Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Osmanlıca…

Osmanlıca geri dönsün diyen çok sayıda insan var bu ara etrafta. Türkiye’deki iktidarın söylemini destekleyen argümanlarla yaklaşıyorlar olaya. Dinlediğinizde ilk anda haklı olabileceklerini bile düşünüyorsunuz. Sitem dolu konuşmaları ile tarihsel bağların koptuğunu, eski arşivlerin yorumlanamadığını, sade bir vatandaşın her hangi bir anıt ya da mezar taşı üzerinde yazılanları okuyamamasının dahi büyük bir kayıp olduğunu vurgularlar devamlı. İlk bakışta ne kadar haklı görünüyorlar değil mi?
Ama değiller. Israr mı ediyorsunuz?
Peki o zaman… Alın size 1480’li yıllarda doğmuş Klasik Türk edebiyatının ustası sayılan Fuzuli’den bir şiir…
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre
Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler
Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre
Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm
Ki degül gizlü gam-ı lâ´l-i lebün cân içre
Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil
Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre
Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun
Akd-i şebnem hoş olur gonca-i hand…

Tabii o bunu Arap alfabesi ile yazmış ama biz Latin alfabesi ile okuyoruz. Arap alfabesini bırakın bir kenara, Latin alfabesi ile yazdığı bu şiirde ne demek istiyor anladınız mı?
Yetmez bu. Şimdi de 1526’da doğmuş, divan edebiyatının kuyumcusu olarak anılan Bâki’nin son şiirine bakalım şimdi:
Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var

Uçdı bu fezâlardan mürg-ı dil-i nâlânım
Ârâm idemez oldum efkâr-ı seyâhat var

Nûş eylese bir âşık tâ haşre dek ayılmaz
Bezm-i feleğin bilmem câmında ne hâlet var

Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var

Gitdükçe harâb eyler mülk-i dil-i vîrânı
Dehrün bu cefâsından bir şâha şikâyet var

Ser terkine kâ'ildir dünyâya gönül virmez
Terk ehlinin ey Bâkî başında sa'adet var
Hade çözün ne demek istediğini? Gördüğünüz gibi bir şeyler çıkarabilirsiniz ama tam anlamı çıkarmanız olasılık dahilinde değil.
Söylemek istediğim şudur ki, dil de insanlar gibi yaşar. Yaşadıkça gelişir. Değişir. Bu günkü İngilizlerin orijinal Sheakspare’i okuyup anlamaları nasıl mümkün değilse bizimde sokakta ki sade vatandaş olarak, Osmanlıca yazılmış kitap ve anıtları çözmemiz mümkün değildir. Bunu ancak özel eğitimli kişiler yapabilir.

Edebiyat dışında ki örneklerde de durum aynıdır. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa kralına yazdığı ültimatom içeren mektubun günümüz Türkçesine nispeten çevrilmiş olmasına karşın, birebir kelimelerin tercüman çevirisine ihtiyaç duyduğu da aşikardır. Sultan Süleyman Fransa’da “dans” edildiğini duyduğunda buna çok içerlemiş ve aşağıdaki mektubu yazmış:
“Ey Fransa Kralı Fransuva! Sefir-i Kebirimden aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında Ala Mele-İnnas Fuhşiyyat ve Lubiyat yapıyormuşsun. İş bu Name-i Humayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet rezalete son vermediğin takdirde, Ordu-yu Humayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum.”
Konumuz dışı ama merakta bırakmayayım sizleri, Fransuva bu mektubu alır almaz Fransa’da dans etmeyi yasaklamış ve rivayet olunur ki bu sebepten orada yüzyıla yakın dans edilmemiş.
Yazımı temel fikrimle bitiriyorum. İddia edildiğinin aksine dünya üzerindeki tüm milletler, hangi dili ya da hangi alfabeyi kullanırlarsa kullansınlar iki üç-beş yüz yıl önceki atalarının yazılarını eserlerini anıt ibarelerini, konu üzerinde uzmanlaşmadan okuyamazlar. Bu Rusya’da da böyledir, İngiltere’de de, Suudi Arabistan’da da…
Ha yok biz niye Latin alfabesi kullanıyoruz, biz Türküz özümüze dönmeliyiz tartışmasına çekmekse işin boyutu, bende o zaman “Biz Arap da değiliz niye onların alfabesini kullanalım ki” derim. “Orijinal alfabemiz Orhun anıtlarında duruyor. Gidelim onları kullanalım” diye de eklerim…

VE ŞİİR…
Düşündüm ki, madem bu günkü sayfamız tarih kokuyor, 1950’li yıllara ait İbrahim Burdurlu’ya ait bir şiire burada yer vermek uygun olacaktır. Ne dersiniz?

KUŞLUK VAKTİ
Bir kuşluk vakti
Vurdum kendimi yollara…
Burası, Girne Kapısı,
Baf Kapısı, şurası,
Ta orada, Mağusa Kapısı…
Kapı, kapı, kapı
Lefkoşa.
Bir kuşluk vakti
Dolandım kapılardan, kapılardan;
Girne kapısı, varır denize
Denizde soluk alır Baf Kapısı;
Mağusa yollarının sonu da deniz;
Deniz,yollar, kapılar sonu deniz,
Deniz,deniz bizim Akdeniz.

ANLAYAMADIKLARIM.
KKTC’de her altı kişiden birinde silah varmış. Hiç anlayamadım şimdi. Bu durumda Güney komşularla olması gerekenden çok kendi iç barışımıza ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıyor mu?

Karikatür