Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başka çaresi yok ki…

Sarayda Eroğlu’nun UBP’li milletvekilleriyle yaptığı yemekli toplantı ve orada konuşulanlar, gündemdeki yerini koruyor. Geçen gün, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun UBP’lilerle yediği yemekte, kurultayın ileriki bir tarihe ertelenmesini istediğini ve birkaç isim dışında, tüm UBP’li vekillerin bu öneriye sıcak baktığını yazmakla yetinmiştik…                                                                                                                          

         Ancak Eroğlu’nun bu talebinin nedenleri de konuşulmalı. Bence Cumhurbaşkanı’nın bir partinin içişlerine açıkça müdahale ederek yaptığı bu girişimin nedeni, tamamen 2015 Nisan’ında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik hesaplarıdır…                                                                                                                                                          Özellikle yerel seçimlerde elde edilen başarısız sonuçların faturasının, belli kişiler tarafından Hüseyin Özgürgün’e kesilmek istendiğini biliyoruz. Öyle ki bu isimler arasında, kendi ilçelerinde sıfır çeken bazı isimler  de var. UBP içerisindeki gelişmelerden an be an haberdar olan Eroğlu, seçime giden süreçte, hesapta olmayan bir yol kazasına uğramak istememektedir. Başkanlığı devraldığı günden beri, Eroğlu ile uyum içerisinde olan ve parti içerisindeki gözü kulağı olan Özgürgün’ün, bu kritik dönemde görevi bir başkasına kaptırmasını kesinlikle istemiyor olabilir. Ama ondan da önemlisi, parti içerisinde halihazırda dillendirilen başkanlık krizi ve bu konuda birilerinin el altından yaptıkları kurultay hesapları, olası bir kurultayın doğal olarak tartışmalı geçmesini getirecektir. Kendi seçimleri öncesi, çoklu bir yarışın, sonuç ne olursa olsun, parti içerisinde birtakım kırılmalara neden olacağını ve bunun zararını da seçimlerde kendisinin göreceğini çok iyi bilen Derviş bey, böyle bir durumun tüm hesaplarını bozmasına müsaade edemez. 2013 seçimleriyle dizayn ettiği “yeni UBP”nin, böylesi bir başkanlık kavgası yaşaması, partiyi bir kez daha karpuz gibi dilimlere ayırabilir. Geçmişte partiden ayrılmaları destekleyen Eroğlu’nun şimdi böyle bir lüksü yoktur. Bize gelen duyumlara göre, Ekim veya Kasım ayında yapılması düşünülen kurultayda en az dört isim, Genel Başkanlık için aday olmaya hazırlanıyor. Geçmiş kurultaylarda da kaybedenler az bile olsa bazı oyları partiden götürmüş, sebeplisi olarak gördükleri Eroğlu’na karşı da cepheler oluşmuştur. Hele de çok adaylı bir yarışta yaşanacak yıkım, doğal olarak çok daha fazla olacaktır…
İşte bu nedenle, UBP heyeti ile bir araya gelip, nabız yoklamış ve gerekli uyarıları da yapmıştır…                                                                                              

    Kendi seçimlerini atlatana kadar, UBP’de mevcut yönetimin devam etmesini hatta, aday olmayı düşünen herkese mavi boncuk dağıtarak, kendi için çalışmalarını sağlamaya çalışacaktır…    
Onun için kimse Eroğlu’nun, bu talebini masum bir olay olarak görmesin. Bu talep ne UBP’yi, ne de Hüseyin Özgürgün’ü çok sevdiğinden değil. Nisan ayında bütünlük içerisinde olan bir UBP’ye, daha doğrusu partinin tüm oylarına duyduğu ihtiyaçtandır…    

    

