Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

443 yıllık film şeridi

  Bugün 1 Ağustos…                                                                                                                                                 
   Sanırım bilinçli bir şekilde aynı tarihe denk düşürülmüş yıldönümleri. Tabii ki ilki değil. O ilk de 1571,  Emperyal Osmanlı’nın adayı fethettiği tarih…                                                                                               
   O günün koşullarında, ülkeler için etkinliklerini arttırmanın yolu, fetihleri genişletmek, dünya üzerinde daha fazla toprak sahibi olmaktı… Dönemin en güçlü imparatorluklarından olan Osmanlı devleti de, düşmanlarına göz dağı vermek, kendi gücünü garantiye almak, hakimiyet alanlarını genişletmek üzere, yerel halkın da talebiyle Kıbrıs’ı ele geçiriyor. Kıbrıs’ın kendi başına ekonomik bir değeri yok. Ancak  bugün de devam eden stratejik konumu, dünya ticaretini kontrol eden bir noktada bulunması, Osmanlı için Kıbrıs’ı kontrol altında bulundurmayı zorunlu kılıyor. Yerel halkın kökeni çok da açık değil. Çeşitli akınlarla gelenler, yerel halkı da büyük ölçüde kendi dinlerine, kendi milletlerine mensup hale getiriyorlar. Ancak Osmanlı’nın fethinden sonra, bu karmaşık etnik kökenin yanında, o günden bugüne sayısı göçlerle azalan bir Türk varlığı mevcut…                                                                                      

  İşte bu Türk varlığının da, asırlar boyunca ada üzerindeki varlığını korumak adına yürüttüğü bir mücadele  var… O mücadelenin güvenlik açısından örgütlü hale gelmesi ve TMT’nin kuruluşu… Ardından, devletin resmi güvenlik ve savunma örgütü  Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı kuruluyor. Her ikisinin de kuruluş tarihi 1 Ağustos…                                                                                                                 
    Kıbrıs tarihine herkes kendi açısından bakmayı tercih eder. Hemen her süreçte alternatif, eleştirel tarihler yazılır. Ancak 1 Ağustos’la simgeleşen bu üç olguyu ard arda ve birlikte değerlendirdiğinizde, yorum kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bunlar yalanlanamayan, inkar edilemeyen gerçeğimizdir bizim… Rahmetli Denktaş’ın özelliğiydi. Eğer tarihi bir dönüm noktasına gelinmişse, bunu geçmişte yaşanmış yine önemli bir tarihi olaya denk getirirdi. Örneğin, 15 Şubat hem Federe Devlet’in kuruluş yıldönümüdür, hem de Limasol direnişinin…15 Kasım hem Geçitkale’deki Rum saldırılarının yıldönümüdür, hem KKTC’nin kuruluşudur… Sanırım oradaki mantık da, nereden nereye gelindiği konusunda her yıl hafızaları tazelemekti…                                                                                                           

      Tabi bu tarihlere imzalarını atanlar, aradan geçen onca yıl sonra, hem de özgürlük ve bağımsızlık elde edilmişken, kendi kendini yiyip bitiren bir toplum yaratılacağını hiç düşünmemişlerdi. Ben tüm bu film şeridinin sonuna, bugünü de ekleyerek düşündüm. Ve bu çağı yaşayanlardan biri olarak kendi adıma utandım…
(Havadis Gazetesi- 1 Ağustos 2012)

YERİN KULAĞI VAR
ARTIK CAN SIKTI:                                                                                                                                                               Özellikle son günlerde ülke genelinde yaşanan elektrik kesintileri vatandaşı canından bezdirdi. Zırt pırt, zamanlı zamansız kesilen elektriklerin nedeni anlaşılamasa da, büyük ihtimalle akaryakıt sıkıntısı olabilir. Kıb-Tek’deki maddi sıkıntının devam etmesi halinde, yakında bu kesintileri bile arar duruma düşebiliriz…
80 BİN KAYIP OY:                                                                                                                                                             Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimleri için KKTC’de kayıtlı 90 bin TC vatandaşından sadece 8 bin küsur kişi oy kullanabilecek. Bu da yaklaşık 80 bin kayıp oy demek. Çünkü karmaşık randevu sistemi, seçmen profiline uymadı. Eğitim düzeyi düşük olan kesimlerin telefon yoluyla, ya da internetle randevu alması çok da beklenmezdi.  Ya çalışanlar… Onlar için de  büyük bir külfetti. Bence yapılan demokrasi açısından çok da doğru olmadı.  Neden böyle bir yola gidildiğini doğrusu anlamakta zorlandık…

