Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs’tan Aleksis Çipras da geçti

 

Yunanistan ve dünya kamuoyunda, büyük yankı ve beklentiler yaratan Syriza’nın lideri ÇIPRAS, Kıbrıs’tan geçerken, sıradan bir lider gibi geçti.
AB ye kafa tutarak işe başlayan karizmatik liderin Kıbrıs’taki söyleminde insanları umutlandıracak ve heyecanlandıracak yeni hiçbir şey yoktu.
Oysa, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, Yunan ekonomisini batıran ana etmenlerden bir tanesidir.
Kıbrıs ve buna bağlı olarak Ege sorununda, paylaşımcı ve uzlaşıcı olmayan politikaların sonucu olarak, Yunanistan ve Türkiye, devamlı silahlanmak ve silah tüccarlarına, milli gelirlerinin büyük bir kısmını teslim etmek zorunda kalmaktadırlar.
Çipras, seçim sırasındaki vaatlerinde, yurt dışındaki askeri varlıklarını geri çekeceğini ve silahlanmaya harcanan kaynakları alabildiğine azaltarak, başka alanlara kaynak aktaracağını vaat ederken, mantıklı bir politikaya yöneliyordu.
Çipras’ın Kıbrıs’a ziyareti sırasında, Syriza’nın liderinin klasik Yunanistan söylemlerinden farklı olmaması, silahsızlanma ve askere ayrılan kaynakların azaltılması politikalarının hayata geçirilemeyeceğinin de işaretidir.
Kıbrıs’ın, Helenizmin bir parçası söylemi, bir radikal solcuya hiç yakışmadı. Sol’un milliyetçilikten söz etmesi kadar saçma bir şey düşünülemez.
Çipras, yemin ederken, dini yeminden kaçınarak, mevcut statükodan radikal kopuşlar yapabileceğinin işaretlerini verirken, Kıbrıs’ta, Rum ve Türk statükoculara karşı çıkan yeni bir politika açıklamayarak, kendisine bağlanan umutları önemli oranda darbeledi.
Bizler, Kıbrıs sorununda, Rumların egemenliği paylaşması gerektiğini, Türklerin de Rum malları üzerindeki fırsatçı yağmalama politikalarını terk etmesi gerektiğini, Çipras’ın yüksek sesle haykırmasını beklerdik.
Kıbrıs’ta çözüm olmadan, özellikle enerji kaynaklarıyla ilgili Rum politikasının, Türkiye’nin politikasıyla sürekli çatışacağı kesindir. Bu çatışmanın temelinde, EGEMENLİĞİN, sadece Rum’un kontrolünde mi, yoksa, iki toplumun ortaklığında mı olacağının mücadelesi vardır.
Kıbrıs sorununun bir yönü dış karışmacılıksa, ikinci önemli yönü, Rumların egemenliği, Kıbrıs Türkleriyle paylaşmak istememesidir.
Çipras, Kıbrıs sorununu iki toplumun kendi arasında çözmesini de söylerken, pratikte bunun mümkün olmadığını görmüyor mu?
Kıbrıs sorununun çözümünü hızlandırmada tek yol, Türkiye ve Yunanistan’ın da, çözümün aciliyeti konusunda devreye girmeleri ve ULUSLARARASI KONFERANS’ın toplanmasını talep etmeleridir.
1974’ten sonraki yıllarda, uzun bir süre, uluslararası konferansı talep eden Rum tarafı, devamlı kaçan ise Türkiye tarafıydı.
AK Parti iktidarıyla birlikte, Türkiye, uluslararası konferans tezine yaklaşırken, bundan ısrarla kaçan ve Kıbrıslı çözüm politikasına dönüş yapan Rum tarafı oldu.
Aleksis Çipras, Annan Planı’nın oylanması sürecinde, Annan Planı’na EVET denmesi gerektiğini savundu. Bu haliyle Kıbrıs’taki çözüm isteyen her iki tarafın insanları arasında, moral kaynağı oldu. Çipras’ın çözüm konusunda, FEDERASYON politikasında ısrar etmesi yine de önemli bir faktördür. Çipras’ın, görüşmelerin yeniden başlaması için, BARBAROS araştırma gemisinin çekilmesini talep etmesi ise, tek taraflı bir istektir. Bunu sağlanması yolunun, egemenliği ve adadaki tüm doğal kaynakları, her iki toplum yararına kullanmada, alternatif bir politika önermekti. Çipras, Kıbrıs’tan bir RADİKAL SOLCU gibi değil, BİR YUNANLI gibi geçti. Bununsa, Kıbrıs’a ve Yunanistan’a pozitif bir katkısı yoktur.