Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TC İLE İMZALANAN PROTOKOL NE OLDU..?

Son aylarda gündem o kadar yoğun geçiyor ki, kimse hükümetle ilgili ne konuşuyor, ne de olumlu ya da olumsuz yorum yapıyor. Bu belki de hükümetin de işine geliyor ama, toplumun gündemi ne Biden’in gelişi, ne de Güney’deki seçimler… Bunların hiç biri günlük hayatımızı yakından ilgilendiren olaylar değil…
Önümüzdeki bir ayda da iç konuları konuşmaya pek zamanımız olmayacak gibi görünüyor. Çünkü yerel seçimlere gidiyoruz…
Halbuki ekonominin pek de iyiye gittiğini söyleyemeyiz. Ama memur ay sonu maaşını aldığı sürece, şimdilik hükümet ile ilgili pek bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Yarın, öbürgün okullar da uzun yaz tatiline girecek, eğitimdeki yığınla sorun yeni ders yılına kadar rafa kalkacak…
Kısacası bu günler hükümet için rahat bir dönem…
Hani TC hükümetiyle UBP döneminde imzalanan bir ekonomik protokol vardı. O dönemlerde sıkça konuştuğumuz, neredeyse hergün manşetlere taşınan sözkonusu protokolü bugün ne konuşan, ne de “ne oldu diye” merak eden var. Halbuki o programda yapılması gerekenler, bir tarih silsilesi içinde protokolde yer alıyordu. Hatta bazı kaynakların TC tarafından serbest bırakılması için, protokolde yer alan maddelerin hayata geçirilmesi şartı vardı…
Mevcut CTP-DPUG koalisyon hükümetinin TC ile imzalanan protokolle ilgili görüşleri çok netti. Her iki parti de seçimler öncesi imzalanan protokoldeki bazı maddelerde revizyona gidileceğini, hatta yeni bir protokol yapılabileceğini söylemişlerdi…
Gördüğümüz, bildiğimiz kadarıyla o protokolün ne olduğu konusunda hükümetten ses seda çıkmıyor. İtiraz ettikleri maddeleri revize ettiler mi? Yoksa Siber hükümetinde olduğu gibi, “protokolü aynen uygulayacakları” sözünü mü verdiler? Şeffaf bir hükümet oldukları iddiasındaysalar, çıkıp bu konuda topluma bilgi vermek zorundadırlar. Örneğin protokolde yer alan özelleştirmeler yapılacak mı? Kıb-Tek özelleşecek mi, yoksa özerkleştitilecek mi..? Çünkü hükümetin bazı uygulamalarına baktığımızda,  Kıb-Tek’in özelleştirilmesi için sanki bir alt yapı hazırlığı var…
UBP hükümetinden devralındığı iddia edilen “enkaz” ne durumda, üstüne üstlük dövizdeki artışın mevcut enkazı kat kat artırdığını düşünürsek, ülke ekonomisinin ciddi bir tehlike altında olması gerekmez mi..?
Örneğin eski Maliye Bakanı Ersin Tatar  bir TV programında, hükümetin bir ekonomi politikası olmadığını belirterek tüm mali kategorilerde döküldüğünü, maaş krizlerinin kapıda olduğunu, 13’üncü maaşın ise kesinlikle ödenecek durumda olmadığını ve bu kez ev ödevlerini yerine getirmeyen hükümetin, Türkiye’den avans alma şansının da bulunmadığını oldukça iddialı sözlerle dile getirirken, acaba bir bildiği mi var diye düşünmeden edemedim….
Bir başka ilginç konu ise, UBP döneminde protokolle ilgili konuşan, hatta Kıbrıs Türkü’nün ve ekonominin kurtuluşunu bu protokole bağlayan bazı “yetkililerin” bugünlerde “sus pus” olması… Buna da anlam veremiyorum…
Tüm bu kargaşa içerisinde birileri susarak, sanki de hazırladıkları senaryoların hayata geçmesini bekliyor gibi bir hava var memlekette.

