Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

En fazla anneler ağlar…

Babalar ağlar, daha kötüsü içine atar…

En çok duyduğum duaydı annemden, “Allah kimseye evlat acısı vermesin… Çocuklarımızı korusun…”
Ölümün her türlüsü acı gelirdi küçükken…
Büyüdükçe, anne, baba, kardeş ölümünün en acı ölüm öldüğünü hissettim…
İki oğlum var şimdi…
Bazen, “şüphesi” bile ağlamanıza yetiyor…
Ateşi çıktığında bir gece, durmadan ağlayınca çocuk, eşlik edersiniz…
Empati yaparsınız bazen, anne-babaların evlat acılarını düşünürsünüz, içiniz, burkulur, ağlarsınız…
Annemin de dediği gibi, “Allah kimseye evlat acısı vermesin… Çocuklarımızı korusun…”
Daha iyi anlıyor insan…

Nereye gidiyoruz?
Pazar günü, iki can gitti…
İki taze can…
Neden?
Bir ölüm makinesinin üzerinde…
22 yaşında öğrenci bir genç, değeri binlerce sterlinle ölçülen bir canavarın üzerindeydi…
Yanında da 20 yaşında bir can…
O motor, 22 yaşındaki bir genç için “ölüm makinesi…”
30 yaşında bir sürücü için, “seyahat aracı”…
40’larındaki bir sürücü için de, “keyif makinesi…”
Sorun bu değil mi?
Motor sürücüleri kızıyor, “ölüm makinesi” dediğimiz zaman…
Demeyip ne yapalım?
Şimdi ben, “22 yaşında bir çocuğun altına bu motor ne arıyor?” diye sorsam, “Şimdi zamanı mı bu soruyu sormanın, ailelerin acısı bu kadar tazeyken…” diye bana sitem edeceksiniz…
E ama bakın sokağa…
Aynı motor, aynı yaştaki çok sayıda gencin altında…
Farklı ebatlardaki motorları, “kasksız” süren gençleri de dahil edin buna…
Esas, bu soruyu sorma zamanı şimdidir…

Delikan ve motor yan yana olmaz…
Anne-babalar, “ne yapalım oğlum çok istedi” diyemez, dememeli…
Kılı kırk yararak, oğullarının motor sürmesine izin vermemeli…
Motor sürmek, bir “kültür” işidir.
İstediğiniz kadar tecrübeli olun…
“Motor sürme kültürünüz” yoksa…
Sonu hep acı oluyor.
Gazeteci dostum Selim Sayarı, bakın ne yazmış sosyal paylaşım sitesi aracılığı ile:
“Motosiklet sürenlerin kaybına ‘su testisi su yolunda kırılır’ çirkinliğiyle yaklaşmak ilkelliktir… Motosiklet özel kurallar ve hassasiyetler gerektiren çok teknik bir taşıt aracıdır. Ortalama zekanın altında bir insan otomobil sürebilir ancak motosiklet süremez. Motosiklete saygı bekliyoruz, gerek yolda gerekse yasalarda.”
Bunun için diyorum ya anne-babalar kılı kırk yarsın.
“Çok istiyor” olabilir çocuklarınız…
“Hayır” demelisiniz…
Önce iyi bir ders almasını sağlamalısınız…
Belki daha düşük güçte bir motorla başlamasını sağlamalısınız…
Sonuçta, “sizin paranızla alınan bir araç” size, “acı” olarak dönebiliyor.
Ali Can Gargınsu ne yaparsanız yapın, geri dönmez artık…
Gizem Acet, bir kere daha o gülen gözleri ile bakamayacak artık…
Ama yeni acıları önlemek “ailelerin” elinde…
Giden canların ardından, “Yol bozuktu, altyapı yoktu, eğitim yetersizdi” demek bir şey kazandırmıyor…
KKTC gerçeğini bilerek, buna göre davranmalı gençler…
Gençler davranmıyorsa, anne-babalar onlara yol göstermeli…
“Hayır” diyerek…
Sonra hep birlikte ağlıyoruz ama…
Ateş de düştüğü yeri yakıyor…

***
Nesi acele bunun?

28 Temmuz 2013’te seçildi yeni parlamento…
Ve o gün, “Hedef yerel seçimlerle birlikte referandum” dedi hükümet…
CTP de…
DP de…
Dün, “Anayasa değişikliği” özel gündemi ile toplandı Meclis…
Sandık ki, “farklı bir gün göreceğiz…”
Ama nerede…
Yine bildik, “statüko” devredeydi dün…
“Biraz daha tartışalım…”
1984’ten bu güne, sivilleşme ve demokrasi karşıtı bir Anayasa var gündemde…
Her Meclis bu Anayasa’yı tartışmış, bir yere varamamış…
Temmuz 2013’te hedef konmuş…
“Haziran 2014…”
Halen daha, “Biraz daha tartışalım da olgunlaşsın…”
Tuhaf olan da ne biliyor musunuz?
UBP ve DP’nin “evet”ini alabilmek için, değişiklik önerileri kuşa çevrilmiş…
“Armudun sapı, üzümün çöpü” diye diye ortaya bu metin çıkmış…
Demokratikleşme ve sivilleşmeye “ne kadar katkı sağlayacağı” tartışılıyor…
İnsan hakları açısından Anayasa’yı zenginleştirecek olması en güzeli…
Ancak, “Şeker suya düşmedi” diyerek, bu olayı ötelemeyi, ertelemeyi kimse düşünmesin.
Bu, toplumla dalga geçmekle eş anlamlıdır…