Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Adı Kıbrıs’la anılan bir dini lidere saygı…

Şeyh Nazım Kıbrısi, asıl adıyla Nazım Adil, dün hayatını kaybetti. Kendisine Tanrı’dan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyoruz…
Nazım, dünyanın dört bir tarafında binlerce müridi olan Nakşibendi Tarikatı’nın en son lideriydi.
Larnaka doğumluydu. Uzun yıllardır Lefke’de yaşayan bir Kıbrıslıydı ama Kıbrıslı’nın hakkında bildiği,  ezanın Türkçe okunduğu dönemde, minareye çıkıp Arapça okuduğu için tutuklanmasıydı. O dönem bir irtica faaliyeti gibi algılanmış olsa da, sonraki yıllarda ne kendisinin ne yakınlarının Kıbrıs’ta siyasi bir faaliyeti olmadı…
1974 sonrası Kıbrıs’a gelip yerleştiğinde onu artık Lefkoşa sokaklarında, yanında müridleriyle görmeye başlamıştık. İlk karşılaşmamız, rahmetli Raif Denktaş’ın ölümünden sonra olmuştu. Telkinleri ve dualarıyla o dönem hayatının en büyük acılarından birini yaşayan Sayın Denktaş’a güç veriyordu.
Yıllar sonra bir vesileyle dergahını ziyarete gittiğimde, hayretler içerisinde kalmıştım.
Hayretimin nedeni, dünyanın dört bir tarafından gelmiş müridleriydi. Aralarında yaşı çok küçük genç kızlar ve erkekler de vardı, dünyaca ünlü bilim adamları da… Her türlü gösterişten uzak, ama Şeyhlerine yakın bir yaşam sürüyorlardı.
Gördüğüm kadarıyla, Mevlana’nın “Bir lokma, bir hırka” felsefesi yaşam biçimleriydi.
Karşısına oturduğumda bana, “Yanıma gel, baban yakın arkadaşımdı” demiş, sonra da “Biliyorum sen buraya yine geleceksin” diye bir öngörüde bulunmuştu. Bir daha gitmek kısmet olmadı.
Dediğim gibi bizler onun inancına, ona inananlara hep mesafeli olduk. Oysa Pakistan Cumhurbaşkanı’ndan, kendisi de dünyanın sayılı dini liderlerinden olan Brunei Sultanı’na ve Malezya Kralı’na kadar inananları vardı. Dönem dönem basına yansımayan üst düzey ziyaretçileri de olmaktaydı. Aslında bu durumun, ülkemiz açısından önemliydi. Yani örneğin bugün Apostolos Andreas Manastırı nasıl din turizmi için önem taşıyorsa, Şehy Nazım da aynı önemi taşıyordu. Hatta daha fazlasını. Çünkü hayatta olan bir dini liderdi ve “Çağın Mevlanası” olarak biliniyordu. Yıllar önce Şili’deki maden kazasında 69 gün yeraltında kaldıktan sonra kurtulan madencilerin Kıbrıs’a gelip, Şeyh Nazım’ı ziyaretleri, az buz bir olay olmasa gerek.
Hani bazen Din İşleri Dairesi Başkanı’na “Dini lider” derler ya, o aslında sadece bir devlet görevlisidir. Kuzey Kıbrıs’taki tek dini lider de düne kadar Şeyh Nazım’dı…
Yattığı hastanenin önünde biriken yüzlerce insanı gördükten sonra, türbesinin de aynı ilgiyi göreceğinden kuşkum yok…
Kendisine hayatta göstermediğimiz önemi, şimdi ölümünden sonra göstermeliyiz diye düşünüyorum. İnançlarına katılırsınız veya katılmazsınız. Bunun bir önemi yok. Önemli olan bir dini lider, bir motif olarak kendi ülkesinin ona gereken saygıyı göstermesi. Belki devlet de artık olaya bu gözle de bakar. İlk gelen başsağlığı mesajları bu anlamda olumlu işaretler veriyor…

 

YERİN KULAĞI VAR
HADİ O ZAMAN:
Kendisinin TMT, Rum liderin ise EOKA geleneğinden geldiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu,iki sağ liderin  imza atacakları bir anlaşmanın kabul göreceğini savunarak, “Yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununu bitirebiliriz” dedi. O zaman elli yıldır çözülmeyen bu sorunu çözün, iki toplum sizin heykelinizi diksin…

