Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hesap sormayan insanlar, aynı felaketleri yaşamaya mahkumdurlar

Hasan Taçoy, Lefkoşa’yı her yağmurda basan sel sularının nedenlerini sıralamış.

Aynen kendinden öncekiler gibi.
Sanki sadece tespit yapmakla görevlilermiş gibi.
Üstelik Taçoy, geçmişte de aynı bakanlığı yapan biri. O günden bugüne hiç basmadıysa dört defa sel bastı memleketi.
Bakın ne diyor; dere yataklarının nereye gittiği ortaya çıkarılıp ıslah edilmeliymiş, ev drenajları düzenli yapılmıyormuş, köprü gelen suyu taşımıyormuş; drenaj şebekesinin bir bölümü, su şebekesinde yapılan çalışmalardan dolayı işlev görmüyormuş; derelerin birleştiği noktalarda yapılaşma sorunmuş…
Çarpık olan yapılaşma değil, esas çarpık olan ülkenin yönetim sistemi.
Gelene geç diyen, yandaş için olmazı olduran, acil altyapı sorunlarını kriz dönemlerinde hatırlayan ama sonra kılını kıpırdatmayan sistem…
İşte Lefkoşa Belediyesi… Yaz boyunca yapılmayan temizlik sele sebep oluyor, sel suları çekildikten sonra temizleniyor rögarlar. Başkanı falan geçtim, Belediye’de bu işlerin rutin olarak yapılmasını sağlayan birimler olması gerekmez mi. Hani birisi emir vermeden de görevini zamanında yapan…
Alt yapı sıkıntısını biz de biliyoruz.
Her felaketten sonra, “proje yapacağız” sözleri, dere ıslahları… Ama tamam değil, yarı buçuk. Eğer Hastane bölgesinde ve Kermiya’da dere adam gibi ıslah edilmiş olsaydı, bu haller tekrar tekrar meydana gelir miydi?..
Ya da hiç olmazsa o derelerin temizliği yapılmış olsa, neredeyse üç metreyi bulan kamışlar temizlense, rögarlar düzenli açık tutulsa, felaket bu boyuta gelmez, evleri kanalizasyon suları basmazdı.
Taçoy bir tespit daha yapıyor ve “nedenleri bellidir” diyor.
Peki o zaman sormazlar mı? Bunca yıl sen ya da senin hükümetlerin, senin partinin belediye başkanları ne yaptı diye. Mesela Lefkoşa’yı 2010’da vuran büyük selde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı yine Hasan Taçoy’du. Ne yapmıştı? Söyleyebilir mi?
Bu sel felaketi başlayalı, en fazla on yıl. Bundan önce öyle bir sorun yoktu.
Dikkat edin, sadece Lefkoşa’da değil, selin en çok etkilediği Girne’de de, Alsancak’ta da, Güzelyurt’ta da sorun, yeni yerleşim bölgelerinde. Demek ki, açılan bu yeni bölgeler, yeni yapılaşmalar altyapısızmış.
Doğaya kafa tutulmuş, eş, dost, ahbap kıyağına dere yataklarına iskan izni verilmiş, gereken düzenlemeler yapılmamış.
Ha, bir de şimdi o evlerde oturanlar da bağırıyor ya. Bir de onları anlamıyorum.
Tabii sadece Taçoy’a değil. Hepsine, diğer gelmiş geçmiş tüm sorumlulara aynı hesabı sorma zamanı geldi de geçiyor…
Bu sorular sorulmazsa, onlar da çok başarılıymışlar gibi dönüşümlü olarak makama gelir, her felakette sanki ilk kez görüyorlarmış gibi, rahat rahat proje nutukları atarlar.
Siyasetçinin elinden bu rahatlığı almazsak, biz bir kaşık suda daha çoook boğuluruz…

YERİN KULAĞI VAR
SADECE DENKTAŞ MI SUÇLU:

Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Tiyatrolar Müdürlüğü’ne atadığı kişinin hapiste olması, haklı olarak herkesin tepkisine neden oldu. Peki ama burada suçlu sadece Denktaş mı, Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın hiç mi suçu yok? Özellikle de Başbakanlık onay makamı mı? Her önüne geleni ne olduğuna bakmadan, araştırmadan imzalamak zorunda mı? Kusura bakmasınlar ama ne yaptıklarının farkındalar mı, ondan kuşku duyuyorum…

