Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kamudaki kamburun bedelini, zamlarla ödeyeceğiz…

Bizde adettir, yeni yıla girerken, devlet harç adı altındaki vergilere zam yapar. Maksat, yeni başlayacak bütçenin açıklarını baştan azaltmaktır. Yine şaşmamış. Neredeyse A’dan Z’ye zam gelmiş.

Akaryakıt, patlayıcı maddeler, gümrük harçları.
Akaryakıtta depolamadan, satışa ve taşımaya kalem kalem artışlar.
Şüphesiz akaryakıt, tüp gaz bayileri bu işe fena kızacaklar.
Zaten karlarının düşük olduğundan şikayet etmekteydiler, şimdi iyiden tepki gösterecekler.
Bu zammı ceplerinden mi ödeyecekler?
Mümkün mü?
Belki sokaklara dökülecekler, belki de seçim öncesi başka yollar deneyecekler.
Akaryakıt fiyatlarını kontrolünde tutan devlet, bu baskılara ne kadar dayanacak?
Mutlaka bir uzlaşı yoluna gidecekler. Bu da akaryakıta zam demek olacak.
Bizler benzini, mazotu zaten pahalı alırken, şimdi fiyat daha da artabilecek, indirimler de tehlikeye girecek.
Akaryakıtın zamlanması ne demek, ekmekten, suya, domatesten, ayakkabıya aklınıza ne gelirse zam demek.
Kısacası o harçların farkını, hep beraber misliyle ödeyeceğiz.
Patlayıcı maddeler, avcıları ve av malzemesi satanları vuracak…
Ama en korkuncu, gümrük harçları.
Alkollü içki ve tütün imalatı yapan yerli firmaların harçları yükseliyor. Yani yerli üretimin.
Ama onun dışında, hem ihraç mallarının, hem ithal mallarının depolama ve antrepo ücretleri artıyor.
Gümrük komisyoncularının lisans ücretleri de öyle, duty free’lerin ruhsatları ve harçları da.
Bunların da bu farkları ceplerinden ödemesi söz konusu değil.
O halde, tükettiğimiz tüm mallar zamlanacak. İhraç ürünleri de, ithal ürünleri de. Üstelik bunlar zincirleme katlanarak yansıyacak bize.
Eskiden seyrüsefer harçları, pasaport harçlarıyla biterdi iş. Yani devlet kendi hizmetlerine zam yapardı. Bu defa reel ekonomiye direkt geliyor zamlar.
Hayatın her alanına…
Zamlara kızıyoruz.
Haklı mıyız?
Bence değiliz.
Üstelik seçmenler olarak bu suça hepimiz ortağız.
Bu zamlar ne aslında biliyor musunuz; devletin kendi kaynaklarını 40 yılda har vurup harman savurmasının bedeli.
Devletin 12 milyar lira borcu var.
E, bütçenin yüzde 75’i de maaş ve ücretlere gidiyor.
Bu borç nasıl ödenecek?
Peki kamunun bu kadar şişmesi bir gereklilik miydi?
Kesinlikle değil.
Bu acayip rakamlar, seçimler öncesi, partizanlıkla devletin sırtına bindirilen kambur.
O istihdamları siyasilerden talep edenler uzaydan mı geldiler?
Bizlerdik…
Şimdi hep beraber yarattığımız o kamburun bedelini ödüyoruz.
Hazırlanın sıkı bir yıl geçireceğiz…

2014’ÜN EN’LERİ…
ŞEYH NAZIM’IN VEFATI: Kendine has yaşam tarzı ve müritleri ile KKTC’de önemli bir yeri olan Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Nazım Kıbrısi 7 Mayıs’ta hayatını kaybetti. Cenazesine katılanlar kadar, defnedilmesinin ardından mezarını ziyaret etmek için önemli isimler ülkeye geldi. Bugün hala daha, sırf Lefke’deki dergahının bahçesindeki kabrini ziyaret etmek için, ülkeye gelenler var…

