Son bir yılı kurultaylar, seçimler ve parti içi kavgalarla geçirdik. Bir de bir türlü kimyaları uyuşmayan CTP-DPUG koalisyon hükümetinde yaşanan sorunlarla. Aralarında muhalefetçilik oynayan ortaklar, zaman zaman bozulma noktasına gelse de, bir bahane buldular ve hükümeti devam ettirdiler… Ancak gerçek olan şu ki, hükümet programlarında yer alan icraatlar konusunda bile beklenen uyum ve iş birliğini yakalayamadılar.
Ülke hem ekonomik, hem de siyasi anlamda zor günlerden geçiyor. Toplumun hemen her kesiminden tepkiler yükseliyor. Büyük umutlarla iktidara gelen hükümet ise kendi iç kavgalarından fırsat bulup da, halkın beklentilerine cevap verecek adımları atamıyor…
Bu hükümet açık konuşmak gerekirse, “metazori” ayakta duruyor. Aslında iki taraf da bu işin böyle gitmeyeceğinin farkında. Ama “bozan taraf” olmamak için sınırlarını zorluyor. Bu ne kadar gidecek bilinmiyor ama, herhalde cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, bilinçli olarak yaratılacak bir kriz, hükümeti kolayca bozabilecek gibi görünüyor…
Bu kanıya nereden vardığıma gelince.
Ana muhalefet konumunda olan UBP tabanında önemli bir kesim, iktidardan gitmelerinin sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu görüyorlar. İrsen Küçük’e karşı parti içerisinde başlattığı operasyon ile UBP’nin iktidardan gitmesine neden olduğuna inanıyorlar. Ve böyle bir tabanın Nisan ayındaki seçimlerde, oylarıyla bu hesabı keseceklerini düşünülüyor. Bu tehlikeyi gören Eroğlu, muhalefetteki bir UBP’den gerekli desteği alamayacağı düşüncesiyle, seçimlerden önce UBP’yi tekrardan iktidar ortağı yapıp, küskünleri toparlamak isteyecektir. Böylece UBP tabanında Eroğlu’na karşı olanların da, tekrardan kazanılması sağlanacaktır. Zaten çoğunlukla menfaat üzerine hareket eden geniş bir taban var. Onlar, partilerinin yeniden iktidar olmasıyla birlikte, geçmişi unutup, biat etmeyi sürdüreceklerdir…
İşte bu nedenledir ki, “Eylül ayına dikkat” diyorum. Meclis’in de açılmasıyla birlikte CTP’den kurtulup, UBP-DPUG koalisyonunu hayata geçirmek için düğmeye basılacağı yönünde duyumlar var.
Peki CTP bu gidişe dur diyecek güçte mi? Bugün için hayır… Parçalanmış, kendi içinde kavgalı, birbirine düşman partililer, bu senaryonun hayata geçmesine engel değil, aksine destek bile verecektir…
Yangın yerine dönmüş ülkede, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı konusunda derinden çalışan tek isim Derviş bey. Diğer partilerin iç kavgalarını da fırsat bilerek, seçimlere giderken siyaset sahnesini de istediği gibi şekillendirmek isteyecektir…
Eylül, bilemediniz ekim ayında iç siyaset yeniden alevlenecek, hatta bazı milletvekili transferleri bile olabilecektir.
Daha kim bilir neler göreceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
NE DEMEK İSTEDİ:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat, Mustafa Akıncı’nın adaylığı ile ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine, “Cumhurbaşkanlığı seçimi ada çapında yapılacak. Lefkoşa’da değil… Burada önemli olan örgütlü güçtür” değerlendirmesinde bulunmuş. Yani Talat, “Akıncı’nın Lefkoşa dışında oyu yoktur. TDP’nin ada genelindeki örgütleri yeterli değildir, bu nedenle seçim kazanamaz” mı demek istedi acaba..?