ADAYLAR BELLİ OLDU:
Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak adaylar yavaş yavaş belli oldu. Hafta sonu UBP’nin 39. kuruluş kokteyline katılan Derviş Eroğlu’nun mesajları, “aday olduğunu” açıklamak için kasım ayını beklediği yönündeydi. Böylece seçimlerde yarışacak olan 5 aday kesinleşmiş oldu. Derviş Eroğlu, Sibel Siber, Mustafa Akıncı ve Kudret Özersay ve her seçimde aday olan Arif Salih Kırdağ. Adaylar belli olduğuna göre, korkarım seçim dönemi de başlamış oldu. Bundan böyle yine her icraat seçime yönelik olacak…

MÜDÜR-SENDİKA İŞ BİRLİĞİ:
Merkezi Cezaevi’nde çalışan personel yapılan son görev değişikliklerinden oldukça rahatsız. Sendika ile müdür iş birliği ile yapılan değişiklikler, gardiyanları oldukça tedirgin etmiş. Tamam, yetki onlarda olabilir belki ama, hani oradaki çalışanın da fikrini alıp bu değişiklikler yapılsa, daha doğru olmaz mı acaba?..

BAKANLIK YÖNETİCİLERİ NE YAPAR:
Eğitim Bakanı atandı atanmasına da, eylemler ve grevler de bir o kadar arttı. Öğretmen eksikliğini bir tarafa bırakın, ders dağıtımındaki sorunlar bile greve neden oluyor. Anlamıyorum, bakanlıkta bu işleri takip eden birimler ne yapıyor? Müdürleri var, müsteşarı var, ama böylesi küçük bir meseleyi dahi çözecek bir mekanizma yok… Sorunlar herkesi isyan ettirmeden, sokağa dökmeden halledilemiyor. Yoksa partizan atamalar bakanlığı karıştırdığı için mi böyle oluyor?..

VARSIN ATASIN:
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, “Geçici öğretmen alınamaz. Yasaya göre, Eğitim Bakanlığı geçici öğretmen atayamaz” açıklamasında bulundu. Okullar açılalı bir ayı geçmesine rağmen bizler hala öğretmen eksikliğini tartışıyorsak, bırakın geçici bile olsa atasınlar, önemli olan derslerin boş geçmemesi. Sayın Elcil siz de yasayı masayı boş verin, bu hükümet bu güne kadar yasalara çok mu uydu sanki?

SİNİR OLUYORUM:
Yıllardır bu ülkeyi yöneten kadroların içinde veya bizzat koltukta oturanların, çizmeleri giyip sorun çözen edasıyla ortalıkta gezinmesine sinir oluyorum. Sanki yaşananların sorumlusu başkalarıymış, sanki yıllardır ülkenin bu hale gelmesinde hiç sorumlulukları yokmuş gibi…

ZİRVEDEKİLER
Organik Üreticiler Birliği: Bir iddiaya göre, uzun yıllar boyu hem madenler, hem zirai ilaçlar hem de savaş sırasında bombardımanlar nedeniyle Kıbrıs toprağında organik ürün yetiştirilemeyeceği söyleniyor. Şimdi öğreniyoruz ki, AB standartlarında üretim yapan üreticiler de var. Ve o üreticiler, Organik Üreticiler Birliği çatısı altında örgütlenmişler. Bence bu örgüt, gelecek olan sudan öncelikli olarak yararlandırılmalı ve teşvik edilmeli. Bir de kendilerinden beklentimiz, diğer üreticilerin denetlenmesi için baskı grubu oluşturmaları olacak…

DİPTEKİLER
Eğitim: KKTC’de uygulanan eğitim politikasının ne olduğunu bilen varsa Allah aşkına söylesin. Son bir yılda iki Eğitim Bakanı, onlarca eylem ve grev, boşa geçen ders saatleri ve sonuçta öğrenci seçme sınavlarındaki başarısızlık. Olmayan eğitimin bakanı olsa ne olur, olmasa ne olur. Sakın ha, kalkıp da, “geleceği şekillendirecek olan gençlerimiz, vatan size emanet” gibi nutuklar atmayın. Bugüne kadar ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz…