Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kabahat DP’de değil, CTP’de…

Havadis Gazetesi’nin dünkü manşeti yine gündem oldu.

Aslında haftalardır yazılıp çizilen, ancak iddiadan öteye gitmeyen hükümet senaryolarıyla ilgili somut açıklamalar, dünün gündemine bomba gibi düştü. Havadis, “Hükümete Yönelik Gizli Operasyon” başlıklı özel haberinde TDP Milletvekili Hüseyin Angolemli, senaryonun bir parçası olmaları için, “Siz de koalisyonda olun” teklifi geldiği yönündeki açıklamasıyla, konunun ciddiyetini ortaya koyuyordu…
Ortaya atılan iddia, mevcut hükümetin bozulup, UBP-DP ve TDP’nin de içinde olacağı 3’lü bir koalisyon oluşturulması yönündeydi. Zaten günlerdir DP-UG Kurultayı’nın ardından yeni hükümet formüllerinin ortaya çıkabileceği konuşulmaktaydı. Önceleri sadece iddia olarak kalan bu görüşmelerin, aslında birileri tarafından ciddi ciddi hazırlandığı ve uygulamaya konduğu da belli oldu…
Eğer bugün yeni hükümet formülleri üzerinde alternatif formüller tartışılıyorsa, kusura bakmasın ama bunun tek sorumlusu CTP ve CTP’nin yönetim kadrolarıdır.
Hükümetin kurulma aşamasında kendini, biraz da tabanın baskısıyla DP’ye mahkum gören zihniyet, DP ile geçmişte yaşanan hükümet krizlerinden ders çıkarmamıştı anlaşılan.
Şöyle geriye giderek 1993 yılında kurulan DP-CTP koalisyon hükümetini hatırlayın. DP’nin başbakanlığındaki koalisyon hükümeti iki kez bozulup kurulmuş ve sonunda ipler tamamen kopmuştu. Ardından 2004 yılında bu kez CTP’nin Başbakanlığında kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti ise 3 kez bozulmuş, dört kez de yeniden kurulmuştu. En sonunda ikili arasındaki uyumsuzluk, Kıbrıs Türk siyasi tarihine “kara” bir leke olarak geçen ÖRP’nin kurulmasına kadar gitmişti…
İki parti arasında 10 yıllık süreçte yaşanan bu kadar olumsuzluğa rağmen, “taban istemiyor” denilerek kendini alternatifsiz bırakan ve DP’ye mahkum olan CTP, şimdi bu hatasının ceremesini ödüyor. O dönemde “UBP alternatifi de düşünülmeli” diyen birçok CTP’li neredeyse partililer tarafından “vatan hainliği” ile suçlanmışlardı… Talat’ın “Bu DP, CTP’nin ciğerini söker” yollu eleştirilerini anlamayan parti yönetimi, bugün gelinen noktada sadece ciğerini değil, bilumum sakatatı DP’ye teslim etmiş durumdadır…
Başkanını da değiştirmiş olan UBP ile kurulacak bir ortaklık hükümeti, hem toplumun daha çok kesiminden onay alacak, hem de KKTC’yi geri bıraktıran popülizm ve partizanlık temelli siyasi anlayışın ülkeyi yeniden ele geçirme tezgahlarının önünü kesebilecekti. Oysa CTP, bugün 2014’de, bu arzu edilmeyen siyasi anlayışın temsilcisi olan DP ile ortaklık kurmaktan çekinmedi. Böylece o siyasi anlayışın mimarı da hükümete ortak edildi, hem güçlenmesine, hem de hükümet üzerinde etkin rol oynamasına olanak verildi. O günlerde bu tehlikeyi görüp de kendilerini ikaz eden partililer düşman görüldü, CTP kendi ayağına bile bile kurşun sıktı. Bu noktada zarar sadece CTP’nin değildir. Yaşanan istikrarsızlık ülkeye zarar vermektedir… Sayın Yorgancıoğlu kendisi de pekala biliyor ama 5 aylık hükümet döneminde en önemli kararlarında önüne set çekenin kim olduğuna bir daha baksın.
Haydi daha açık yazalım; hükümet kurulma aşaması ve sonrasında yaşananlar göstermiştir ki, aslında koalisyon DP ile değil, Cumhurbaşkanı Eroğlu ile kurulmuştu. Hükümetin aldığı her kararın önünde sürekli bir Eroğlu engeli oluşmuş, Eroğlu’nun onay vermediği hiçbir atama yapılamamıştır…
Tüm kamuoyunun kabul ettiği ve Eroğlu’nun sadece DP ve UBP değil, CTP’yi de dizayn ettiği yönündeki iddialar ne yazık ki, CTP yönetimi tarafında görülememiş, hatta buna olanak sağlanmıştır.
Şimdi küçük ortak, büyük ortağı bertaraf etmek için türlü oyunlar oynuyor. Veya yeni tavizler koparabilmek için, böyle bir ortamın oluşmasına olanak sağlıyor… Tüm bu iddiaların ardından bu hükümet bozulur veya bozulmaz bilemem ama, bu bundan sonra bu hükümetin ülke için ciddi adımlar atabileceğine, cesur icraatlar yapabileceğine kim inanabilir ki..?
Bundan sonra bu hükümet devam etse ne olur, devam etmese ne olur..? Güven her gün biraz daha azalmaktadır. Bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda olan ortakla nereye kadar? Hele de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça, daha kim bilir neler olacak.
Yaşananların sorumlusu CTP, bu kesin. Ama diğer yandan, hem partisine, hem halka zarar veren bu ortama son verme fırsatı da yine CTP’nin elinde. Fırsatın doğru bir şekilde kullanılabilmesinin de şartları var. Doğru bir strateji, irade, beceri… Bunun için CTP’nin kendi içindeki görüş ayrılıklarını bir yana bırakarak, süratle yeni bir politika üretmesi gerekiyor. Yani anahtar yine CTP’dedir.

