Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sendikalar da popülist…

Başbakan, bir süreden beri hayat pahalılığını tüm memura eşit dağıtılacağını açıklamaktaydı.

Sonunda, Bakanlar Kurulu daha da ileri giderek, mevcut hayat pahalılığı uygulamasını, 2015 için, kanun hükmünde kararnameyle askıya almış.
Bu görüş ortaya atıldığı andan itibaren, şahsen köşemde adaletsizliğine, Anayasa’nın ve Kamu Görevlileri Yasası’nın “liyakat, kıdem” şartlarına aykırı olduğu yönünde yazılar yazdım.
Ama kendi yazılarım dışında, ses çıkaran kimse görmedim.
Muhalefet, özellikle de UBP, maaşları düşüren yasayı kendi çıkarttığı halde, bunu savunmak yerine, “Değiştirin de onay verelim” eyyamcılığı yaptı.
Diğerleri de, sırf popülizm adına görmezden geldiler.

Olaya ilk günden karşı çıkması gerekenler, memur sendikalarıydı.
Onlar da, beklediler.
Neden mi?
Hani o Göç Yasası dedikleri yasaya karşı çıktıkları için.
O yasa Türkiye ile UBP’nin imzaladığı Ekonomik İşbirliği Protokolü’nün bir uygulamasıydı ya, yasa üzerinden Türkiye’ye vurma fırsatıydı. Bunu tepe tepe kullandılar.
Şimdi iş ciddiye binince, sesleri çıkmaya başladı.
Geçmiş olsun.
2011 sonrası işe girenler, o koşulları kabul ederek girdiler.
Haksızlık mı?
Haksızlık.
Düzeltmek için kaynağınız varsa, yasayı ortadan kaldırırsınız.
Yoksa, 30 yıl çalışıp, eğitimine, liyakatine göre maaş alandan keserek değil.
Sendikalar, sessiz kalarak, kendi üyelerinin haklarının budanmasına, aradaki makasın bozulmasına, gelir adaletsizliğine göz yumdular. Bu kadar basit.
Sanılmasın ki bu işte bir çıkarım var. Ben en alt dereceden Sosyal Sigorta emeklisiyim. Eşim, 36 yıldan emekli. Yeni uygulamayla belki de toplamda yine aynı artışı alacağız.
Ama ya evine tek bir memur maaşı giren ne olacak?
Yılları, kıdemi?
Hiç mi önemi yok.
Var tabii, hem de dediğim gibi yasalarla korunan hakları.
Vatandaşın bilgi edinmesi için bol bol yasa çıkaranlar, bu Kararnameyi vatandaşın bilgisine getirmedikleri için içeriğini bilemiyoruz. Ne ilgili Resmi Gazeteye, ne de Bakanlar Kurulu Kararı’na ulaşamadık.
Ancak anlaşılan, HP yerine hükümet, ulufe dağıtma kararı almış. Sanki verdiği hak değilmiş gibi…
Ne adına, sözde tasarruf, özde popülizm adına.
Siz bunu kanun hükmünde kararnameyle değiştiremezsiniz, bu ancak Hükmü Karakuşi Yasa olur. Haydi bakalım sendikalar, eğer samimi iseniz, açın davayı düşürün.
Tabii eğer siyaset yapmaktan, çalışanların haklarını savunmaya vakit bulabilirseniz…

 

YERİN KULAĞI VAR
SUSUN ARTIK: Gazeteler yazıyor, taraflı tarafsız herkes konuşuyor. Onlar yazdıkça, diğerleri konuştukça Doğuş Derya olayı da dallanıp budaklanıyor. Eğer konu hala daha gazete manşetlerine taşınabiliyorsa, birileri bu işin sür git etmesinden bir şeyler bekliyor demektir. CTP’nin çıkıp, “Söylenenler söylenmiş, bu konu kapanmıştır” demesi gerekir. Bir de Derya’ya, bu işten kimin zararlı çıktığını anlatmalı…
TAÇOY AÇIKLAMALI:
Telekomünikasyon Dairesi Müdürü Remzi Evram, Ahmet Kaşif döneminde yatırımlar için bütçeye konulan kaynağı, Hasan Taçoy’un kaldırdığını söylüyor ve bu yapılanın özelleştirme amaçlı olduğunu söylüyor. Kendisi buna karşı çıkmış, onun için görevden alınmış. Telekomünikasyon özelleştirilmesini benimseyen İrsen Küçük döneminde atanmış olması bu söyledikleri konusunda insanı düşündürüyor ama o ayrı mesele. Yalnız bu iddialar yanıtsız kalmamalı. O yatırımlar neden bütçeden çıkarıldı, Evram’ın görevden alınma nedeni kendi iddia ettiği gibi midir, bunlar Hasan Taçoy’un açıklamasına muhtaç…

