KKTC’nin kuruluşundan başlasak, aradan tam 31 yıl geçti. Onlarca hükümet, yüzlerce bakan ve herhalde binlerle ifade edilebilecek bürokrat gördük geçirdik. Bu süre içerisinde vatandaşın yüzünün güldüğü, burada yaşamaktan mutlu olduğu bir yılı, hatta bir ayı hatırlayanınız var mı..? Gelen giden tüm hükümetler “ömür törpüsü” gibi ömrümüzü yediler bitirdiler… Ömür törpüsü, “insanın ömrünü kısaltabilecek ya da ruhen kalıcı iz ve eserler bırakabilecek derecede dayanılmaz ve her nedense bir şekilde daima birlikte yaşanılması gerekli insanlar” için kullanılan sıfatmış.
Yıllardır ülkeye yaptıkları tahribat ve yıkım rağmen, her seçim yine aynı türden insanları seçmiyor muyuz… Sanki bir şekilde birlikte yaşamamız zorunluymuş gibi.
Ülkede sosyal ve ekonomik sorunlar dağ gibi birikse de;
İşte son Hükümet… Bir yıldır “onlarca yasa yaptık” diye övünmesine rağmen, ülkeyi çıkardığı kararnamelerle idare etmeye çalışsa da;
Özkan Bey hem Başbakanlık, hem de parti başkanlığı koltuğunda rahat oturamasa da,
Açılan ihalelerle ilgili iddialar ortada dolaşıyor olsa da;
Dibe vuran ekonomi konusunda olumlu bir icraat görmesek de;
Ana muhalefet susarken, ortaklar birbirlerine karşı muhalefetin daniskasını yapsa da;
Hatta kurulduğu ilk günden “hükümet ne gün bozulur” tartışmaları yapılsa da;
Kısacası beğensek de beğenmesek de, CTP-DP hükümeti ite kaka bir yılını doldurmak üzere…
30 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Eroğlu’na sunulan CTP-DP kabinesi, ilk toplantısını 3 Eylül 2013’te gerçekleştirmiş ve 11 Eylül’de de Meclis’te güvenoyu almıştı…
Allah aşkına biri çıkıp da söylesin. Bu hükümet zamanında, popülizm kokan birkaç icraat dışında halk için ne yapıldı, seçim öncesi verilen sözlerin hangisi yerine getirildi..?
Ülkede sorunlar büyük, partiler ve hükümet huzursuz, vatandaş olumlu adımlar, ülkenin önünü açacak icraatlar bekliyor ama, bu toz duman içerisinde bu beklentilere cevap verecek ne hükümet, ne de bir başka siyasi irade yok ne yazık ki..?
Ve 2013’ten bugüne bir yılda yerel seçimleri yaşadık, Nisan 2015’te ise cumhurbaşkanlığı seçimlerine gideceğiz. Özellikle hükümetin büyük ortağı CTP’de adaylık konusunda yaşananları, film gibi seyrediyoruz. Genel sekreterin kırdığı potları düzeltmek için nasıl çırpındığını, dün ak dediğine bugün kara demek zorunda kaldığını ibretle ve de gülümseyerek izliyoruz…
Mevcut Cumhurbaşkanı’nın, anayasa gereği tarafsız olması gerekirken, partilerin içini nasıl karıştırdığını, seçimlerde nasıl “bayrak gösterdiğini” gördük…
Şimdi ise asgari ücretin “açlık sınırı” altında olduğu ama işçinin sesini duyuramadığı;
Kurumların iflasa sürüklendiği;
Rüşvet ve yolsuzluk iddialarının tavan yaptığı,
Sendikaların açlık grevi başlatmaya hazırlandıkları bir dönemde ne yazık ki bizler, kimin cumhurbaşkanı olacağını tartışarak, sorunların gündemden düşmesine katkı koyuyoruz…
Ya acayiplikler…
CAS çalışanlarının durumu ve yaratılmak istenen suni yapılanma;
Ercan yolcu salonuna alınan ve ülkenin “kumar” cenneti olduğu izlenimini veren reklamlar;
Telekomünikasyon ve Kıb-Tek’te yaşananlar;
Siyasilerin şaibeli yurt dışı gezileri ve daha sayabileceğim onlarca çirkinlik…
Öncelikle bu ülkede temel sorunun, siyasi irade eksikliği olduğunu kabul etmeliyiz…
Ve 41 yıldır böyle gelmiş böyle giden bu sistemle ve bu kafayla gittiğimiz sürece, “inşallahlar- maşallahlarla” ömrümüzü tüketmeye devam edeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
ETİK VE AHLAK:
Etik, evrensel normlara göre doğru olandır. Ahlak ise gelenek ve göreneklerdir. Eş, dost, akraba kayırma olayı, kim ne derse desin, yarım yüzyıldan buyana artık Kıbrıs Türkünün gelenek ve göreneği olmuştur. Bazen yapılan yasal da olabilir. Ama etik değil… Dünyada da tanımı var. İngilizler “Nepotism” diyor. Hatta bunu yapanlar ortaya çıktığında istifa da ediyorlar. Biz şimdi şu bir yıllık hükümette ikinci nepotizm vakasını yaşıyoruz. Önce Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu’nun “Hakkımdır” diyerek yeğenini Özel Kalem Müdürü ataması, ardından Başbakan’ın teyze oğlunu Tapu Dairesi’ne Müdür ataması. Daha bir yıl önce ne vaatlerle gelmişlerdi değil mi? Meğer dertleri “biraz da biz yapalım”mış…
