Dün bir ara Meclis’te gergin anlar yaşandı.
Konu, “göç yasası” denilen yasa konusunda Hüseyin Özgürgün’ün “Değiştirin, biz de oy vereceğiz” sözleriydi.
Başbakan, “Önce böyle bir yasayı geçirdiğiniz için halktan özür dilemelisiniz” derken, Özgürgün yerinden “Benim özür dileyeceğim bir şey yok” diyerek, sert çıkışlar yaptı.
Benim değinmek istediğim, CTP’nin zamanında yeri göğü inlettiği bu yasa konusunda ne yapıp ne yapmadığı değil. Onları zaten herkes biliyor.
En çok rahatsız olduğum, kendi döneminde geçen yasaya sahip çıkmayan, çıkamayan UBP’dir.
Sanki bu yasayı Meclis’e tek başına İrsen Küçük göndermiş gibi, şimdi herkes sus pus.
Özgürgün dönemin Dışişleri Bakanı, yine o dönemin diğer bakanları bugün Meclis’te.
Neredeyse, “Yasa değiştirilsin, biz de olumlu oy verelim, halka şirin görünelim” derdindeler.
Canımı sıkan işte bu tavır.
Dün TDP’nin sunduğu değişiklik önergesi, CAS çalışanlarının devlette istihdamını sağlamaya yönelik. Sanki bu insanları KTHY batarken CAS’a geçiren, bugünkü kilitlenmeyi yaratan parti UBP değilmiş gibi, şimdi CAS çalışanlarının haklarını savunanların başını da onlar çekiyor.
Durumun bu noktaya geleceği o günlerden belliyken, neden çözümü o zaman aranmamış? Onun cevabı yok. Acaba, iktidardayken ne yaptıklarını bilmiyorlar mıymış? Akılları şimdi mi başlarına gelmiş. Tabii şimdi sırtlarında küfe yok. Muhalefet olmanın rahatlığı içindeler.
Yıllar yılı yaptığı icraatların sorumluluğunu bile taşıyamamak, daha doğrusu savunamamak, ciddi bir sorun, bir çelişki.
Bunu yapanlar iktidarda da olsalar, muhalefette de olsalar, gün gelip işte böyle yüzlerine vuruluyor. Şimdi CTP bu yasayı değiştirdiğinde, yasayı yapanın kim olduğu, altında kimlerin imzası olduğu unutulacak mı?
Vallahi ne yalan söyleyeyim, unutuluyor işte. O hesaplar kesilmediği için de, siyaset kurumu günden güne itibar kaybediyor…
Eroğlu’nun “bilgilendirme” toplantıları…
Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını 15 Kasım sonrası açıklayacağını söyleyen Derviş Eroğlu, seçim çalışmalarına çoktan başladı aslında. Hafta sonları “bilgilendirme” adı altında ilçe ziyaretlerini sürdüren Eroğlu, müzakerelerle ilgili ne bilgilendirmesi yapıyor doğrusu merak ediyorum. Aslında masanın bozulması bir yerde hoşuna da gitti. Şimdi istediği gibi konuşup, seçimlere yönelik “bir çakıl taşı bile vermem” olgusunu vatandaş üzerinde etkili kılmaya ve özellikle milliyetçi kanadın oylarını toplamaya çalışıyor…
Neyse esas konumuz bu değil. Günü gelip de sandık başına gidildiğinde seçmen kararını verecek. Benim tuhafıma giden, Eroğlu’nun “bilgilendirme” toplantılarına katılan UG’li milletvekilleri ve tabanlarının tavırları…
Dün sevgili Hüseyin Ekmekçi de aynı konuyu köşesine taşıdı. Eroğlu kürsüde ve karşısındaki kalabalığa hitaben, “Bu birlik ve beraberliğiniz beni mutlu ediyor, UBP’de kötü günler geride kaldı, UBP toparlanıyor” gibi sözler söylüyor ve alkışı da alıyor. Fotoğraflara bakıyorum en önde UG’li iki vekil, birisi de halen Milli Eğitim Bakanı, onlar da UBPnin toparlanıyor olmasından oldukça mutlu olmuşlar ki, Eroğlu’nun bu sözlerine alkış tutmaktan kendilerini alamıyorlar.
Kısacası halk kimsenin umurunda değil. Onlar için varsa yoksa, bir sonraki seçimleri nasıl kazanırımın derdi. İdeolojiymiş, dik duruşmuş, parti disipliniymiş önemli değil. Tek dertleri var o da kazanmak. O partiden, öbürüne, giderler gelirler…
Gerisi boş…
YERİN KULAĞI VAR
DEĞİŞTİRİN O ZAMAN:
“Göç Yasası” tartışması, UBP Genel Başkanı Özgürgün ile Başbakan Yorgancıoğlu’nu karşı karşıya getirmiş. Birisi yasanın mucidi, diğeri ise yasayı değiştirme erkine sahip iktidarın başı. Birbirlerini suçlayacaklarına söz konusu yasayı değiştirseler ya, ellerini tutan mı var? Yok ama, aslında ikisinin de ne niyeti, ne de cesareti var. Tüm yaptıkları tribünlere oynamak…
BİR BİR ELDEN GİDİYOR: Dün 10 Kasım Atatürk’ün 76. ölüm yıldönümüydü. Konu sosyal medya patlama yaptı, millet dün hep “Atatürk” oldu. Ama kaçımız Atatürk’ün ilkelerini, yaptığı devrimleri takip ediyoruz ki? Ya da ömrü boyunca bir mütevazi ev sahibi hayali olan, ama bunu asla gerçekleştiremeyen O büyük adam, bugünkülerle karşılaştırılabilir mi? İş ucuz kahramanlığa, show yapmaya geldi mi, maşallah elimize su döken olamaz…
İYİ GÜZEL DE: Merkezi cezaevinde görev yapanlar vardiya ve mesai usulüne göre çalışıyorlar. Cezaevi Müdürü Metin İzmen’in vardiya usulünde yaptığı değişiklikler çalışanlar tarafından memnuniyetle karşılansa da, mesai çalışanlar konusunda torpil mekanizmasının devreye girdiği iddiaları var. Bir şeyi iyi yaparken diğerini bozarsanız olmuyor. İyisi mi, bu işi bir kez daha gözden geçirin Sayın İzmen…
NE ÜRETİYORUZ Kİ:
Rumların AB ülkelerinde, “hellim” adını tescil ettirmesi tehlikesi devam ederken, Başbakan, diğer yandan Türkiye’de de hellim üreten firmalar bulunduğunu, bu firmaların da hükümet desteği ile dava edileceğini söyledi. Sonunda olay Türkiye-KKTC kavgasına dönüştü. Yapılması gereken sadece tescili almak ya da başkasına yasaklatmak değil. Siz ne kadar üretiyorsunuz ona bakacaksınız…
ANINDA RED: BM Genel Sekreteri görüşmelerin başlaması için 5 maddelik bir formül ortaya koydu. Maddelerin başında, doğal gaz konusunda Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardan oluşacak ortak bir komite kurulması var. Öneri Rum tarafınca hemen anında reddedildi. Anastasiadis, “Doğalgazı müzakere konusu yapmayız” dedi. Böylece, sonuçlanmayan bir girişim daha tarihte yerini aldı…
REKORA KOŞUYORUZ: Şoför Okulları Birliği Başkanı Barış Tilki, son 11 yılda trafik kazalarında 537 kişinin öldüğünü açıkladı. Yani her yıl trafik kazalarına ortalama 50 can veriyoruz. Üç yüz bin nüfuslu bir ülke için bu rakamlar dehşet verici. Her halde nüfusumuza göre trafiğe en çok can veren ülkeler sıralamasında zirveyi zorluyoruz…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: CTP milletvekili Soyer’in tweet’inden; “Kuzey’de Sarayönü, Güney’de Elefteria meydanına dönük ve efelenme üstüne siyaset metod olduğu için, ancak taş başımıza düşünce vay diyoruz…”. 40 yıldır bırakın düşen taşı, başımıza ne kayalar düştü de gıkımız çıkmadı. Ama, hala akıl koyamadık Sayın Soyer…
DİPTEKİLER
Girne Limanı: Girne’nin kendisi de dokusunu hızla kaybediyor ama, liman doğrudan yok oluyor. Akdeniz’de hangi ülkenin liman kentine giderseniz gidin, aynı ruhu buluyorsunuz ama Girne limanında asla. Dün Radyo Havadis’te de konuştuk. Artık Girne limanı nargile kokularından, tavla ve okey taşlarının seslerinden geçilmeyen, temizlik- hijyen ve kalitenin tamamen unutulduğu, tanımadığımız bir yer. Yapan kim, önlemeyen kim? Oraları dolduranlara kızacağımıza, kendimize kızmalıyız…
































