Geçen bir yıla şöyle bir baktım, o günlerde iç siyasette yaşanan çalkantıların hala dinmediğini gördüm. Partilerin içindeki çatışmalar hala devam ettiğinden, neredeyse bir yılı boşa geçirdik desek yerdir. Bundan tam bir yıl önce 28 Temmuz 2013 tarihinde ülke erken bir genel seçime gitmişti.
2009 yılındaki seçimlerde tek başına iktidara gelen UBP, iktidarının dördüncü yılında, Mayıs 2013’te İrsen Küçük ile Ahmet Kaşif’in parti başkanlığı konusunda ters düşmesiyle birlikte, UBP ikiye bölündü. Bir grup UBP milletvekilinin muhalefet partileriyle birlikte, İrsen Küçük hükümetine verdiği gensoru önergesinin oy çokluğuyla kabul edilmesiyle birlikte, iktidar ve muhalefet, 28 Temmuz’da erken seçime gidilmesine karar verdi…
Düşen Küçük hükümeti yerine, CTP milletvekili Sibel Siber’in Başbakanlığında kurulan ve DP ile TDP’nin de destek verdiği üçlü bir koalisyon hükümeti, ülkeyi seçimlere götürmüştü…
UBP’den kesin ihraç kararı ile disipline sevk edilen Ahmet Kaşif ve diğer 7 milletvekili, 26 Mayıs 2013’de düzenledikleri basın toplantısında Genel Başkan İrsen Küçük’ü suçlayarak, UBP’den ihraç edilmek yerine istifa etmeyi tercih ettiklerini açıklamışlardı… Ve aynı toplantıda, Demokrat Parti -Ulusal Güçler oluşumuna destek verme kararı aldıklarını da açıklamışlardı…
Ve 28 Temmuz’da yapılan erken genel seçimlerde, CTP %38.38 oy oranı ile 21, UBP %27.33 oy oranı ile 14, DP-UG %23.16 ile 12 ve TDP %7.41 oy oranı ile 3 milletvekili elde etmişti…
Seçimler sonrası iktidardan giden UBP, tarihinde bir ilki de yaşamış ve partinin Genel Başkanı İrsen Küçük seçimi kazanamamıştı…
Temmuz 2013 seçimleri sadece UBP’de değil, diğer partilerde, özellikle de CTP’de büyük krizlere neden olmuş, CTP disiplinine yakışmayan iddialar ortaya atılmıştı. DP-UG’de ise DP kökenli adayların, UG kanadına yönelik suçlamaları başladı, ki bu halen de devam etmekte. Seçimlerde 3 milletvekili kazanan TDP’de ise Genel Başkan Mehmet Çakıcı görevini, Genel Sekreter Cemal Özyiğit’e bırakmıştı…
Seçim bitti, artık sükunete kavuşacağız derken, hiç de öyle olmadığını gördük. Kısacası 28 Temmuz seçimleri, tüm partilerde iç kavgalara neden oldu ve ne yazık ki, UBP kurultayı ile başlayan hastalık tüm partilere sirayet ederek bugünlere kadar geldi…
Evet aradan tam bir yıl geçti. Partiler hala huzursuz, kavgalar, karşılıklı suçlamalar sürüyor. “Alo Beşir” olayının gölgesinde kurulan CTP-DPUG koalisyon hükümeti, tabiri caizse “kör-topal” biraz da zorlamayla güya gidiyor. Aradan geçen 12 ayda, 12 kriz yaşayan hükümet, özellikle yerel seçimlerin ardından sanki miyadını doldurmuş gibi, uzatmaları oynuyor. Gözler Ekim ayında açılacak Meclis’te. Ancak gelişmeler öyle gösteriyor ki bu hükümet, cumhurbaşkanlığı seçimlerini göremeyecek galiba…
CTP, bırakın tabanına verdiği sözleri, hükümet programını bile uygulamakta zorlanıyor, gün geçmiyor ki sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin bir eylemini duymayalım. Ekonomi kötü, para kaynakları bir bir tükeniyor. Ne yazık ki büyük umutlarla göreve başlayan hükümet, sadece sendikalar değil, toplum
nazarında da sadece bir yılda kredisini tüketti…
Ve 2013’ten bugüne bir yılda yerel seçimleri yaşadık, Nisan 2015’te ise cumhurbaşkanlığı seçimlerine gideceğiz. Ülkede sorunlar büyük, partiler ve hükümet huzursuz, vatandaş olumlu adımlar, ülkenin önünü açacak icraatlar bekliyor ama, bu toz duman içerisinde bu beklentilere cevap verecek ne hükümet, ne de bir başka siyasi irade yok ne yazık ki..?
