Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Biz bu kafayla ne kurumsallaşırız, ne de sistem kurabiliriz…

Kooperatif Merkez Bankası’nda Yönetim Kurulu’ndan başkanla birlikte 3 üyenin istifası, belki kamuoyunun tümünü ilgilendirmeyen bir konu olarak görülebilir. Ancak özellikle istifa eden üyelerin dünkü açıklaması okunduğunda, tüm sistemimizdeki çarpıklığın bir örneği olduğu görülecektir.
Sanırım 2007’de geçen Bankalar Yasası’na göre, bir bankanın durumu hakkında haber yapmak, spekülasyon yaratmak suçtur. Dünkü açıklama da buna özellikle dikkat edilerek kaleme alınmış. Ancak ortada bir gerçek var ki, bankanın süratle kurumlaşmaya gereksinimi var. Bunu yaparken de radikal önlemler şart. Gösterilen çaba, KKTC’de görülen kötü örneklerin durumuna düşmemek amacıyla bankanın kurumsal yapısını güçlendirmek.
Alınacak kararların karşısına sendika çıkıyor. Bir takım personeli de yanına alarak. Uzlaşma girişimlerini ve bir orta yol bulma tekliflerini reddederek, grev tehdidini ortaya koyuyor, “Kazanılmış hakların gaspı”ndan söz ediyor.
Diğerlerini bilmem, ancak yakından tanıdığım Zeki Erkut, emeğe ve haklara saygı konusunda en son eleştirilecek bir kişiliktir. Yıllarca Sanayi Holding’de Dev-İş içinde mücadele vermiş, ardından da uzun yıllar Merkez Bankası tecrübesine sahip olmuştur. En azından ondan gelen bu önerilerin ciddiye alınması ve desteklenmesi gerekirdi.
Oysa hükümet, sırf patırtı çıkmasın gailesiyle, olayın üstüne gitmemiş, Yönetim Kurulu’na sahip çıkmamıştır. Tabii banka yönetimi de. Hani şu Erdoğan’ın “Beslemeler”  tabirine maruz kalmamıza neden olan Genel Müdür var ya, ondan da ses yok.
Siyasi hayatı boyunca popülizmle mücadele ettiğini iddia eden CTP’nin böyle bir konuda tamamen popülizme yatması ilginç. DP’den hiç bahsetmiyorum bile.
Eee, şimdi bu yapılanın, 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde KTHY’deki yok oluşa göz yummaktan ne farkı kaldı..?
Ama bu tartışma burada bitmez, madem başladı, devam edecek…

                                                   *****
Birilerinin değil, devletin komisyonu olmalı…

Hüseyin Ekmekçi ve Başaran Düzgün ile her pazartesi yaptığımız radyo programında, Kamu Hizmeti Komisyonu’nca yapılan müdür sınavlarına yönelik, bazı öğretmenlerin açtığı davayla ilgili mahkemenin aldığı kararı tartıştık dün… Sınav sonuçlarının iptali kararına rağmen birilerinin, hala daha bu konuyu kaşımakta ısrar edişini anlamak mümkün değil…                                                                                                   

     Öncelikle eğer burası bir hukuk devleti ise herkes bilecek ki, adaletin kestiği parmak acımaz. Ortada bir mahkeme kararı var. Sınava hile karıştırıldığı ve sınav sorularının, bizzat dönemin KHK Sınav Müdürü Emir Emirkanı tarafından önceden birilerine sızdırıldığı iddia ediliyordu. Ve mahkeme, yıllardır süren bu davayla ilgili kararını verdi. Hele de bu kararı, Yüksek Mahkeme vermişse, öncelikle herkes buna saygı duymalı…                                                                                                                         

      Hatırlamakta fayda var, Emir Emirkanı’nın sınav müdürlüğü dönemi ile ilgili sadece müdür sınavlarıyla ilgili değil, diğer birçok sınavla da ilgili çok sayıda iddia, hatta iddiadan öte bulgular var. Bu soruların dışarıya sızdığı, belli kişilere servis edildiği iddiası var…  
Söz konusu sınavlarda başarılı olan 20 kişi, bu sınav sonrasında müdür oldu. Belki 20’si de haklıdır. Bu sınavları, dışarıya sızdırıldığı iddia edilen sorularla değil, yılların verdiği bilgi birikimi ile hakları ile kazanmış da olabilirler. Eğer durum böyle ise, o zaman Emirkanı ve Kamu Hizmeti Komisyonu hakkında onlar da dava açsınlar. Çünkü öğretmen çevresinde ve de kamu vicdanında oluşan algıyı başka türlü değiştirmeleri mümkün görünmüyor…                                                                                                        

   Ne yazık ki, Kamu Hizmeti Komisyonu şu andaki yapısıyla, Cumhurbaşkanı’nın Komisyonu görünümündedir. Doğru olan ise birilerinin değil, devletin Komisyonu’nu yeniden yaratabilmektir…

