Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hak aramanın da yöntemleri vardır…

Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği’nin iki gündür yaptıkları eylem beni üzdü. Eminim sizi de üzmüştür. Sosyal medyadaki tepkilerden bunu anlıyorum. Bu ülke için kafa yoran, endişe duyan herkesi de üzmesi ve düşündürmesi gerekir.

Haklı ve meşru bir hak için eylem yapma, toplantı ve gösteri düzenleme çağdaş bir insan hakkı. Bırakalım anayasaları, bu hak uzun bir süreden beridir de uluslararası alanda da korunmakta. Usulüne uygun olarak sonuna kadar kullanılması konusunda zerre kadar sözümüz olamaz. Ama Allah aşkına, bu hakkın kullanılması son iki gündür yaşananları da içeriyor mu?
Neler yaşandı bir bakalım;
Hükümetin tarım politikasını eleştirmek için birlik bir gösteri düzenleme kararı almış ve üyeleri tarım araçlarıyla Lefkoşa’ya gelmişti. Buraya kadar olan kısma hiçbir itirazım yok. Meşru bir hak ve meşru bir yöntem…
Ama ondan sonrası? Meclis kapısına dayanıp giriş çıkışı engellemeler, milletvekillerinin ve çalışanların giriş çıkışına izin vermemeler, araçlar ile Meclis içerisine basınçlı süt sıkmalar, ağır araçlar ile önce Meclis’in, ertesi gün Maliye Bakanlığı’nın kapılarını kırmalar, güç kullanma tehdit ve girişimleri de bu hakkın kapsamı içinde mi sayılmalıdır..?
“Polisle karşı karşıya gelmek istemezdik, ama gerekirse o da olacak” şeklindeki bir söylem sorumlu bir söylem olarak değerlendirilebilir mi..?
Saatlerce Lefkoşa’nın en işlek caddelerini tıkayarak, işine gücüne gitme derdinde olan yurttaşlara zulüm yaşatmak, korna çalarak ses kirliliği yaratmak da bu hakkın kapsamında mı? Evinde hasta yatan bir vatandaşın rahatsızlığı ya da mesela o bölgede acilen hastaneye yetişmesi gereken bir hasta olsa ambulansın durumu ne olacak..?
Ya devlet malına verilen zarar, ya kamu düzeni? Bunlar da demokratik gösteri kapsamına girer mi?
Bunun öncesi de var, ölü ya da canlı hayvanları eylemin içinde sürüklemeleri? Kendi ürünleri olan sütü devlet binalarına sıkmaları..?
Bir eleştiri okunu da hükümete yöneltelim: İnsan haklarını genişletme amacıyla anayasa değişiklikleri yapıp referanduma sunan hükümet, hiçbir anayasa değişikliği gerektirmeyecek olan ve artık çağdışı kalmış yasaları yenilemeyi niye düşünmez? Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenleyen yasa ne zamandan kalma biliyor musunuz? 17 Nisan 1958 tarihinden kalma. Yani Koloni döneminden. Üstelik Kıbrıs’ta toplumsal olayların yoğunlaştığı, bu nedenle de aşırı sert tedbirler içeren, bugünün hukuk anlayışıyla bağdaşmayan bir yasa…
Devlet kuralı 40 yıl geçmiş, hükümetler kurulmuş, bozulmuş ama en fazla yenilenmesi gereken yasalardan biri hala Koloni döneminin baskıcı zihniyetini taşıyor. Neden daha demokratik ve çağdaş bir yasa hazırlanmıyor. Bu husus demokratikleşme konusunda özel hassasiyetleri olduğunu bildiğimiz genç milletvekillerimizin vicdanını sızlatmıyor mu? Mesela, bir Kaymakam, gösterinin yapılmasını engelleyebiliyor. Oysa bizim Anayasamızda önceden izin alınma şartı yok.
Mevcut Yasa’yı bir kenara bırakılacak olursak, çağdaş hukuk anlayışı içerisinde, şu iki gündür yaşananlar “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı” çerçevesinde değerlendirilebilir mi?
Sonuçta burası da dingonun hanı değil…
Konuyu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uygulamalarını da bilen bir hukukçu dostuma sordum. Bana yine Kıbrıs’tan bir örnek verdi. Protapapa davası olarak da bilinen bu davada Eliadu Protopapa isimli bir Rum kadın, 1974 Barış Harekatı’nın yıldönümünü protesto için 1989’da bir grupla birlikte Lefkoşa’nın Ayyios Kassianos bölgesinde toplanmış, tampon bölgeyi zor kullanarak geçmiş, tel örgüleri kesmiş, BM gözetleme kulesini tahrip etmişlerdi. KKTC polisi de güç kullanarak göstericileri tutuklamıştı. Protopapa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmiş ve polisin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiği iddiasında bulunmuştu. Mahkeme, önce Sözleşmenin ancak “barışçı” gösterileri koruduğunu belirtmiş. Ancak gösterinin barışçı niteliğini aşması durumunda polisin müdahale hakkının olduğunu da ortaya koymuş ve söz konusu eylemde, BM barikatı delindiği ve gözetleme kulesi tahrip edildiği için, gösterinin barışçı bir gösteri olmaktan çıktığı, polisin orantılı olarak müdahalesinin meşru olduğu kararını vermiş; ortada herhangi bir ihlal olmadığını söylemişti. Karar, 2009 tarihli. Yani daha çok yeni…
Şimdi bu karar ışığında KKTC’de dün ve önceki gün yaşananların “barışçı” bir gösteri olup olmadığına siz karar verin…
Ekonomik sıkıntıların arttığı, gösterilerin giderek daha da yoğunlaşacağına dair sinyallerin bulunduğu bir döneme giriyoruz. Her kesimin biraz daha sağduyulu davranmasının gerektiği bir dönem. Toplantı ve gösteri hakkını sonuna kadar savunalım. Ama lütfen bu gösterileri de çağdaş hukukun çizdiği çerçeveye oturtalım. Hak ararken nahoş olaylara izin vermeyelim.
Haklıyken haksız durumlara da düşmeyelim. Çünkü bu artık hak arama değil, başka bir şey…