Kuraklık bize vız gelir…
Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen ve iklim değişiklikleri ile kuraklık konusunda çalışmalar yürüten BeWater projesi kapsamında, Güney Kıbrıs’ta çalışmalar yapılıyor. Bu kapsamda, Kıbrıs’ın 2020-2050 yılları arasında hem kuraklık, hem de aşırı yağışla karşı karşıya kalacağı, sıcaklıkların daha yıl içinde daha fazla günlerde 35⁰C’i aşacağı açıklandı.
BeWater, araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulguları, su kullanıcılarıyla paylaşmayı, onları aydınlatmayı, alınacak önlemler konusunda ilgilerle işbirliğini de öngörüyor. Kıbrıs’ın iklim değişikliğine uyumuna yardımcı olmak ve özel tavsiyelerde bulunmak için Rum Yönetiminde, su, tarım, çevre konularında ve şehir planlamasında uzman çevreciler, belediyeler, çiftçiler ve ilgili bakanlıklardan kamu görevlileri atölye çalışmasına alınmışlar. Çalışma sonucu, “suyun daha eşit dağıtımı, ilgili çevre yasasının daha iyi uygulanması, kampanyalar düzenlenerek farkındalık yaratılması, nehir boylarındaki parkların ve nehir yataklarının temizlenmesi” üzerinde durulmuş.  Tabii mesele sadece kuraklık değil, o nedenle dere yatakları da önemli.
Projenin, AB’den uzmanların katılımıyla sürdürüleceği  bildiriliyor. Rum hükümeti de buna göre önümüzdeki 50 yıl için iklim değişikliğine uyum sağlama planlarını yapacak, önlemlerini alacak.
Ya aynı coğrafyada, giderek çölleşen bu küçücük adanın diğer yarısında dünyadan habersiz  yaşayan bizler?
Defalarca yazdık çizdik, ne olur bir su programı çıkartın dedik, Su Dairesi Müdürü “Tuzlu su vermeye mecburuz” dedi. Bunu eleştirdik, bize “Ben göreve yeni geldim, bu kadar da yeni kuyu açtım, bize zaman tanıyın” diye bir yanıt gönderdi.
Bizim dediğimiz o değil ki. Yeraltı kaynaklarını yeni yeni kuyularla sömürmekten değil, kurutmamaktan, yani bilimsel işlerden bahsediyoruz. 
İş ciddi. Kuraklık da kapıda, su kaynaklarına bir faydası olmayan aşırı yağışlar da.
Dün Lefkoşa Belediyesi’nden “Suyu idareli kullanın” uyarısı geldi ama, bu da arızadan dolayı su verilemeyecek olmasından. Kuraklıkla alakası yok. Zaten alınacak tedbirler, belediyelerin boyunu aşar. Hükümetin konuya el atması, lüks su sarfiyatını yasaklaması, planlamalar yapması gerek.
Ama maalesef herkes, her şeyi olduğu gibi, iklim değişikliği konusunu da Türkiye’ye ihale etmenin rehaveti içinde, nasıl olsa Türkiye’den su gelecek diyerek, çağrılara kulaklarını tıkamış durumda. O suyun hem fiyatının yüksek olacağını, hem de öyle hovardaca tüketilemeyeceğini düşünen yok.
Hani Kayseriliye sormuşlar, dünya batacak ne düşünüyorsun” diye. Cevap vermiş, “Dünya batar, Kayseri 40 sene sonra batar”… Var mı bir farkımız..?

 

YERİN KULAĞI VAR
ÖLÜ GÖZÜNDEN YAŞ BEKLEMEK:                                                                                                                           CAS çalışanı 169 kişinin geleceği hükümetin alacağı karara bağlı. Hava-Sen Başbakan’ın açıklamalarından mutlu değil. Zaten Başbakan da çalışanları mutlu edecek bir açıklama yapmadı. İnşallah yanılırım ama, umut ışığı yok. Yüzlerce KTHY çalışanının başına gelenlerin aynısı bunların da başına gelebilir. CAS çalışanlarının geleceği, ölü gözünden yaş beklemeye benzer…
OSMAN TABAK’A SUÇLAMA:                                                                                                                                       

    Yerel seçimler sonrası pek tartışmanın yaşanmadığı parti olan UBP’de de isyan bayrağı açıldı. 29 Haziran yerel seçimlerinde Gönyeli’de UBP adayı olarak yarışan ve seçimi kaybeden Olgun Amcaoğlu, Osman Tabak ve temsil ettiği gurubun seçimlerde kendi aleyhine kampanya yürüttüğü iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti. CTP ve TDP’den sonra UBP’de de “ihanet” tartışmaları başladı anlaşılan…
 

