Gündem, Kudret Özersay’ın görüşmeciliği konusuna odaklansa da, ben hala bu UBP’nin rapor konusunda kaldım…
Taraflar unutulması için çaba gösteriyorlar ve gösterecekler. Çünkü alışılan bu. Olay ne kadar büyük boyutlu, ciddi bir skandal dahi olsa, bir süre sonra maalesef unutuluyor. Kuma gömülüyor. Unutulduğu için, hesap sorulmadığı için, normal görülmeye başlandığı için demokrasi de, toplumsal ahlak da, adalet de hepsi zarar görüyor, düzen her seferinde biraz daha bozuluyor hiç birimiz farkında değiliz.
Hesapları aklanmayan bir seçim dönemiyle milletvekili, hatta Parti Başkanı olanlar, bize bunu da normalmiş gibi yutturma gayreti içindeler. Neyi? Devletten vergi kaçırdıklarını, Yasa’ya rağmen gelir giderlerinin belli olmamasını…
Bugün o skandalların üstünde Başkan olarak oturan Özgürgün, “Rapor gizli değil, partinin iç meselesi” demiş. Skandalın ortasındaki bir başka isim, hem de dönemin Maliye Bakanı Ersin Tatar da geri kalır mı, o da aynısını söylemiş, “İç meselemizdir, Biz Parti Meclisi’nde bu konuyu görüşeceğiz. Sonuçta onlar bizim tabanımızın seçtiği kişiler” diye buyurmuş…
Kusura bakmayın beyler ama bu sadece sizin iç meseleniz değil. Bu, toplumun hesabını sorması gereken bir sorundur. Ortada bir suç var.
Bizler Kıbrıs Türk halkı olarak demokrasiyi bu denli ayaklar altına alan, Yasalara kafa tutan bir uygulamanın hesabını soramazsak, bundan sonra demokrasiden de, hukuk devletinden de, şeffaflıktan da söz edemeyiz. Eğer bu usulsüzlükler cezalandırılmazsa, bundan sonra kimseden usulüne uygun davranmasını bekleyemeyiz…
Ha, şimdi diyecekler ki, “İlk defa mı oldu”… Biz de biliyoruz ilk defa olmadığını. Herkes “O yaptı, ben niye yapmayayım” dedi, birbirinin izinden gitti, ne yasa kaldı ne hukuk… Özgür iradenin yerini para aldı, şahsi menfaatler aldı. Hem de devlet kesesinden dağıtılan menfaatler. Karşılıklı çıkara dayalı, karanlık, kapalı bir siyaset ortamı oluştu. Hatta bu durum neredeyse gelenek haline geldi.
Bu rapor o karanlıktan kurtulmak için bir şanstır. Bir şekilde kamuoyunun önüne düşmüştür, görmezden gelinemez. Artık bu tür organize işler bir şehir efsanesi olmaktan çıkmış, ete kemiğe bürünmüştür. Kağıda dökülmüştür, altına imzalar atılmıştır. Bu durumda gereğinin yapılması, aydınlatılması kaçınılmazdır. Suçlusu kimlerse, yine kamuoyunun gözü önünde bedelini ödemelidir.
Siyasi partiler demokrasinin en önemli ayağını oluştururlar. O nedenle bugün Avrupa’da siyasal partilerin yolsuzlukları, usulsüzlükleri iç mesele olarak görülmemektedir. Herhangi bir kamu kurumu gibi, devletin denetim organlarınca denetlenmektedir. Çünkü siyasal partiler sadece kendilerini yönetmezler, onlar ülke yönetimine de adaydırlar. Üstelik unutulmasın ki, UBP bu işleri çevirirken, iktidardaydı…
UBP, bizzat kendisi bu raporu denetime ve yargıya sunmalıdır. Ayrıca, Siyasal Partiler Yasası’nın şeffaflığa açık bir şekilde değiştirilmesinde de öncü olmalıdır. Ancak o zaman kendini aklayabilecek, inandırıcı olabilecektir… Yargılanmadıkları sürece, her attıkları adım şüpheyle karşılanacaktır.
YERİN KULAĞI VAR
UMUT ETMEK İSTİYORUZ: Dünyaya İngiliz sömürge yönetiminde gözlerini açan bizim nesil, nice müzakere süreçleri ve onların hazin sonlarını gördükten sonra doğrusu çok da umutlu olamıyor. Hele de bir sayfalık bir ortak metnin bile ittire kaktıra kabul edilmesi karşısında… Ancak yine de, en az gençler kadar umut etmek istiyoruz.