FİLLER VE ÇİMENLER:
CTP Mağusa ilçesi, Kayalp aleyhine çalıştıkları iddiasıyla 9 kişinin ihracını istemiş. İsimler, ortada dolaşan isimler değil. Demek ki, fillerin kavgasında yine ezilen çimenler olmuş. Diğer yandan, 2013’ün açık hesabı ortada dururken, 2014’ün tek başına değerlendirilmesi, ne etiğe uyar, ne adalete… Ayrıca CTP’nin taptığı “metrayalist diyalektik”in sebep-sonuç ilkesine de aykırı…
MECLİS GÖREVİNİ YAPTI MI:
Ferdi Sabit Soyer Anayasa değişikliği konusunda “Meclis görevini yaptı, konsensüsle çalıştı” diyor. Öyle mi acaba? Bence o konsensüsün göstermelik olduğu ortaya çıktı. Onay verir görünen UBP ve DP, el altından “hayır” kampanyası yürüttüler. Bu durumda, vatandaş değil, partilerin samimiyetsizliği sorgulanmalı. O nedenle de Meclis’in kamuoyu önünde kendi özeleştirisini yapacağı bir oturum şart…
MAKSAT MUHALEFET OLSUN:
Avrupa Liberal ve Demokratlar İttifakı Partisi (ALDE) Başkanı Graham Robert Watson’un adını geçen hafta duyduk. DP ile temaslar yaptı. Watson döndüğünde, Kıbrıs Türklerinin haklarından, Rum uzlaşmazlığından bahsetmiş, “Rumlar çözümsüzlüğün sonuçlarına katlanır” demiş. 751 üyeli Avrupa Parlamentosu’nda sadece 72 sandalyesi var. Son seçimlerde de oy kaybı yaşadı. Yani pek bir etkisi yok. Zaten leyhimize tavır sergilediğine göre, muhalif olması şaşırtıcı değil. Yine de bakın göreceksiniz, Rum mekanizmaları derhal harekete geçip, ALDE’ye nasıl saldıracaklar…
BİRGÜN ÖYLE, BİRGÜN BÖYLE:
Aylardır süren Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili birbirini tutmayan açıklamaları okuyoruz hep birlikte. Bir gün söylediklerinin, ertesi gün tam tersini söyleyerek, zaten karışık olan kafamızı daha da karıştırıyorlar. Benim anlamadığım nasıl oluyor da, “anlaştık-anlaşıyoruz” derken, bir anda 180 derece dönüş yapabiliyorlar. Ya birbirlerinin ne konuştuğunu anlamıyorlar, ya da birlikte bir oyun oynuyorlar…
BUNUN ADI DALGA GEÇMEK:
Geçen yılki yağmurlardan ciddi zarar gören ailelere, devletin yaptığı yardım alay konusu oldu. Seçimlerden bir gün önce dağıtılan çeklerin üzerinde yazan rakam sadece 75TL idi. Binlerce liralık zararlarına karşılık böyle bir muameleyle karşı karşıya kalan köylüler, ne söyleyeceklerini bilemediler. Bu tespiti kim yaptı, bu paralar niye verildi doğrusu çok merak ettim…
ZİRVEDEKİLER
Mehmet Ali Talat: İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik Ankara’nın tutumuyla ilgili bir soruya karşılık, “Ankara kimin yanında görüldüyse o kaybetti. Denktaş dönemleri hariç. O dönemler başkaydı tabi…”cevabını vermiş. Gerçekten de son yıllarda “Ankara arkasında” denilen tüm adaylar seçimi kaybettiler… Bence 2010 seçimleri de dahil.
DİPTEKİLER
Güven: Gerçekten hiçbir konuda siyasete güven kalmadı. Yeni hava yolu dediler, çakıldı; ekonomi uçacak dediler, o da çakıldı. Sağlıkta reform dediler, olanı da kaybettik. Şimdi de “Su eylülde gelecek” diyor Bakan Bakırcı. Söylemeseydi, ben de aşağı yukarı o tarihleri tahmin etmekteydim. Ama bunu duyduğumda, ‘yandık’ dedim kendi kendime, bu iş kesin uzayacak.
