O ZAMAN NİYE ÇÖZMÜYORUZ:                                                                                                                                İkinci Cumhurbaşkanı, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Kıbrıs sorunu ile ilgili “Anahtar Türkiye’de, Erdoğan ile bu işi bitireceğiz” şeklindeki söyleminin bugüne kadar duyulmadığını ifade ederek, Türkiye’nin Kıbrıs sorununda destekleyici olduğunu belirtti ve “Anahtar bizdedir, Türkiye’de değil” demiş. Medem anahtar bizde, bu kadar yıldır niye çözmüyoruz Sayın Talat? Aslında siz de anahtarın kimde olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama, ah bu politika yok mu..?
 

HALININ ALTINA SÜPÜR:                                                                                                                                

         CTP seçim ve referandum sonuçlarını ele alarak, somut tespitleri özenle değerlendirmiş ve parti içi sorunların çözümlenmesi için özeleştiri, yüzleşme ve disiplin konularında gerekli mekanizmaların kurulması kararını almış. Hani bir laf vardır, “çözmek istemediğiniz konuları komitelere havale edin” diye. CTP de aynısını yapıyor. Onca iddia, karşılıklı suçlama ortada dururken, sorunlar yine halının altına süpürülmek isteniyor…
 

SAĞLIK BAKANI NELER ANLATACAK:                                                                                                                        Sağlık Bakanı Gulle Ankara’ya gidiyormuş. Eminim ya kaynak talebinde bulunacak, ya da borçların affını isteyecek. Aynen o çok eleştirdiği kendinden öncekiler gibi…  Peki ama Türkiye’nin hibe ettiği radyoterapi cihazlarının çürümeye terk edildiğinden; doktor-hemşire eksikliğinden bölümlerin çalışamaz halde olduğundan; başkentteki hastanenin etrafını bile temizleyemez durumda olduğumuzdan; anjiyo için hazırlanan hastaların eve yollandığından, ama torpillilerin YDÜ’ye sevk edildiğinden; başvuran hasta sayısının sağlık sistemimizi kat be kat aştığından da bahsedecek mi? Merak içindeyim…

HER 10 KİŞİYE BİR İŞ YERİ:                                                                                                                                 Yaklaşık 30 bin iş yerinin bulunduğu KKTC’de, her 10 kişiye bir iş yeri düşüyormuş. Ancak iş yerleri ihtiyaca göre değil, isteğe göre açılıyormuş. Hal böyle olunca, esnaf bir süre sonra kepenk kapatmak durumunda kalıyor. Geriye de, ülkede yatırımların son hız sürdüğünü açıklayan siyasilerin kurdele keserken çekilmiş görüntüleri kalıyor…

ZİRVEDEKİLER :
Loucas Haralambous: Cyprus Mail yazarı Haralambous, gazetesinin politikasından da, geleneksel Rum bakış açısından da farklı olarak, daima doğruları dile getirir. Önceki günkü “Şov Devam Etmeli” yazısı da öyle. Tesbiti şu, “Kıbrıs’ta her  şey şovun devam etmesi üzerine kuruludur, çünkü burada siyasilerin ilgilendiği tek şey koltuklarını korumaktır… Kimse o gücü kaybetmek ya da paylaşmak istemez”… Siyasilerin koltuk sevdası ile uluslararası camianın çözüm karşıtlığı iyi bir güç birliği içinde. Bu dayanışma var oldukça, statüko da daha nice 50 yıllar devam eder…

DİPTEKİLER:                                                                                                                                          

                    40 Yıl Öncesine Dönen Rum Yönetimi: Güney Kıbrıs’ın müzakere masasındaki tutumu ve hemen her kanattan siyasilerin son zamanda ağızlarından çıkanlar, şöyle bir bakınca, Denktaş-Makarios anlaşmalarının da gerisine gittiklerine işaret ediyor. Masada yıllar önce mutabakata varılan dönüşümlü başkanlığın reddinden sonra, şimdi de Sağlık Bakanı Filippos Patsalis, Anastasiades adına yaptığı bir açıklamada “İki kesimli-iki toplumlu federasyon uzlaşısı, taksim ve iki ayrı devlet meydana getirilmesine siper oldu” demiş. Ne noktada olduğumuzu merak edenlere…