bir çoğunluk var…
1976-2010 seçimlerinin genel gidişatına bakıldığında, ilk yıllarda sağ ve sol oyların kilit görüntüsünün, giderek bozulduğu açık seçik ortaya çıkıyor…
Bugünlerde de çoğunluğun, en az iki aday arasında gidip geldiğini görüyorsunuz.
Konuşmaları, toplantıları, bölge ziyaretlerini sessizce uzaktan izliyorlar, gazeteleri, televizyonları takip ediyorlar, sürekli soru sorarak anlamaya çalışıyorlar…
Özellikle de bu seçimler, bir cumhurbaşkanlığı seçimi olmasına rağmen, halkın beklentisi çok daha fazla. Geçmiş tecrübelerinin ışığında,  icraatı da denetleyebilecek birini arıyor…
Ben bunu halkın kendine güveninin artmaya başladığı, iradesine sahip çıkmaya başladığı şeklinde yorumluyorum…
Öyle geçmişte kalan, “kritik dönemler”, “vefa”, “ben size bunları verdim”, “beni seçmezseniz başınıza bunlar gelir” kandırmacalarına inat, bağımsız ve şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkabiliyor…
Bunu da, o genç nüfusun başardığını, hatta yakın geçmişte fanatik partili olan ailelerini de etkilediklerini düşünüyorum.
Bir başka tespit de şu;
Partili olduğu açık seçik ortada olan bir adayın, bağımsız olarak seçime katılması, seçmen tarafından, en baştan bir aldatmaca olarak algılanıyor…
Bunun bir örneği, 2005 seçimlerini CTP adayı olarak kazanan Mehmet Ali Talat’ın, 2010’da bağımsız aday olarak katıldığı seçimi kaybetmesi…
Bugüne geldiğimizde, UBP’nin 25 yıl başkanlığını yapan ve geçtiğimiz seçimlerde UBP adayı olarak kazanan Derviş Eroğlu bu kez “bağımsız” aday olurken, yine iki kez TKP adayı olan Mustafa Akıncı, TKP’nin devamı olan TDP’nin adayı olmak yerine, “bağımsız” çıkıyor. Kudret Özersay’ın, “bağımsız” kimliği tartışmasız… Son olarak CTP, Talat örneğinden sonra adayını bu kez bağımsız çıkartmıyor ve Sibel Siber, halkın karşısına parti kimliğiyle, CTP adayı olarak çıkıyor…
Kısacası toplum, çok açıktan olmasa da, sessiz ve derinden bir değişim içinde. Son bir kaç seçimde açıkça görülen bu eğilim, bence çok yakında geçmişin çarpık ilişkilere dayalı sistemini yıkacak, Kıbrıs Türk siyasetini doğru raya oturtacaktır…

 

YERİN KULAĞI VAR

YA ARKADA BIRAKTIKLARI: Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu; “Bir ülke kendi kadınlarına önem vermezse gelişmesi mümkün değildir. Geçmişte başkanlığını yaptığım siyasi partide de kadınlarımıza büyük önem verdik. Dünya koşullarında baktığınızda ülkemizde birçok kadının önemli görevlere geldiğini görüyoruz. Kadın vekilleri Meclis’e ilk sokanlardan birisiyim de” dedi. Bir de siyasi mevta yaptıklarını söylese nasıl olur acaba..?

HALK FAKİRLEŞİRKEN, REKLAMLARA TRİLYONLAR:
Döviz aldı başını gidiyor. Asgari ücretin 4 ay önce 115 lira artmasını ve memurun HP adı altında aldığı ortalama 30-40 lirayı saymazsak, sadece son 2 ayda, yüzde 11 fakirleştik.  Halkın büyük çoğunluğu döviz mağduru. Herkes başını ellerinin arasına almış ne yapacağını düşünürken, yollar sokaklar milyonlarca lira harcanan seçim afişleriyle dolmaya başladı. Bunu gören insanların o adaylara sempati duymasını bekleyebilir misiniz? Böyle bir ortamda “illa da beni seçin” diyerek gözümüze sokulan reklamlar, tam tersi etki yapıyor. Adayların bilgisine…