        

YERİN KULAĞI VAR
ÖNCE SİZ BİR ANLAŞIN:
Anayasa’da yapılacak değişiklikleri görüşmek için dün toplanması gereken Meclis, nisap sorunu nedeniyle toplanamamış. 50 kişinin ortak mutabakata varamadığı değişiklikler için, yüzbinlerce seçmenin Anayasa değişikliklerine onay vermesini nasıl düşünebilirsiniz ki..? Hele siz kendi aranızda bir anlaşın, ardından Cumhurbaşkanı Eroğlu engelini aşın, gerisi kolay… 

DPUG’NİN TUTUMU İLGİNÇ:
Yeni Anayasa taslağı, hükümette çatlağa neden oldu. Oysa kendileri açısından, daha sakıncalı olan bir öncekine oy veren DPUG bu sefer yan çizdi. Örneğin itiraz ettikleri, vicdani red bu taslakta yok. Üstelik de Komite toplantılarına katılıp, onay verdiler. Onay veren üyeler arasında, dün çıkıp,  “Aceleye geldi, daha tartışılması gerekir” açıklaması yapan Hasan Taçoy da var. “Endişemiz azınlık hakları konusunda” diyor ama, bu madde de oybirliğiyle geçmiş. Bu durum da insana, DPUG’nin başka türlü etkilenmeler içinde olduğunu düşündürüyor. Gerçekten ilginç.

KENDİ DEVLETİMİZE İNANSAYDIK:
Birçoğumuzun “ille de barış”  isteğini düşünürsek, Pazar günkü seçimler ilerde nelerin olabileceğinin bir göstergesiydi. Siyasi eşitliğin çiğnendiği bir yana, seçme ve seçilme hakkı bile, ne yazık ki sudan gerekçelerle engellenmek istendi. En demokratik hakları bile ayaklar altına alanlarla nasıl bir çözüm yapıp da barışa gideceğiz bilemiyorum. Hani diyorum, bazıları  Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıktığı kadar, kendi devletlerine sahip çıksayıd, bugün herşey çok farklı olacaktı…

GÜNEŞ’TE ALANLIYA SALDIRI:
İskele’de UBP-DPUG kavgası büyük boyutlarda. UBP adayı Halil Orun’un, DPUG adayı Hüseyin Alanlı hakkında söylediği “İskele için ne yaptın” sözleri ve diğer sert açıklamaları, UBP’nin yayın organı Güneş’in manşetinde. Güneş’in açıklamayı manşetine taşıması, anlaşmazlıkların bölgesel seçim propagandalarının dışına taştığını gsteriyor. İttifak suya düştü, geçmişe dönüldü. Arada Eroğlu da olsa, iki partinin etleri bir kazanda kaynamıyor.

BÜYÜK KONUŞMAK YANLIŞ:
Belediye Başkan adayları belli oldu ya, artık kim tutar onları. İcraattan, plan programdan bahsetmek yerine, yine bol keseden atmayı tercih ediyorlar. Bazı adaylar, seçmene yapacaklarını anlatmak yerine rakiplerini küçümseyerek, “Benim rakibim olamaz” yollu açıklamalar yapıyor. Sandıklar açılmadan hiçbirşeyin garanti olmadığını çok gördük. Nice kendini banko görenlerin sandıkta kaldığına kaç kez şahit olduk. Onun için tavsiyem, öyle büyük laflar etmesinler… Aksine itici oluyorlar.

ÖNCE KENDİMİZLE BARIŞALIM:
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, adadaki müzakere sürecinin olumlu sonuçlanmasını ve yarım asırdır devam eden Kıbrıs sorununun artık bitmesini istediklerini söyleyerek “Kıbrıs'ta barış dili kullanılmalı” demiş. İyi güzel dediniz de, kendiyle bile  barışık olmayan bir toplum, bir başka toplumla nasıl barışı konuşabilir ki Sayın Siber..?

ZİRVEDEKİLER
Fikri Toros: Ticaret Odası’nın yeni Başkanı Fikri Toros müjdeyi verdi. Kuzey’le Güney arasında GSM şebekeleri karşılıklı açılma yolunda. Toros, işin peşini bırakmadıklarını, ısrarcı olduklarını ve Rumları ikna ettiklerini söylüyor. Hani bir yol bulunur, bulunmazsa açılır diye bir laf vardır ya, Ticaret Odası’nın genç ekibinin yaptığı da bu…

DİPTEKİLER
AP Seçimlerinde Bir Rezalet Daha:  Kıbrıslı Türklerin AP seçimlerinde oy kullanacağı bölgeler ayrılmıştı. Ama meğer oy attıkları sandıklar da ayrıymış. Baksanıza kime oy verdiklerini de ortaya çıkarttılar. Baştan sona  anti demokratik olan uygulamanın bir başka boyutu daha. Neredeyse kimin kime oy verdiğini de açıklayacaklar. Hani seçimin gizliliği? Bu nasıl bir demokrasi anlayışıymış, bu sonucu AB nasıl kabul etmiş, anlaşılır gibi değil…