Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Anayasa bile iç politika malzemesi oldu…

Anayasa’da yapılmak istenen değişiklik konusunda ben şahsen dersimi çalıştım. Uzmanına sordum, mantığımla mukayese yaptım, kendimce değerlendirdim.
Bu konudaki ilk eleştirilerimi 12 Mayıs’ta yaptım. Anayasa değişikliğinin kozmetik olduğunu düşündüğümü yazdım. Bugün, yapılan değişikliklere rağmen aynı görüşümü savunmaktayım. Anayasa’nın ellenen maddelerinin vatandaşın günlük yaşamıyla çok da ilişkisi yok. Özü, lafzı aynı kaldığı sürece de bu değişmeyecek…
Bunun dışında, değişikliklerin uzun ifadelerle yapıldığını, maddelerin yasama, yürütme ve yargının elini kolunu bağlayacak şekilde detaylandırılmasını eleştirmiş, Anayasa’nın kısa özet olması gerektiğinden bahsetmiştim. Özellikle de bireysel haklarda söz edilenlerin, çocuk hakları konusunda tekrar edilmesini örnek göstermiştim. Son taslakta bunlara dikkat edildiğini, hem kısaltmalar yapıldığını, hem tekrarları önleme konusunda çaba gösterildiğini gördüm…
Kamu çalışanlarının siyasi partilerde görev almasına yönelik kısıtlamanın, yasaya bırakılması da doğru bir karar oldu. Bununla “Siyasette kalitenin artması”nın amaçlandığının ifade edilmesi de…
Yeni taslakta, bence bünyemize uygun olmayan Ombudsman’ı kaldırma cesareti gösterilemedi.
Birçok sakıncalarını uzun uzun dile getirdiğimiz, ancak başlı başına eşitliğe aykırı olan vicdani ret konusu da geri çekildi…
Ayrıca Anayasa uzmanlarına danışılmamasını da eleştirmiştik ki, son toplantılara Anayasa uzmanı davet edildi. Bu da bir şeydi…
Her neyse, sonuçta eğri gemi doğru sefer dedikse de, yine mutabakat sağlanamadı…
UBP’nin ta baştan beri neden geri durduğunu anlamak mümkün olmadı. Duyduklarında tüyleri diken diken olan geçici 10. madde de yoktu. Ama yine de katkı koymayı baştan reddettiler. Tek gerekçeleri “Aceleye gerek yok” oldu. Yapılacak bir değişikliğin hükümetin kar hanesine yazılacağından korktular. Ama diğer taraftan, ana muhalefet olarak misyonlarını yitirmekten korkmadılar. Onları geçelim. Çünkü bunun ideolojik bir ret ediş olduğunu düşünmüyorum. Bence bu, partinin yönetim sorunu ile ilgili… 
DPUG, Komite’de kendi milletvekillerinin onay verdiği taslağa son anda birbiri ile çelişen mazeretler ortaya çıkarttı. Önce onay verdikleri “azınlık hakları”nı bahane gösterdiler. “Zamana ihtiyacımız var” dediler. Sonra dün Hasan Taçoy’u dinledim; resmen “Çalışamadık” dedi. İlk toplantılara parti adına Zorlu Töre katılmış, kendisi daha sonra dahil olmuş, onun için yeteri kadar çalışamamışlar, ama onayı da vermişler. Oysa bu değişiklikler için hükümet programında imzayı çakmışlardı ama… Baştan reddetselerdi, niye 3’lü öneriye imza attılar? Dostlar alışverişte görsün diye mi?
TDP’nin durumu da karışık. Zeki Çeler’in bir takım etkilenmeler içinde olduğu yorumları yapılıyor. Baştan  altına imza attıkları çerçeveyi reddeder duruma düştü. Diğer yandan Çakıcı başka hava çaldı ve “Zaman geçirmeden onaylanmalı” dedi…
CTP’ye gelecek olursak. Onlar da söz verdikleri için yapmakta ısrar ettiler. Aslında değiştirilen şu 23 madde, CTP’nin 1985’te tümden reddettiği Anayasa’nın ruhunu değiştirmiyordu. Yıllar yılı üstüne basa basa söyledikleri Geçici 10. Madde yoktu mesela. Naci Talat hayatta olsaydı, Anayasa tümden değiştirilmedikçe, böyle bir değişikliğin yapılmasına eminim karşı çıkardı. Ama tabii yine bir seçim arifesindeyiz ve CTP halka “İşte biz yaptık” demek için acele ediyor.  O böyle acele ettikçe de, DP-UG bu zafiyetiyle sonuna kadar oynuyor. UBP-DPUG ittifak girişiminde olduğu gibi, bir kez daha Hükümet Protokolü’nü ihlal ediyor. Bunu da hiç çekinmeden yapıyor… 
CTP ya da DPUG yetkili kurullarından ne çıkacağı hiç umurumda değil. Onlar “evet” de deseler, önemli olan, Cumhurbaşkanı’nın onaylayıp, onaylamayacağı. Dün Cumhurbaşkanı’nı dinledim. Değişiklikler önüne geldiğinde, kendisinin de bir çalışma yapacağını söylüyordu. Bunu yaparken de, hem UBP ve DP-UG’nin, hem de TDP’nin itirazlarını dile getiriyordu. Benim bundan anladığım, bu haliyle onaylamak niyetinde olmadığı. Yani Anayasa’da yapılmak istenen bu değişikliğin 2014 seçimlerinde referanduma götürülmesine pek sıcak bakmıyor.
Fakat ne yazık ki, hem kamuoyu gündemi, hem de Meclis çalışmaları boş yere oyalanıp duruyor.  Görüntü, siyasilerin şimdi de birbirlerini Anayasa gündemiyle dövmeye çalıştıkları şeklinde. Sanki ölümcül bir meseleymiş gibi, açıklama üstüne açıklama yapmakla mesai harcayıp, boşu boşuna   halkın da zamanını çalıyorlar. Baksanıza bir milletvekili çıkıp, “Çalışamadık” diye itiraf ediyor… Anayasa konusunda bile bu kadar ciddiyetsizlik akıl alır gibi değil…
Dün sosyal medyada bir vatandaş, “Haksız kazanç elde ediyorsunuz. Bunun bedeli bir yerlerden çıkar” diyordu. Durum da aynen öyle…