Düşünüyorum da, bu kadar krizi bu bir yıla nasıl sığdırmışız hala inanamıyorum. Derler ya, “zaman su gibi akıp gidiyor” diye. Gerçekten de koca bir yıl su gibi akıp gitmiş. Öyle görünüyor ki yıllar akıp giderken, biz yine her seçim, “bu kez inşallah” diye diye ömrümüzü tüketeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
YALNIZ DEĞİLMİŞİM:
Hükümetin aldığı bir kararla ağır yük taşıyan kamyonların günün belirli saatlerinde trafikten men edilmesine özellikle işveren çevreleri büyük tepki koymuş ve iptalini istemişti. Ben ilk günden beridir hükümetin bu kararına olumlu baktım. Ancak gördüm ki yalnız değilmişim. Birleşik Taksiciler Birliği Başkanı Kemal Gözay da kararı olumlu karşılamış…
TALAT VE YENİ HOBİSİ:
Dün Twitter’da İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın deniz altında kamerasıyla çektiği kaplumbağa görüntülerini izledik. Meraklısı, Twitter’dan görüntüleri izlemeli. Neredeyse profesyonel. Bence Sayın Talat da bu huzurlu hayatını ve hobilerini sürdürmeli. Siyasetin batağı kendisini en azından bu güzelliklerden uzaklaştıracak…
İÇMEYİP DE NE YAPALIM:
Kıbrıs Türk toplumunun alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanım alışkanlarının eğitim düzeyi arttıkça yükseldiği ortaya çıkmış. Vallahi kimse yanlış anlamasın ama okumuş ve kültürlü insanlar memleketin bu halini gördükçe içmeyip de ne yapsın söyler misiniz…
GEÇTİ BOR’UN PAZARI:
AKEL üyesi, eski Kıbrıs Rum lideri Dimitris Hristofyas’ın damadı Türkolog Nikos Muduros, Annan Planı’na “hayır” dediği için pişman olduğunu söylemiş. İyi de o zaman aklı neredeymiş acaba? Kayınpederi sol gösterip sağ vururken pişmanlık duymayan Muduros için söylenecek tek söz, bizim o meşhur sözümüz olabilir, “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” olabilir. Tren çoktan kaçtı…
YORUMSUZ:
Size dünyadan bir haber; yorum yok… İspanya’da Katalonya Özerk Yönetimi’nde 23 yıl boyunca başkanlık yapan ve İspanya’da kurulan koalisyon hükümetlerinde kilit politikacı olarak adını duyuran Jordi Pujol, 34 yıl boyunca yönetiminde bulunduğu ülkesinde vergi ödememek için 3 milyon Euro’yu vergi cenneti ülkelerinde sakladığını itiraf etti. Pujol’un devlet ihalelerinden işadamlarından partisine ve ailesine yüzde 3 komisyon aktardığı da açıklandı. Savcılık harekete geçmiş ve ifadeye çağırmış…
BİZ DE ÜSTÜMÜZE DÜŞENİ YAPALIM:
Ülkemizde yaygınlığı giderek artan ve sigara kadar kolay temin edilebilen son yılların en korkunç uyuşturucu türü Bonzai, bir defalık kullanımında bile hipotansiyon, solunum yetmezliği, sara, psikoz ve hatta komaya neden oluyor. Uzmanlar, “Bonzai” isminin, gençler üzerinde cezbedici bir etkisi olduğunu, o nedenle “sentetik uyuşturucu” denmesi gerektiği tavsiyesinde bulunuyorlar. Uyuşturucuyla mücadeleye, medya da bu yolla katkıda bulunabilir diye düşünüyorum…
ZİRVEDEKİLER
Vamık Volkan: Dünyaca ünlü Kıbrıslı Türk Psikiyatrist, Profesör Volkan, 1974’te toplumun kurtulduğu zaman, bu kez “ganimet” denen şeyin ortaya çıktığını, bunun da sosyal durumu allak bullak ettiğini kaydetti. “Bu nedenle sırlar oluştu. Toplum paramparça oldu” diyen Volkan, travmadan çıkıldığında bazen beraberlik olduğunu ancak aynı sebeple ortaya çıkan bencillik nedeniyle bu birlikteliğin sağlanamadığına işaret etti…
DİPTEKİLER
2014’ün Katliam Seyircisi Dünya: Geçtiğimiz hafta başı Gazze’de ölü sayısı 200 olduğunda infiale düşmüştük. Dün itibarıyla 1200’ü aştı. Böyle giderse, Filistin halkından geriye eser kalmayacak. Irak da aynı durumda. Bu artık bir savaş değil, kadınların, çocukların özellikle hedef alındığı, savunmasız insanlara yönelik bir katliam. Bunlara ne devlet, ne parti denemez artık. Kendi insanlarını öldüren, kendi insanlarının ölmesine sebep olan terör örgütleri bunlar… İnsan hakları, medeniyet, şu bu hepsi fasariya. Koca dünya akan kanı durdurmak için kılını kıpırdatmıyor. Yapana da, seyredene de lanet olsun…
