BİR BU EKSİKTİ:
Son bir yıldır suların durulmadığı, neredeyse her gün yeni bir krizin patlak verdiği CTP’de, bu kez de bakan ile Yönetim Kurulu Başkanı arasındaki kriz gündeme oturdu. Tarım ve Enerji Bakanı Sennaroğlu ile Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim arasında akıllı sayaç ihalesi ile başlayan gerginlik sürüyor. Geçen gün yazmıştık, bu kriz birlerinin kellesini yiyecek diye. Gidişat da onu gösteriyor…
ETİK DEĞİLSE DÜZELTİN:
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu, öğretmenlerin dershanelerde çalışmasının etik olmadığını söyledi. İyi de yıllardır her gelen bakan bunu söylüyor da, iş icraata gelince duruyorlar. Madem bu uygulamayı etik bulmuyorsunuz davranın. Milli Eğitim Bakanı olarak bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Size rağmen dershanelerde çalışan öğretmenler için nasıl bir ceza uygulayacaksınız? Açıklayın da bilelim…
İNANDINIZ MI?:
Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güzelyurt’un göç etmeyeceği yönündeki açıklamalarının Güzelyurt halkına umut olduğuna dikkat çekmiş. Bence fazla umutlanmayın. Ne yani Erdoğan’ın çıkıp da, “Anastasiadis istedi, o zaman vereceğiz” demesini mi beklerdiniz? Yıllardır ilk verilecekler arasında birinci sırada yer alan Güzelyurt’un bu makus talihini kıracağına bel bağlamak yerine, biraz itidalli davransanız daha iyi olmaz mı..? Sahi ne oldu o sahil kenti projesi?
DENİZ KIYISINDA SEPTİK KUYULAR:
Karpaz’daki karavan kentin çevre ihlali sürüyor. İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları, hem kuru arazi olarak yapılan kira sözleşmesinin ihlal edildiğini, hem kaçak elektrik kullanıldığını hem de Çevre Yasası’na aykırı olarak, denizden 500 metreden yakın yere septik kuyu kazıldığını söylüyor. Aynı usulsüzlükleri Çevre Dairesi de tespit ediyor. İşletmeci de bir kaç gün önce, “Kuyuları usulüne uygun yaptım” diye övünmekteydi. Demek ki bir yerlerden cesaret almış. Şimdi Çevre Dairesi, ceza yazacağını söylüyor. Kaymakamlık konuyu mahkemeye intikal ettirdi. Umarım sonuna kadar gidilir ve popülizm galip gelmez…
TANITALIM DA NASIL: Serdar Denktaş, “KKTC’yi dünyanın gözüne sokalım” demiş. Bunu siyasi tanıtım olarak söylemiş tabii. Ama Sayın Denktaş, turizm örgütlerinin yayınladığı yol haritası ortada. Biz bu tanıtım işini turizmde bile yapamıyoruz ki, siyasette nasıl yapacağız. Galiba bizim sorunumuz, söylediklerimizle yaptıklarımızın birbirini tutmaması.
ZİRVEDEKİLER
Turizm Örgütleri İnisiyatifi: Kıbrıs Türk Otelciler Birliği ile Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği’nin oluşturduğu inisiyatif, turizmin durumunu, sorunlarını, çıkış yollarını ciddi bir çalışmayla ortaya koymuş. Halihazırdaki sistemin ülke turizmine zarar verdiğini de vurgulamışlar. Bakanlığın hem idari yapısından, hem de hizmetlerinden şikayetçiler. Aslında bu kadar çalışkan sivil toplum örgütleri varken, doğruyu bulup uygulamak siyasilerin işini kolaylaştırmalıydı. Oysa var olan Başbakanlık Turizm Danışma Kurulu bile çalışmaz durumda. Ana gelir kapımız olan turizm de, bürokrasinin hantallığı altında eziliyor…
DİPTEKİLER
Özkan Yorgancıoğlu: Ülke de, partisinin içi de kaynıyor ama Başbakan Özkan Yorgancıoğlu tüm uyarıları göz ardı ederek, yeğeni Mehmet Esenel’in Tapu Dairesi Müdürü olarak atanmasına onay veriyor. Eski Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un dediği gibi, o zaman sizin İrsen Küçük’ten ve eleştirdiğiniz hükümetlerden ne farkınız kaldı ki..?
