YERİN KULAĞI VAR
“SANDIKTA GÖRÜŞÜRÜZ” PANKARTI: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortam erken kirlenmeye başladı. Dün eyleme katılan bir arkadaş aradı. Anlattıkları hayli ilginçti. Bugün Meclis önüne eylemciler tarafından asılacak bir pankarttan söz etti. Bugün asılacak pankartta, “Sibel Siber Sandıkta Görüşürüz” ibareleri yer alacakmış. Yine iddia o ki, bu pankart, birisi tarafından özellikle Siber’e zarar vermek için hazırlatılmış. İddianın doğru olup olmadığını bugün hep birlikte göreceğiz…
SÖZÜN BİTTİĞİ YER:
Hüseyin Ekmekçi’nin dünkü köşe yazısında, “Bir süreden bu yana ‘Türkiye yalakalığına’ varan çıkışları ile Çiftçiler Birliği, Hayvancılar Birliği’nin eylemine de gölge düşürdü. Aslında bu pankart, ‘iki kuruşa memleketi satarız’ pankartıdır…” cümleleri sözün bittiği yerdir. Hem kendi ülkemizin efendisi olmak isteriz, sonra da üç kuruş için yapmadığımızı bırakmayız…

BUNUN ADI ANARŞİ:
Hayvan üreticilerinin, haklı başlayan eylemleri anarşiye dönüştü. Hak ettikleri paraları istemeleri için eylem yapmalarına sözümüz yok, en doğal hakları. Ancak Meclis’in, Maliye’nin kapılarını kırmakla veya çitleri ezmekle hak aranmaz. Kusura bakmayın ama buna hak arama değil, dense dense anarşi denir…

KAOSA DESTEK:
UBP Genel Başkanı Özgürgün’le, TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit hayvancıların yaptığı yakma, yıkma eylemine destek verdiklerini açıklamışlar. Demek ki, sırf hükümeti eleştirmek adına kaosa bile destek verebiliyorlar. Hedefe ulaşmak için her şey mübah…

O “DON” KİME VERİLMELİ:
Dünkü Yenidüzen Gazetesi’nde yer alan bir habere göre 2013-2014 yıllarında hayvan üreticilerine yaklaşık 65 milyon (trilyon) lira destek ödemesi yapılmış. Bir an düşündüm, KTÖS Genel Sekreteri’nin Maliye Bakanı Zeren Mungan’a verdiği meşhur “don”, acaba yanlış adrese mi gitti diye…

BİZ NEYİN BEDELİNİ ÖDÜYORUZ: CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, Güney Kıbrıs ekonomisinde yaşanan ciddi krizde, Avrupa Birliği’nin Rumlara çok soğuk davrandığını ve bu şekilde “hayır” demelerinin bedelini ödettiğini söyledi. Hade onlar “hayır”ın bedelini ödüyor diyelim, peki ama bizim ödediğimiz bedel neyin nesi. Biz de “evet”in bedelini mi ödüyoruz…

ZİRVEDEKİLER
Vatandaş: Hak arama adı altında herkesin hakkına tecavüz eden eylem, muhalif siyasilerin dışında kimseden beklenen desteği görmedi. Hak, başkalarının hakkına tecavüz ederek kazanılmaz. Vatandaşın eyleme tepkisi sosyal medyada tek cümleyle oldu: “Eyleminiz batsın.”

DİPTEKİLER
Mustafa Naimoğluları: Sizin hak aramaktan anladığınız, başkalarının haklarını gasbetmek ise size söyleyecek sözüm yok. İnsanların seyahat özgürlüğünü kısıtlayarak, trafiği kapatarak, veya kapıları kırarak hak aranmaz. Hele de, “paramızı ödeseler de bu eylem yapılacak” sözünüz, sizin olayınızı bir başka boyuta taşımış ve iddialar ortalıkta dolaşmaya başlamıştır. Evet hak verilmez alınır ama bu şekilde değil…