Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hazırlıklara başlamak gerek…

Son günlerde basında birçok görüş sahibinin, olası bir anlaşmanın ertesi günü hakkında yazdığı yazıları okuyorum.
Kimisi hukuki hazırlıkların yapılmasına dikkat çekiyor, kimisi AB uyum yasalarına, kimisi de ekonomik boyuta…
Gerçekten de “anlaşma da anlaşma” demekteyiz ama, olası bir anlaşmadan sonra sudan çıkmış balık gibi kalacağımızı da hesaplıyor muyuz acaba..?
Şimdi birileri çıkıp, “Sanki anlaşma oldu da, ertesi günü düşüneceğiz” diyebilir. 
Anlaşma olur mu, olmaz mı sorusunun burada önemi yoktur. Önemli olan bizim evimizin düzenini sağlamamızdır. Eğer anlaşma yapılırsa, hazırlıklı olacağız. Olmasa da yıllar yılı kemikleşmiş sorunların, çağ dışı kalmış yasal düzenlemelerin, çarpık siyaset yapımızın üstesinden gelmek için bu süreç bir fırsat olacak…
Hazırlanılması gereken konuların hiçbirinin diğeri karşısında bir önceliği yok. Hepsi de aynı derecede öncelikli.
Bence genelde varılacak hedef, küçülmüş, hantallıktan kurtarılmış, fonksiyonel bir devlet yapısına süratle ulaşmak olmalıdır. Bunun içinde kamunun küçültülmesi, işlevsel hale getirilmesi, belediyeler gibi, devletin sırtında yük olan sorunların çözülmesi, ekonomi alanında var olduğunu bildiğimiz adaletsizliklerin ortadan kaldırılması ve yine işlevsel bir yargı olmalı…
Düşünsenize, bugünkü ekonomik yapı devam ederse, Güney’in ekonomisiyle nasıl rekabet edebileceğiz? Ya da Kıbrıs Türk parça devletinin bütçe imkanları ne olacak? Bir anlaşma halinde de Türkiye’nin ila nihai katkı yapacağını düşünmüyoruz herhalde.
Yürütmede yeni bir Siyasal Partiler Yasası’nın bir an önce hayata geçirilmesi şart. Kasaba politikası zihniyetini ortadan kaldıracak, partizanlığın yapılamayacağı bir düzeni sağlamak sistemin düzgün çalışması için vazgeçilmez.
Tabii bir de, olası bir anlaşmada gündeme gelecek mal-mülk konularına hazırlık konusu var.
Bütün bunların kozmetik yasa değişiklikleriyle yapılması da olanaksız. Tam anlamıyla bir revizyon lazım. Tabii bunun için öncelikle bakış açılarının değişmesi gerek. Ağır aksak devam eden yapıya makyaj yapmak yerine, cesurca başlatılıp hayata geçirilecek bir sil baştan…
Kısaca şu anda hükümet eden CTP ve DPUG ile tüm muhalefetin ciddi bir sorumluluğu var. Bu hükümet daha öncekiler gibi sadece gündelik konularla değil, bu hazırlıklarla da uğraşmak zorunda. Sonuçta eğer başarabilirlerse, en azından kendi sistemimiz için devrim yapmış olacaklar… Aksi halde ise, dizlerimizi dövmeye devam edeceğiz.

 

YERİN KULAĞI VAR

NEREDEN BİLECEKSİN:
Cumhurbaşkanı Eroğlu Akşam Gazetesi’ne verdiği demeçte, “Halkın hayır diyeceği bir anlaşmayı imzalamam” demiş. Halbuki bunun  kararını verecek olan halktır, benim, sensin… Sayın Cumhurbaşkanı nereden bilebilir ki  halkın “hayır” diyeceğini. 2004’te kendisi Annan Planı’na “hayır” dediğinde, bu halk ‘evet’ demişti… İşte bunun için müzakere sürecinin toplumun tüm kesimleriyle birlikte yürütülmesi kaçınılmaz.

