Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Seçmenin sorgulaması gereken…

 

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu soruyor;
“Talat ve Hristofyas Kıbrıs sorununu niye çözemediler?”…
Yanıtını da kendisi veriyor; “Çünkü Rum tarafının aşırı istekleri var”…
Durum bu olduğuna göre, kendisinin “uzlaşmaz” olarak suçlanmaması gerektiğini savunuyor.
Mehmet Ali Talat’ın da bu konuda geçtiğimiz gün söyledikleri vardı.
O da “Aşırı isteklere hayrı denilmeseydi, Talat döneminde zaten çözüm olurdu” diyordu.
Her ikisinin söylediğinden de ortak bir sonuç çıkıyor, çözüm kapısını kilitleyen Rum tarafı…
Şu anda herkes cumhurbaşkanlığı seçimlerine Kıbrıs konusu gözlüğüyle baksa da, adaylar birbirlerine Kıbrıs konusu üzerinden göndermeler yapsalar da, aslında Kıbrıs konusunda gerçekten kimsenin “Haydi hemen şimdi” diyerek, sonuç alması mümkün değil.
Nasıl ki 40 yıldır değildi, yine değil.
Ömrü billah çözümsüzlük için sadece ve sadece Denktaş’ı suçlayan sol kesim de, yetki ellerine geçtikten sonra, esas uzlaşmaz olanın Rum tarafı olduğunu görmüştü.
Talat’ın söylediği bu.
Hatırlayın 2004 sonrasını…
Çözüm hemen şimdi diyerek yola çıkıldı. Niyetler tamamdı. Karşıda da katı milliyetçi Papadopulos’tan sonra, aynı ideolojik kökenden gelen Hristofyas kazanmıştı.
Olmadı.
Ama Sayın Talat bunu demagoji konusu yapmadan, dümdüz kabul ediyor.
Geçtiğimiz gün de yazdım. Kıbrıs konusunda demagoji yaratmak her zaman birilerinin işine geliyor.
Eroğlu, rakiplerini “iş bilmezlik” ve “tecrübesizlik”le suçluyor, devlete sahip çıkmayacaklarını iddia ediyor. Kendisinin Denktaş ekolünden geldiğini vurguluyor, vurgulatıyor.
Diğerleri de Eroğlu’nun masadaki pasifliğine vurgu yapıyorlar.
Kim ne derse desin, ya da kim gelirse gelsin, Rum tarafı anlaşmaya hazır olmadıkça, yapılacak olan bir tek şey var, o da iğneyle kuyu kazmayı sürdürmek…
Seçmenin sadece buna odaklanması lazım.
Bu kuyuyu en iyi kazabilecek olan kim…
En iyi manevra yapabilecek olan kim…
Sesimizi daha çok duyurabilecek kim…
Derdini en iyi anlatabilecek olan kim…
Kimin vizyonu var…
Bence aranan nitelik, bu saatten sonra “milliyetçilik-vatan hainliği” falan olmamalı.
Bunların modası da geçti, çağı da.
Hatta artık duyanlarda, inanmayı bir tarafa bırakın, nefret uyandıran söylemler bunlar.
Kavgayı çağrıştırmakta…
Vatandaşı bölerek, cephelere ayırarak siyaset yapamamanın yöntemleri bunlar…
Eğer hala daha bu kriterlerle oy verilecekse, hepimize yazıklar olsun…

YERİN KULAĞI VAR
HODRİ MEYDAN: CTP’nin Cumhurbaşkanı adayı Sibel Siber, Eroğlu’nun kendisine yönelik, “bir şey bildiği yok, eline verdikleri kağıtları okuyor sadece” sözlerine karşılık “İstediği ortamda, kağıtsız dosyasız her konuda tartışmaya hazırım” diyerek, meydan okudu. Eroğlu, Siber’in bu meydan okumasına karşılık ne yapacak dersiniz? Kabul edip Sibel hanımla toplum önünde tartışacak mı, yoksa kulağının üstüne yatıp, duymazdan mı gelecek..?
PROPAGANDA HIZ KESMİYOR: Cumhurbaşkanı adayı Eroğlu bölge ziyaretlerini sürdürürken, bayan Eroğlu da kadınlar arası temaslarla seçim yatırımlarını sürdürüyor. Özellikle kadın örgütlerinin bayan Eroğlu’nun daveti ile sarayda ağırlandıkları ve nisan ayında yapılacak seçimlerinde Derviş Eroğlu için destek istendiği haberleri geliyor. Hatta telefonla aranan hanımlara, “sayı önemli değil, kalabalık gelin” de deniyormuş…
YASAMA YAVAŞLADI: Meclis’in pazartesi oturumları Yasama’yla ilgiliydi. İç Tüzük değiştiğinden beri, pazartesiler de genelde gündem dışı konuşmalarla geçiyor. Genel kurula doğru dürüst yasa gelmiyor. Dün Bakanlar Kurulu 3 yasa tasarısını Meclis’e gönderme kararı almış nihayet. Seçim var diye halkın temel sorunları savsaklanmamalı. Muhalefet doğal olarak hükümeti suçluyor. Sorun hükümette mi, komitelerde mi, her neyse bir an önce çözmeli ve hareketlenmeliler.

