YDÜ’nün organ nakli konusu, başta Anayasa olmak üzere, yasal boşluklarımızı, çelişkilerimizi de ortaya çıkarttı…
Dün Cumhurbaşkanı’nın, son yapılan Yasa’yı Meclis’e iade gerekçelerine baktım. Bir tanesi, donörlerden doku ve organ alınmasıyla ilgili kuralların, organ naklinin adının bile geçmediği 1983’te yapılan Anayasa’yla çelişmesi. Mesela bir beyin ölümü halinde, organların alınabilmesi konusu var. Ama Anayasa, kimsenin canını alamazsın diyor. Bu sadece bir örnek. Yine çocuklardan kemik iliği alınması konusu da, benzer şekilde Anayasa’yla çelişkili görünüyor. Başsavcılık da bu yönde görüş belirtmiş…
Ancak Cumhurbaşkanı’nın bir diğer itirazı var ki, bu pek de kabul edilebilir gibi değil.
Hani 5 yıl süreyle organ ve doku nakillerinin Devlet Hastanesi’nce yapılması kuralı. Eski Yasa’da böyle bir düzenleme yok. YDÜ de zaten buna dayanıyor. Burada, Cumhurbaşkanı’nın itirazı ile YDÜ’nün itirazı aynı noktada birleşiyor… Oysa Tabipler Birliği’nin de belirttiği gibi bu kural, tüzükler ve benzer uygulamaların, yani işleyişin tamam olması için bu süre gerekli. Onun için de yeni Yasa’ya konmuş. Dünyadaki uygulama da bu yönde.
Diğer bir konu, Cumhurbaşkanı’nın dün yaptığı açıklama. Cumhurbaşkanı Sağlık Bakanı’nı hedef alarak, “İnşallah dili sürçmüştür… Kanıtlanmadan, kimse suçlanmasın, devlete zarar verilmesin” diyor.
Peki, Cumhurbaşkanı olarak, bizzat kendisinin bu soruşturmanın sonucunu beklemesi gerekmez miydi? Daha soruşturma başlamadan, acele taraf olması doğru mudur..?
İddialar, dünyanın baş etmeye çalıştığı “organ mafyası” gibi bir büyük suçla ilgili. Konu açığa çıkmadığı sürece, devletin adına daha büyük leke sürülmeyecek mi? Kara para, kadın ticareti gibi konularda taşıdığımız lekeye bir de bu mu eklensin…
*****
Tsunami paniği
Geçtiğimiz hafta Türkiye’den bir profesörün, Marmara Denizi ve Doğu Akdeniz’deki deprem ve tsunami tehlikesi konusunda söyledikleri gazetelerde fazla ciddiye alınmadı. Ancak o günden beri kimi görsem, “Tsunami olacakmış, duydunuz mu” diyor. Profesörün söyledikleri, sanki önümüzdeki günlerde beklenirmiş gibi bir paniğe neden oldu.
Tam da bu haberin üstüne, Güney’den bir tatbikat haberi geldi. Güney Kıbrıs, doğal afetlerle ilgili bir plan çerçevesinde tatbikat gerçekleştirmiş. Deprem, tsunami ve diğer doğal afetler için halkın eğitimi amaçlı bu tatbikatta, tsunami halinde yapılacaklar da değerlendirilmiş.
Basından arkadaşlar bizim Meteoroloji Dairesi Müdürü Raif İlker Buran’a sormuşlar. Buran, konuyu basından duyduğunu söylemiş. Yani bölgemiz için böyle bir tehdit var mı, yok mu haberdar değil, “Böyle bir öngörümüz yok” demiş.
Sormuşlar, “Böyle bir durum karşısında önceden veya sonradan ne gibi önlemler alınabilir?” diye.
Bu kez de, “Tsunamiye karşı herhangi bir önlem alınamaz; önüne geleni yıkar, gider!” diye noktayı koymuş.
Haberde, Meteoroloji Dairesi Müdürü’nün halkı rahatlattığı (!) vurgulanıyor. Gerçekten de rahatladık.
Oysa soru açık, öncesi de var, sonrası da. Tamam, öncesi için belki çare yok, ama ya sonrası..?
İşte Güney Kıbrıs’ın yaptığı tatbikat bu.
Diyeceksiniz ki, Meteoroloji Dairesi’nin afet sonrası için bir görevi olmaz.
Doğrudur…
Ancak, verdiği bu cevap, devlette böyle bir durum için kurumlar arasında bir plandan, ya da bir tatbikattan vazgeçtim, en küçük bir bir ilişkinin dahi olmadığının gösteriyor.
İşte medeni dünyayla farkımız bu.
Eminim bizde de Sivil Savunma’nın planları vardır. Bir deprem, ya da sel baskını, yangın için sürekli tatbikatlar yaptıklarını biliyoruz. Ama bundan Meteoroloji Dairesi’nin haberi yok, ilgisi de yok.
Allah’tan Rum yetkililer, bölgemizde deprem tehdidinin azalmakta olduğunu bildirdiler de içimiz ferahladı.