OLMADI SAYIN HARMANCI:
LTB Başkanı Mehmet Harmancı, Kıbrıs’ta görev yapan yabancı misyonlar ve uluslararası kuruluşların temsilcilerine yeni yıl resepsiyonu verdi. İyi de etti ama resepsiyona sadece Cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı ve eşini davet etmesi hoş olmadı. Özellikle de diğer hiçbir adayın olmadığı bir gecede sadece Sayın Akıncı’nın olması, diğer adaylara karşı bir haksızlık olmadı mı sizce de?..

HALA DAHA ÖĞRENEMEDİLER:
Görüyorum ki yıllardır politika yapanlar, hala Kıbrıs Türkü’nü tanıyamamışlar. Cumhurbaşkanı adaylarına bir bakın. Kimisi tek karış toprak vermeyeceğinden, diğeri daha demokratik ve şeffaflıktan, bir başkası ise farklı konuşmaktan söz ediyor. Halbuki seçmen bunları değil, kendine ne gibi menfaatler sağlayacağını, çocuğunun işini, kimin para bulmakta daha becerikli olduğunu duymak ister…

STAN TOTO’YA TOLERANS GÖSTERİLMİŞ:
Vatandaş bet ofislerin topluma verdiği zarardan şikayet ederken, hükümetler devletin gelirlerini gerekçe gösterirler. İşletme izni, vergisi, istihdamı filan. Bakın şu Stan Toto olayına. Adam ortada yok. 4 milyon vergi borcu birikmiş. Ayrıca Spor Dairesi’ne 375 bin Euro borcu varmış. Yüzlerce çalışanı bir günde işsiz bırakmış. Şimdi şeytanın sor dediği şu; bunca zamandır bu adamın yakasına neden yapışılmamış? Neden bu borç milyonları bulana kadar beklenmiş? Verginin de yasası var, bet ofislerin de. Üstelik de bunlar darphane gibi para basan yerler. İnsanın aklına kötü kötü şeyler geliyor…

ERCAN MI?: İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, çözümün yolunun ekonomiden geçtiğini vurgulamış. Güzel. Bence de öyle. Ancak Demirtaş kendince bazı öneriler de getirmiş. Bunların arasında, “Ercan Havalimanı’nın BM gözetiminde uluslararası trafiğe açılması” da var. Acaba Lefkoşa Uluslararası Havaalanı diyecek yerde Ercan mı demiş, yoksa bilerek mi bu öneriyi yapmış, anlayamadım. Böyle bir öneri ilk kez dile getiriliyor. İzolasyonu kaldıracağız diye egemenlik haklarımızı da erozyona uğratmayalım.

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Saydam: “Tek çıkışı sözde ‘çözüme’ bağlayan tüm yerel ve uluslararası bilirkişilere inanarak, neye imza atacağından bir haber olan toplumumuz için umarım ve dilerim, her şey istediklerine az da olsa yakın olur. Çünkü bu sürecin yönetimi bizlerin elinde değil… Bizi yönetenlerin hiç değil, ki zaten bir şeylerden de anladıkları yok…”

DİPTEKİLER
Siyasetçi: İktidara gelene kadar etrafa gülücükler dağıtıp, tutamayacağı sözleri verenlerin, iktidara geldikten sonra verdiği sözlerin, tam tersi uygulamalara imza atmalarına ne demeli bilemiyorum. Hani bir laf var, “ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün” diye. Bizdeki her siyasetçinin duvarında olması gerek bir yazı. Hani ara ara bakıp, geçmişte ne söylediklerini hatırlasınlar diye…