YÜZDE 70’İN SESİ OLAN, YOK: Dün yazmıştım, sendikaların tek derdi, memurun durumu diye. Yaptıkları açıklamalar da bunu resmen teyit etti. Kimisi özel sektörü boykot tehdidi yaptı, tüccar ve sanayiciyi “ucuz emek peşinde koşmak”la suçladı. İşte toplumun ikiye bölünmüş hali… Bir kere daha hatırlatalım, bu ülkede memur-özel sektör çalışanı yüzde 30-70 oranına sahip. Memur için savunduklarınızın, toplumun yüzde 70’i ile hiç alakası yok. Bu mudur emek savunuculuğu..?

BAHANE ÇOK: En büyük gelir kaynaklarımızdan biri olan turizm konusunda iş yapmak yerine, bahane üretiyoruz. Birçok turistin uğradığı ve geçen yıl kazılan, ancak üzeri zamanında kapatılmadığı için son fırtınadan dolayı büyük hasar gören Girne Antik Liman’daki rıhtım, bu konudaki umursamazlık ve beceriksizliğimizin son örneği oldu. Turizm Bakanı olan Serdar Denktaş, rıhtımın durumunun farkında olduğunu, çözüm üretmek için çalıştıklarını ve rıhtım için proje hazırlanacağını söylemiş. Dedik ya bahane çok ama, iş yapan yok…
DEĞERLERE SAYGI: Ülkedeki aydınlatma işleri bir tuhaf. Şehirlerarası yolların, parkların ışıklandırılması resmen rezalet. Ama yöneticilerimiz hepsine kendilerince bir gerekçe bulmaktadırlar. Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın mezarının bulunduğu Cumhuriyet Parkı’nın gece görüntüsü resmen korku filmi gibi. Hem de Devlet Hastanesi’nin önü… Diğerlerini anlıyorum da, Denktaş gibi bir liderin yattığı parkı aydınlatmaktan da mı aciz bu toplum. Aradan 3 yıl geçmesine rağmen anıt mezarını bile yapmadığımız Denktaş’ın yattığı parkı aydınlatmayı beklemek, saflık olur herhalde…

ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “Türkiye’ye karşı bizim başkaldırmamıza gerek yok. Yunanistan’ın koşullarıyla bizim koşullarımızın hiçbir alakası yok. İsyan edecek bir ortam yok burada. Türkiye, Troyka’nın yaptığı gibi ‘hadi borçlarınızı ödeyin’ demiyor. Türkiye argümanlarıyla bir takım çevrelerin belli müdahalelerde bulunması çok bariz bir geri kalmışlık örneğidir…”

DİPTEKİLER
Av mı, Vandallık Mı?: Sadece “av” için avlananları tenzih edelim ama bizim ülkede av işinin sporla falan alakası kalmadı. Eline silah alanın ne yapacağı belli değil. Bakılsa, cinayetlerin bile çoğunun av tüfeği ile işlendiği ortaya çıkar. Bir gazetede haber, “çam ağacını saçmalarla parçalamışlar”… Öte yandan Meclis’te bir milletvekili “Meriç köyünün telefon hatları sürekli olarak avcılar tarafından vuruluyor” demekte. 300 bin kişilik nüfusun 50 binine silah izni veriliyor da, herhangi bir karakter araştırması yapılmıyor, silah taşıyacak olanın suça eğilimi var mı yok mu bakılmıyor, takibi yapılmıyor…