GÜVEN TAZELEMELİ:
Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, Kıbrıslı Türklerin kendisine güvenmesi gerektiğini söylemiş. Annan Planı’na “evet” diyen Anastasiadis bu güveni devam ettirebilmesi için, adada kalıcı bir antlaşma için çözümü zorlamalıdır. İşte o zaman sözlerinde samimi olduğuna inanacağız…  

DÜNYANIN ÇIKARI ÇÖZÜMDE Mİ ACABA:
Başbakan Yorgancıoğlu, “Kıbrıs sorunu çözülse, herkese yarar sağlayacak, çözülmezse ağrıyan bir yara olacak” diyor. Kastettiği, sadece Kıbrıs’ta yaşayan halklar değil, bölge ve dünya… Ben bu konuda kuşkuluyum. Her şeye rağmen, uluslararası toplumun çıkarlarının Kıbrıs’ın birleşmesinde olup olmadığından emin değilim. Maraş’ın iadesi, Kıbrıs Türklerine ambargonun bir miktar kaldırılması gibi açılımlarla, bugün hala statükonun devamından yana olduklarını düşünüyorum…

TOPLUMLAR DA DEĞİŞİR:
Mücahitler Derneği Başkanı Yılmaz Bora, “şimdi çözüme çok yakınız” ifadelerinin havada kalmaya mahkûm olduğunu, çünkü Kıbrıslı Rumların, sebep oldukları bugünkü durumu kabule yanaşmamalarının çözümü imkansızlaştırdığını söylemiş. Peki ama, birbirimize güven duymazsak, çözümü nasıl başaracağız. İnsanların olduğu gibi, toplumların da değişebileceğine inanmazsak, elli yıl daha böyle mi devam edeceğiz…

DAHA NEYİ BEKLİYORLAR:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, DP-UG ile ittifakın olmayacağını çok net bir dille Havadis gazetesine verdiği röportajında söylemişti. O zaman Mağusa’da yaşanan sıkıntının nedenini kim açıklayabilir? UBP, tarihinde ilk kez Mağusa ve Girne’de aday çıkarmama durumu ile karşı karşıya kalıyor. Koca UBP’nin düştüğü duruma bakar mısınız..?  

İTTİFAK LOBİSİ YİNE İŞBAŞINDA:
UBP Lefkoşa İlçe Başkanı Faiz Sucuoğlu ittifak lobisini canlandırmaya kararlı. Amaç sadece Lefkoşa’da Kemal Deniz Dana’nın DP-UG tarafından desteklenmesini sağlamak değil. Buna karşılık, Eroğlu ailesinin Mağusa’da desteklediği İsmail Arter için de UBP’den destek sağlamak. Sucuoğlu’nun bu çabaları örgütlerin tepkilerine neden olsa da, belli ki bir yerleden aldığı bir güç var. Lefkoşa’nın kaybının, kendisinin hanesine yazılacağını da çok iyi biliyor…

 

ZİRVEDEKİLER
Bengü Şonya: “DP’nin 2014 yerel seçimleri için belediye başkan adayları belirleme prosedürü ne yazık ki aynen bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimleri süreci gibi siyaset simsarlarının baskısı altındadır. Partili olmayan insanların aday gösterilmesinden tutunuz da, partili olduğunu iddia eden ama kendi partisinin amblemi altında yarışmaktan utanan adaylara kadar uzanan bir utanç tablosu ile karşı karşıyayız…” .

DİPTEKİLER
Girne Kordonboyu Yol İnşaatı: Bu inşaatla ilgili şikayetleri geçtiğimiz günlerde yazmıştık. Özensiz, insan sağlığını tehlikeye sokan, kazalara davetiye çıkaran ve aylardır süren inşaattan herkesin elaman çektiğini belirtmiştik. Nitekim, daha bir kaç gün önce döşenen kaldırımların çökmesi, haklılığımızı ortaya çıkarttı. Merak ediyorum, şimdi bunca zaman çekilen eziyetten sonra ortaya çıkan bu manzaranın hesabı sorulacak mı..?