LET’S DO IT: Haziran ayında Çevre Platformu ve Başbakanlık iş birliği ile düzenlenen temizlik seferberliğine on bini aşkın gönüllü katıldı. 5 saat gibi kısa sürede KKTC’yi boydan boya temizlemeye çalıştı. Ama unuttuğumuz bir şey vardı. O da, önemli olanın temizlemek değil, temiz tutmayı başarmaktı. İşte bu seferberlikte başaramadığımız da bu oldu. Ne yazık ki, bugün etrafa baktığımızda, o günkü temizliğin bir işe yaramadığını ve çevre konusunda eski hamam, eski tas devam ettiğimizi görüyoruz…

HARMANCI VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ: 29 Haziran’da yapılan yerel yönetimler seçimi ve Anayasa değişikliği oylaması sonuçları 2014 yılının önemli olaylarından biriydi. Çoğu kimsenin şans vermediği TDP adayı Mehmet Harmancı rakiplerini geçerek LTB Başkanlığı’nı kazanırken, Anayasa değişikliği oylamasında ise %62.16 “Hayır” oyu ile değişikliklerin reddedilmesi, aslında sürpriz sayılmadı. Seçmen emrivaki dayatmalara bir kez daha ‘dur’ demeyi başardı…

BANKA SOYGUNU: Hiç kuşkusuz 2014 yılının en’leri arasında, temmuz ayında Kooperatif Merkez Bankası’nın para taşıma aracının soyulmasının önemli bir yeri var. Çünkü, ülkemizde ilk kez bir banka soygununun yaşanması dışında, soygun sonrası gelişmeler ve olayın hala çözümlenmemesi, bazı soruların cevaplanmaması, türlü iddiaları da birlikte getirdi. Soygun bugün hala daha tam olarak aydınlatılmış değil ne yazık ki…

ARABACIOĞLU’NUN İSTİFASI: Ülkemizde, daha doğrusu siyasi geçmişimizde pek alışık olmadığımız bir olay da Eylül ayında yaşandı. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu görevinden istifa etti. İstifa sonucu, Arabacıoğlu’nun istifa nedenlerini irdelemek ve çözmek yerine, bakanlık koltuğuna Özdemir Berova’yı atayarak kulaklarının üzerine yatmayı tercih ettiler. Böylece hükümet, yıllardır eğitimde yaşanan sorunları çözme niyetinde olmadığını göstermiş oldu…

3 VEKİLİN İSTİFASI: Yamanın tutamayacağı ta başından belliydi. UBP kurultayı sonrası partilerinden istifa ederek Ulusal Güçler adı altında DP’ye katılan Ahmet Kaşif liderliğindeki vekillerden bazıları, Kasım ayında DPUG’den istifa ederek Aralık ayında da UBP’ye katıldılar. Bu istifalar toplumun tüm kesimlerinden büyük tepki gördü. Onlara göre parti içindeki sevgisizlik, topluma göre ise koltuklarını kaybetmeleri. Ve yıllardır eleştirdiğimiz, şahsi çıkar için parti değiştirme operasyonları, 2014 yılında
bir kez daha gerçekleştirildi…

ZİRVEDEKİLER:
Nejat Konuk: Nejat Konuk siyasetin ender temiz yüzlerinden biriydi. Bugünün siyaset dünyasında koltuklara tutkalla yapıştırılmış siyasi aktörlerle mukayese edildiğinde, Sayın Konuk, her zaman ayrı bir saygıyla, takdirle anılacak. Sanki geleceği görmüş gibi, bir anda kendi kabuğuna çekilen bir devlet adamı. Eminim tarih onu hak ettiği, ayrı yere koyacak…

DİPTEKİLER:
Yeni Rum Bahanesi: Hani hep derim ya, Rumlar yeni gerginlik fırsatı arayacaklar diye; işte buldular. Şimdi de “Türkiye egemenlik hakkımızı tanısın” demeye başladılar. Egemenlikten kasıt da, Münhasır Ekonomik Bölge dedikleri, Kıbrıs etrafındaki denizlerde hakimiyet. Geline “oyna” demişler, “yerim dar” demiş, yerini genişletmişler, bu defa da “yenim dar” demiş. O hesap yani. Niyet anlaşma olmayınca…