ÖZYİĞİT DOĞRU SÖYLÜYOR:                                                                                                                                
Ortaklar sürekli olarak “Hükümet ayaktadır” der ya, TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit de diyor ki, “Hükümetin ayakta duran hali buysa, vay halimize”… Özyiğit bu sözlerine neden olayları, asgari ücretin yerinde sayması, akıllı sayaç ihalesinin iptali,  CAS’ın ve BRT’nin durumu, hükümet partilerindeki krizler, Anayasa değişikliğinin reddedilmesi, kaçak Kur’an kursları olarak sıralıyor. Şöyle topluca bakınca, “yalan mı” diyor insan…

SAVUNMAK ONLARA KALDI:                                                                                                                              
   Önce DPUG Genel Sekreteri Hasan Taçoy, ardından UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün Eroğlu’na sahip çıktı. CTP ile Cumhurbaşkanı Eroğlu arasında, görüşme masasında yaşananlarla ilgili olarak yapılan karşılıklı suçlamada, DPUG ile UBP Eroğlu’ndan yana tavır koyarak, Başbakan Yorgancıoğlu’na yüklendiler. Aralarındaki organik bağ, onları Eroğlu’nu savunmak zorunda bırakıyor. Aynı şey, CTP için de geçerli. Onlar da Dışişleri Bakanı’na sahip çıktılar. Ama yetti… Başka gündemler bulsunlar ve tartıştıkları konunun Kıbrıs konusu olduğunu unutmasınlar… 

TOPLUM OLARAK YOZLAŞTIK:                                                                                                                         
Kooperatif Merkez Bankası soygunuyla ilgili olarak bir polis subayının zanlı olarak göz altına alınması toplumda şaşkınlık yarattı. Temel görevi, vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak olan birisinin zanlı olarak tutuklanması, toplumun nasıl yozlaştığının en somut göstergesidir. Canımızı ve malımızı emniyet ettiğimiz kişiler bu duruma düşmüşse vay bu toplumun haline…

AVANTA BİTTİ:                                                                                                                                                       
Devlet memuru, kasap, kuaför gibi herhangi bir işte sigortalı çalışanların, tarım alanında ekim yapsalar da, bundan böyle devletten kuraklık ve doğrudan gelir desteği alamayacak olmalarına tepki gösteren KTÇB Genel Sekreteri İbrahim Alkan, memur ve sigortalı işlerde çalışanların çiftçilik yapmasını sekteye uğratacak böyle bir kararın tarlaları boş bırakacağını savundu. Vallahi yıllardır bu devletin ensesinden çifte çifte maaş alıp, üstüne de kuraklık ve destek alanların kızmaya hakkı yok. Bıraksınlar da, geçimini sadece tarımdan kazananlar bu haklardan yararlansın. Kararı alanları kutlarız…

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                        
   Salih Coşar: “Bir toprağın vatan olması ve o vatana sahip olmanın bir bedeli vardır. Kıbrıs Türkü, bu bedeli ağır bir şekilde ödedi. Evet barış istiyoruz, çözüm istiyoruz, AB’ye adım atmak, uygar dünyaya katılmak istiyoruz. Çünkü çağdaş bir yaşam, huzurlu bir gelecek insanımızın en doğal hakkıdır. Ancak, KKTC’nin gerek güvenlik, gerek ekonomik, gerekse sosyal ve kültürel açıdan tek dayanağı anavatan Türkiye’dir. Türkiye’ye bağımlıdır”…

DİPTEKİLER                                                                                                                                                               
  KIB-TEK’in Hizmet Kalitesi: Kıb-Tek’i hep borçlarıyla, ihaleleriyle, sendikanın özelleştirme karşıtlığıyla konuşuruz da, hizmet kalitesinden hiç bahsetmeyiz. Bir kere ülke Kıb-Tek tarafından belli bölgelere ayrılmış, programlı kesintiler uygulanıyor. “Bakım onarım” dense de, bu kadar sık aralıklarla bakım onarım akla yakın gelmiyor. Demek ki, sistem tamam değil. Onun dışında sürekli kesintiler, arızalar. Bazı bölgelerde, her güne binen arızalar… Kıb-Tek ile AKSA arasında uyum sorunları. 570 personelin sadece 100’e yakını teknik personelmiş. Bunları neden kimse konuşmuyor? Canımıza tak etti desek yeridir…