 

YERİN KULAĞI VAR
ORTAK SES:
Hem UBP, hem DP-UG ve Cumhurbaşkanı Eroğlu, Anayasa değişikliği konusunda tek ses halinde davranıyor. Üçlü, Anayasa konusunda “3-5 günde tartışılacak bir konu değil” değerlendirmesini yapıyorlar. Sizce bu bir rastlantı mı, yoksa tek merkezden idare edilen ortak görüş mü acaba..?  

23 “FAŞİST” MADDE:
Ne etliye, ne sütlüye dokunmadan, yapacakları kozmetik birtakım değişikliklerle, “faşist Anayasayı” değiştirmek istediğini savunan CTP’ye sormak lazım. Değiştirmek istediğiniz 23 madde ile yeni Anayasa “Faşist” olmaktan çıkacak mı..? Kusura bakmayın ama, yaptığınız laf kalabalığından öte bir şey değil…

BAŞBAKAN ANLAMAMIŞ:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu BRTK’nın Başbakanlık önündeki eylemi için, “Neden çadır kurduklarını anlamadım. Niye bugün grev yapıyorlar, anladım dersem yalan söylerim” yorumunda bulunmuş. Bunda anlamayacak ne var ki Sayın Başbakan… Siz ve sizden önceki hükümetler söz verdikleri yasayı Meclise göndermeyip zamana oynuyorsanız, sonunda olacağı buydu…

SİZ DE İNANMIYORSANIZ:
İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, adada taraflar arasında güven sorunu olduğuna dikkat çekerek, “Kıbrıs’ta şu an çözüm için imkan ve ihtimal yok” değerlendirmesinde bulundu ve “Güvensizlik devam ettiği sürece bir sonuç alınacağını sanmıyorum” dedi.  Sayın Talat’ta böylesine karamsar bir tablo çizerse, yandık ki ne yandık… Birileri ellerinden oyuncakları alındı diye kızacaklar.

STATÜKO KALICILAŞIYOR MU:
Biz her ne kadar uluslararası toplantıların içinde olmasak da, dünyanın Kıbrıs’taki mevcut durumun sürmesinden yana olduğunu görüyoruz. Nitekim, işin mutfağında olan Kudret Özersay da bunu yakından görüyor olmalı ki, Fransa’da yaptığı görüşmelerde “Statükoya normal muamelesi yapmayın” demiş. Çözüm isteyen taraf biziz ama, gerçekte dünyanın böyle bir gailesi yok…

YILDIZLI MI, YILDIZSIZ MI OLSUN:
Yerel seçimler için CTP’nin ürettiği, “Yıldızlı Belediyeler” sloganı olay oldu. CTP’lilerin dışındaki adaylar da kafalarını bu slogana fena takmışlar anlaşılan. Örneğin, Tatlısu’nun DP-UG’den belediye başkan adayı Hayri Orçan, “bizim hiçbir yere borcumuz yok, hatta bankada 200 bin TL artı paramız var. Yıldızlı Belediye böyle olur” demiş. 29 Haziran sonrası bakalım hangi belediyeler yıldızlı, hangileri yıldızsız olacak…

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Altan: Gazete 360’daki yazısında bizi öyle güzel tarif etmiş ki; “İnşaat arttı, araba sayısı geometrik olarak çoğaldı ama KKTC halkının  psikolojisi çok uzun zaman hep aynı kaldı.
Siyasal  bir toplum olarak  çözüme endeksli yaşandı, çözüm gelmedikçe de insanlar  mutsuz oldu.
“Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler” örneği adeta yaşam hep ıskalandı…  Buna hep üzüldüm… Kıbrıs çok güzel… Bırakın Kıbrıs sorununu, şu ormana, yeşile, denize, açan çiçeklere şöyle bir bakın. Çekin içinize bu güzelliği, duyumsayın. Bu Kıbrıs sorunu bir gün çözülse de, böyle giderseniz yaşayacak bir hayatınız olmayacak…”.

DİPTEKİLER
DP-UG: Anayasa değişikliği, imzaladığınız hükümet programında var ve siz bu programa imza attınız. Komisyonda değişiklikler için olumlu oy kullandınız. UBP’yi anlıyorum da, sizin niye karşı çıktığınıza pek anlam veremedim. Keşke hükümet programı sırasında ya da CTP ve TDP ile ortak tasarıya imza atamadan evvel karşı çıksaydınız, o zaman daha inandırıcı olurdunuz…