YERİN KULAĞI VAR
ADALET YERİNİ BULDU AMA:
Dün Radyo Havadis’te Kamu Hizmeti Komisyonu’nu tartışırken, Emir Emirkanı ve Mustafa Tokay meselesi de gündeme geldi. Mahkeme’nin tüm yoğunluğuna rağmen, böylesine ciddi bir konuya öncelik verip, adaleti sağlamasının önemini vurgulamıştık. Zira Başbakan imzasını sahteleyenler hala daha kamu görevindeydiler. Tam da biz bunları konuştuğumuz sırada, Mahkeme her ikisini de 4’er ay hapis cezasına çarptırdı. İlk tutuklanmaları Eylül 2012 idi. Aradan tam 19 ay geçti. Yine de adaletin yerini bulması güzel. Ama ben hala bunlara bu aklı verenin saklanıyor olmasından rahatsızım…

CUMHURBAŞKANI KEFİLDİ:
Dönemin Başbakanı İrsen Küçük’ün imzasını sahtelemekten mahkeme tarafından 4’er ay hapse mahkum edilen Mustafa Tokay ve Emir Emirkanı’yla ilgili olarak CTP milletvekili Ferdi Sabit Soyer, “Sahte imzacılar için, kağıt mendil kullan at. Şimdi merak, ilk çıktığında ona kefilim diyen baş siyasetçi ne yapacak, hapiste ziyaret edecek mi?” diye tweet attı. Gerçekten ilginç.

ASRIN KURAKLIĞI:
Kıbrıs‘ta son 113 yılın en büyük kuraklığının yaşandığı açıklandı. Yani yüzyılın kuraklığını yaşıyoruz. Rumlar şimdiden önlemler almaya başladı bile. Bu haberi okuyunca aklıma, TC’den bu yıl KKTC’ye gelecek su ile ilgili bazı sendika ve çevrecilerin anlamsız tepkileri geldi. Yok gelen su ile tamamen TC’ye bağlanacakmışız, yok gelen su tabiat zenginliklerimizi(?) yok edecekmiş, falan filan. Ama bilmiyorlar ki bu su gelmezse, bizi tankerler de kurtaramayacak…

TÜM SEKTÖRLER YARARLANMAYACAK MI?:
Maliye Bakanlığı’nın, ithalatta alınan KDV’yi 60 gün erteleme kararına ilk okuduğumda ben de karşı çıkmıştım. Haberin verilişi yanlıştı. Sanki üretim sektörüne değil, sadece ithalatçılara yapılan bir teşvik gibi görünüyordu. Oysa Maliye Bakanı dün Meclis’te, sanayi, tarım ve üretimin her alanında girdi ithalatının da aynı kapsamda olduğunu açıkladı.  Bu durumda karar, sadece ithalatçının değil, üretici sektörlerin de karına. Sanayi Odası’nın itirazı da zaten girdi maliyetlerinin düşmesi konusunda değil miydi..?

İSTEYİNCE OLUYOR:
Kültür deyince ağzımız dolar ama, kültür faaliyeti olarak panayırdan öteye gidemeyiz. Meclis Başkanı Sibel Siber, kendisiyle son buluşmamızda Dr. Küçük Müzesi’nin durumuna üzüldüğünü ve Türkiye’de olduğu gibi bu işleri Meclis’in uhdesine almak istediğini söylemişti. Birkaç ay içinde epeyce yol almış. Türkiye Milli Saraylar yetkilileri bu amaçla davet edilmişler. Sonucun güzel olacağından eminim, yeter ki niyet olsun…

CİDDİ TEDBİR ALMAK GEREK:
YDÜ’de okuyan TC kökenli Kürt ve Ülkücü öğrenciler yine birbirlerine girmişler. Sanki bizim yeteri kadar sorunumuz yokmuş gibi, bir de bizimle alakası olmayan sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyoruz. Sırf öğrenci sayısını artırmak için bazı şeyleri görmezden gelmeye devam edersek, bu ülkede Türkiye’deki 1970’li yılları yaşayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın…

ZİRVEDEKİLER
Hakan Oran: Çevre ve Doğal kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, daha doğrusu eski Müsteşarı Hakan Oran, 3-4 ay önce atandığı görevinden, Bakan Hamit Bakırcı ile arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle halka, kendisinden beklenen hizmeti veremeyeceği gerekçesiyle istifa etti. Oran,”Bu şartlar ortaya çıktığında buna direnmek sadece maaş alarak günü geçirmek ve makamın gücünden istifade etmeye çalışmak benim bugüne kadar savunduğum tüm değerlere uygun bir durum değildir…” dedi. Bence olay daha derin, ama açıklamazlarsa öğrenemeyeceğiz. Baksanıza Bakanlık acele tarafından Oran’a bir teşekkür mektubu göndermiş.

DİPTEKİLER
Anarşi, Göstere Göstere: Polis önceki gün YDÜ yolunda yaptığı aramada çeşitli silahlar bulmuş, hatta tutuklama yapmış. Nitekim dün de karşıt görüşlü gruplar birbirine girmiş, 4 yaralı, 2 tutuklu. Yani dünün geleceği önceki günden belliymiş. Aslında gerginlik yeni değil, gruplar belli, çatışma potansiyeli belli. Güvenlik güçlerimizin anlaması gereken bir şey var, artık Kıbrıs’ın Kuzey’i eskisi gibi değil, asayiş sorununun her türü mevcut. Doğal olarak, tedbirler de buna göre alınmak zorunda. Olayların münferit boyutta kalması sağlanmalı, yayılması önlenmeli. Ama dediğim gibi çok daha ciddiye alarak…