YA TATLISU, YA HİÇBİRİ:
Biliyorsunuz, belediyelerin 2014 bütçeleri kabul edilmesine rağmen bir türlü Bakanlar Kurulu’ndan onay alamıyor. İddiaya göre DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın, çok değer verdiği Tatlısu Belediyesi’nin bütçesi ise CTP ve UBP’li üyelerin toplantıları boykot etmesi nedeniyle hala kabul edilmedi… Bu durumda, Serdar Denktaş da Bakanlar Kurulu’nda bekleyen diğer belediyelerin bütçelerini onaylamamakta diretiyormuş. Ya Tatlısu Belediyesi’ndeki üyeler bütçeyi onaylarlar, ya da hiçbiri onaylanmaz diyormuş… 

GÖÇ YASASI ŞİMDİLİK DEVAM:
KTÖS dün Meclis önünde 3 yıl önce UBP tarafından geçirilen ve çalışanlar arasında maaş eşitsizliği yaratan yasaya karşı “Göç Yasası”na hayır eylemi yaptı. Eylemcilere cevap, hemen hemen aynı dakikalarda, İçişleri Bakanı Teberrüken Uluçay tarafından ve Meclis kürsüsünden verildi. Uluçay, yasanın adil olmadığına inanmakla birlikte, bu konuyu “sırası gelince” ele alacaklarını, kendilerinin de bundan sonra  eşitsizlik içeren hiçbir yasayı geçirmeyecekleri vaadinde bulundu. Muhalefette verilen vaatlerin, iktidar olunduğunda gerçekleşeceğine inanmak ne büyük saflık… Bir kez daha gördük…

BAŞBAKAN AYIP ETTİ:
Dünkü KTÖS eyleminde sendika yetkililerini görüşmek için çağıran, ancak görüşmeye gelmeyen Başbakan Yorgancıoğlu’na sendika sert tepki gösterdi. KTÖS Genel Sekreteri Elcil, Başbakan’ın kendi davetine gelmemesini en hafif tabiriyle, “saygısızlık” olarak niteledi… Eğer böyle olmuşsa Başbakan ayıp etmiş gerçekten…

BU NASIL ADALET:
Kıb-Tek’in elektrik borcu olan kamu kuruluşlarının elektriğini kesmesiyle birlikte, ilgili kurumların borçlarını yeniden yapılandırması için ek süreler verilmişti. Bu süre 31 Ocak tarihinde dolmuştu. Ancak aradan iki hafta geçmesine rağmen, hiçbir kurumun elektriği kesilmedi. Bildiğim kadarıyla birkaçı hariç, diğerleri taksitlerini de ödemiyor. Bu nasıl adalet. Vatandaşın gözünün yaşına bakmayan idare, söz konusu kamu oldu mu, kesmeye cesaret edemiyor…  

ZİRVEDEKİLER
Özel Hayat Koruma Altında: Dün Meclis’ten geçen  “Özel Hayatın Ve Hayatın Gizli Alanının Korunması” Yasası topluma çok fazla açıklanmadı ama önemli maddeler içeriyor. Mesela, iki kişi arasındaki bir haberleşmeyi ifşa edenler ve özel hayatı ihlal edip deşifre edenler için 6 yıla kadar hapis ve para cezası öngörülüyor. Aleni olmayan konuşmaları kaydedip, yayınlamak da 5 yıl hapis ve para cezasına tabi oluyor. Yasanın Meclis’te onaylanması sırasında UBP sıralarının boş olması ise dikkat çekti…

DİPTEKİLER
Serdar Denktaş: Mart ayı sonunda kamuda işten durdurulacak olan “geçici memurları” temsil eden 366 İnisiyatifi ile Şubat ayı sonunda Vakıflar Bankası’ndan durdurulacak olan 24 çalışanın Avukatı Hasan Yücelen, Başbakan Yardımcısı, Serdar Denktaş’ın, söz konusu kişilerin işten durdurulmaması için elinden geleni yapma sözünü verdiğini savundu. Popülizm dedikleri böyle bir şey olsa gerek…