KAVGADA BİLE GİTMEZ:
UBP Genel Başkanı Özgürgün diyor ki; “bunlar zaten devleti, KKTC’yi kabul etmez, zaten iş başındadırlar, iş başında olmalarının nedeni devleti yıkmaktır…”… Yani CTP, KKTC’yi yıkmak için iktidar oldu diyor. Özgürgün, hala daha soğuk savaş dönemi söylemlerinden kurtulamamış anlaşılan. Kim neyi yıkacak, Allah aşkına vazgeçin bu tür söylemlerden, inanın hiç hoş olmuyor…

HER TARAFI FİYASKO:
GİFA Holding adıyla açılan ve tam olarak ne yapacağı bile belli olmadan 300 kişi istihdam edeceğini açıklayan şirketin fiyasko olup olmadığı ta başından tartışılmıştı. Yine de, yüzlerce insan da bir umut, kapısına yığıldı. Şimdi kapanışı daha ilginç oldu. Efendim, Bayındırlık Ulaştırma’ya bağlı Telekomünikasyon Dairesi’nden bir memur Alo 125 hattını “yanlışıkla” bu şirkete vermiş. Sanki basit bir hataymış gibi…. Şimdi Bakanlık bu hattı kapatınca, şirket de tüm çalışanlarını kapının önüne koymuş… Neresinden tutarsan skandal. Hangi birine şaşalım…

BAKALIM NE SONUÇ ÇIKACAK:
Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Başbakan’ın başkanlığında toplanmış ve reel sektörle sürekli temas içinde olma, ayda bir toplanma kararı almış.  Sanırım bunun nedeni, son dönemde sanayici ve işadamlarının, devletin hantal yapısı ve reel ekonomiden uzak, kamu ağırlıklı işleyişinden şikayetlerini arttırmaları… Büyükelçi’nin  de bu tesbitlere katıldığını söylemesi başka bir etken olsa gerek. Zira bu Kurul, Türkiye ile imzalanan 2013-2015 Ekonomik Programı çerçevesinde oluşturulmuştu. Umarız, dostlar alışverişte görsün toplantıları olmaz…

SEVİNEYİM Mİ, ÜZÜLEYİM Mİ:
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, bir erkek olarak, birçok kutlama mesajı aldığıma sevineyim mi, üzüleyim mi inanın bilemedim. Bu günü kendi siyasi geleceği için fırsat sayan birçok siyasinin, kadın-erkek ayırımı yapmadan kutlama mesajı göndermesi, bana ilginç geldi, Öyle sanıyorum  ki bu arkadaşlar kadın-erkek eşitliğine o kadar çok inanmışlar ki, ayırım yapmadan mesaj göndermeyi uygun bulmuşlar…

ZİRVEDEKİLER

Ferdi Sabit Soyer:  “Osman Ertuğ hastaydı, Ergün Olgun da yanımızda olmuş olmasına rağmen, adı gelmedi aklımıza, aldık müzakereci olarak Kudret’i. Sen müzakereciyi böyle 7 bin günlük Başbakanlık tecrübesi olmakla övünen bir siyasi hareketin temsilcisi olarak böyle mi saptıyorsun? Tesadüflerle… Biri hastaydı, öbürü bilmem neydi.”

DİPTEKİLER
Hasan Taçoy:  Gifa Holding’te 50 kişinin işine son verilmesine neden olan olay için konuşan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Taçoy, dairedeki memurun bir hata neticesinde, “Alo 125” hattına onay verdiğini ve bundan dolayı hattı iptal etmek zorunda kaldıklarını söyledi. İyi de bu kadar zamandır akılları neredeydi? Yapılan onca işlem sırasında kimse uyanmadı mı..? Ha bir de o hatanın bedeli ne olacak?