Halkın güven duygusunun yerlerde sürünmesi boşuna değil. Paniğin de sebebi bu zaten…
YERİN KULAĞI VAR
TALAT PARTİLİ Mİ, DEĞİL Mİ:
CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, Parti Meclisi toplantısından sonra yaptığı açıklamada, “CTP Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kendi adayıyla girme kararı aldı” dedi. Bundan tam bir gün önce de kendisi, “CTP ile Talat arasında dostluk ilişkisi dışında partisel bir bağ olmadığını” söylemişti… Şimdi siz Erk’in bu açıklamasından ne anladınız..?
YANLIŞ ADRES:
YDÜ yetkililerinin ciddi iddialar ortada dururken, konunun muhatabı Sağlık Bakanı ile oturup sorunu çözmek yerine, Cumhurbaşkanı Eroğlu üzerinden prim yapmaya çalışması pek de etik olmadı doğrusu. Biz sorunun, hükümetle YDÜ arasında olduğunu sanıyorduk. Cumhurbaşkanının söz konusu yasayı geri göndermesi kozunu kullanmak isteyen YDÜ, Eroğlu’nu taraf yaparak, hoş olmayan bir tutum içerisine girmiştir…
YA AKLI YOK, YA PARASI ÇOK:
Sağlık Bakanı Ahmet Gülle, “İsrail’de organ nakilleri ücretsiz yapılıyor. Nasıl olur da bir İsrailli bunu bizim ülkemizde yapmaya çalıştı. Bu kafamda soru işareti yarattı” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’de bedava yaptırmak yerine, ülkemizi seçenlerin ya aklı yok, ya da parası çok. Bedava nakil varken, ille de paralı operasyonu niye tercih ettiler sizce…
ORGANİZE BİR SUÇ ÖRGÜTÜ MÜ:
Nijeryalı bir kız öğrencide AIDS tespit edilmesi ve sınır dışı edilmesi konusunda konuşan arkadaşları, okumak vaadiyle kandırılıp KKTC’ye getirildiklerini, çalışmaya, hatta fuhuşa zorlandıklarını söylüyorlar. Daha önce de yazdık; bu öğrencilerin etrafında dönen bir suç ağı var. Geçtiğimiz yıl 2 tanesi öldürüldü, bir tanesi bıçakla yaralandı. Olaylar tam olarak aydınlatılamadığı gibi, organize bir suç var mı, o da tespit edilemedi. KKTC’de yaklaşık 8 bin Nijeryalı olduğu belirtiliyor. Suçla ilgisi olmayanlar da durumdan şikayetçi. Polis münferit olayların peşinden koşarken, ilişkileri de takip etmeli. Şimdi en azından bu iddialarla dosyalar yeniden açılmalı.
İLK ADAY AKINCI:
İlk açıklama Mustafa Akıncı’dan geldi. Nisan 2015’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bağımsız aday olduğunu açıklayan Akıncı, cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin barış vizyonuna sahip, gerçek anlamda bağımsız olması ve temiz siyaset, hesap verebilir bir yapı, çevreye, insan hakları, demokrasi ve sivilleşme yönünde topluma liderlik yapabilmesi gerektiğini belirtti. Herkes bu ideallerle makama geliyor da, toplum o arzusuna bir türlü ulaşamıyor…
ORTAK AKIL GEREK:
Neredeyse bir yılın içinde iki kez seçim yapmamıza rağmen Lefkoşa Belediyesi’nde sular bir türlü durulmuyor. Yıllardır eylem ve grevlerle belediyeden hizmet almayı unutan Lefkoşalıyı yine eylemli günler bekliyor. BES ile LTB Başkanı Harmancı arasındaki limoni durum, geçmişi hatırlayan vatandaşı da huzursuz ediyor. Sendika da artık bazı gerçekleri görüp, ona göre davranmalı. Israrcı tutumla bir yerlere varılamayacağını bilmeli ve elbirliği ile belediyeyi düzlüğe çıkarmak için hareket etmelidir…
ZİRVEDEKİLER
Gizem Akandere: GİAD ve TÜGİK Yönetim Kurulu üyesi Gizem Çeliker Akandere, “Geçici hükümetten önce iktidarda olan hükümet ile şu anda iktidarda olan hükümet arasında maalesef ki çok ciddi farklar yoktur. Her gelen hükümet, programları ile çok fazla umut verirken icraatta maalesef ki yetersiz kalıyorlar…”.
DİPTEKİLER
Yap Boz Tahtası Kıb-Tek İhalesi: Elektrik Kurumu’nun 33 bin akıllı sayaç için çıktığı ihale nihayet sonuçlandı. Bakıyorum da herkes, bu ihale sonucu Kurum’a bilmem kaç bin Euro kazandırdıklarıyla övünüyor. İyi de, bundan önceki ihale eğer mahkemeye düşmese ve iptal edilmeseydi, Kurum’un uğrayacağı zarar için de çıkıp, “suçlu biziz” diyecekler miydi bu sorumlular..?
