AÇIKLAMA İLGİNÇTİ:
Uzun bir süredir görüşme heyetinde yer alan Özel Temsilci Osman Ertuğ’un yerine Kudret Özersay’ın atanması gündeme bomba gibi düştü. Eroğlu bu atamaya “Gelinen kritik aşamayı göz önünde bulundurarak” gerekçesini açıkladı. Bence gayet ağır bir ithamdı. Ertuğ’un bu süreci “iyi yönetemediğini” mi ima etmek istiyordu acaba..?
TEPKİLERİ ANLAMIYORUM:
Özel Temsilci Osman Ertuğ’un yerine Kudret Özersay’ın atanmasına en çok tepki ağırlıklı olarak CTP tabanından geldi. Ertuğ’un masadaki “şahin” duruşu bilinirken, Özersay’ın atanmasıyla yeniden başlayacak müzakerelerden umutlanmak gerekirken, özellikle sanal ortamda ve “çözümcü” diye bilinenlerin Özersay’a yönelik tepkilerini anlamak mümkün değil…
BU SÖZÜ NOT ETTİK:
UBP-DP birleşti-birleşiyor dedikoduları ortalığı sararken, en yakın denemenin yerel seçimlerde yapılacağı da konuşuluyor. Özgürgün ise “Bu hükümet devam ederken bizim DP ile yerel seçimlerde işbirliği yapmamız da mümkün değildir” sözleriyle, dedikodulara kesin bir yanıt veriyor. Hatta daha da ileri gidip, böyle bir deneyi 2006’da yaşadıklarını ve aldatıldıklarını söylüyor. Bence Özgürgün’ün bu lafını bir kenara not edin. Seçimler yaklaştığında bu sözü de unutturup, işbirliğine giderlerse, hatırlayasınız diye…
DP’NİN MESAJI NAMİ’YE Mİ:
Hafta sonu çalışma kampı yapan DPUG, Kıbrıs konusunda bir deklerasyon yayınladı. Vazgeçilmezlerinden bahsetti, Eroğlu’na tam destek verdi. Bunlar normal. Yalnız deklerasyonda bir cümle var; “Süreç devam ederken paralel bir müzakere süreci oluşturulması girişimlerine DP-UG olarak en sert tavrı ortaya koyacağımızı belirterek…”. Bu paralel müzakereden kasıt, acaba Dışişleri Bakanı Özdil Nami’nin temasları mı? Eğer öyleyse, DPUG, kontrollü kriz politikasına devam ediyor demektir…
KABUS GERİ Mİ DÖNÜYOR:
Yaklaşık bir yıl Lefkoşalıya kabus yaratan BES grevleri, geri mi dönüyor? Sendikanın, sorunların çözümü için Başkan Fellahoğlu’na verdikleri süre doldu. Sendika Başkanı Savaş Bozat, bugün itibarıyla iş başı yapacaklarını, anacak hizmet vermeyeceklerini açıkladı. Sorunların çözülmemesi halinde yine kabus dolu günler geri gelebilir. Bu kez hem Lefkoşalı için, hem de yerel seçimlere hazırlanan Başkan için…
ZİRVEDEKİLER
Derviş Eroğlu: Bir anlaşmaya imza atmak için masaya oturduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis de, bizim gibi iyi niyet ve çözüm isteğiyle masaya oturursa, kısa bir sürede anlaşmayı imzalarız” dedi. Eroğlu, “müzakere masasında anlaşma için gayret edilirse, 3-5 ay içerisinde referanduma gidecek yol alınabilecek” diye de ekledi. “Bir çakıl taşı bile vermem” diyen Eroğlu’nun, bugün “çözümcü”nün önde gideni olacağına kim inanırdı ki..?
DİPTEKİLER
Kamu Yeterlilik Sınav Sonuçları: Sonuçlar dipte. Orta düzey yeterlilik sınavına giren, yani üniversite mezunu 1075 adaydan sadece 308’i: Alt düzey sınavına giren, yani lise mezunu 828 adaydan ise sadece 150’si başarılı olmuş. Bu durumda başarı oranı üst düzeyde % 28.65, alt düzeyde ise % 18 olarak gerçekleşmiş… Sınava girenlerin arasında, büyük ölçüde hali hazırda kamuda geçici çalışanlar da var. Sınavı geçemeyen geçiciler için hükümetin ne yapacağını göreceğiz, o ayrı mesele. Benim takıldığım başarı oranının bu kadar düşük olması. Birilerinin bilimsel olarak bunun nedenlerini araştırması gerek diye düşünüyorum. Eğitim sistemi mi? İyi yetişmiş gençlerin devletten uzak durmaları mı? Gerçekten hem merak ettim, hem de geleceğimiz adına üzüldüm…
