YERİN KULAĞI VAR

BİR “SÜRE” DİNLENSENİZ:
Koalisyon hükümeti kurulalı neredeyse altı ay oldu ama hükümet her sıkıştığında “biraz süre” diyerek işi geçiştirmeye çalışıyor. Hükümetin 100. gününde açıklama yapmak yerine süre isteyen Başbakan, şimdi de TC ile imzalanan protokolde yer alan Kıb-Tek’in özelleştirilmesi konusunda “süre” istemiş. Böyle “kararsız Kasım” gibi sürekli süre isterseniz, birileri de çıkar size “bir süre dinlenin” deyiverir.

OLACAĞI BUYDU:
Bir kabine düşünün ki 4 bakanlık bir kişinin uhdesinde olsun. Adeta Başbakanlığı alamamasının acısını bu şekilde çıkarmak isteyen bir siyasetçiye, “bu kadar da olmaz” denilemedi. Niye? Çünkü ilk günden DP’ye “sensiz imkansız” kozu verildi. Aslında az bile yaptı Serdar Bey. Bu kadar uyumun, uyumsuzluk getireceğini DP değil ama CTP’liler görmeliydi…

YİNE GERİ ADIM:
Süte yapılan zammın günü birlik alınmış bir karar olduğuna inandığımı yazmıştım. Nitekim, süt ürünleri üreticilerinin isyanı ile 7 kuruş düşürüldü. Yani böyle bir karar alınacağında, tüm tarafların durumu birlikte değerlendirilse, bir orta yol bulunsa olmaz mıydı? Bakın mesela şimdi üretici 7 kuruş aşağıdaki zamma şikayet etmedi. Hesapsız kitapsız bir dayatma, sonra da geri adım… Her gün bir sektörü tedirgin ederek ekonomi yönetimi olmaz, olamaz. Bu tutum sadece istikrarsızlığı getirir ki, o da şu anda bu hükümetin en son ihtiyacı olan şey…

HESAP SORULMALI:
Başbakan Vakıflar Bankası’ndaki işten durdurmalardan söz ederken, istihdamların yasa dışı olduğuna dair Sibel Siber hükümeti döneminde yazılan bir mektup ve Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulması üzerine gerçekleştiğini söylüyor. O yasa dışı istihdamları yapanlar hala oralarda… Bu nasıl iş? Mevcut Yönetim Kurulu’nun geçmiş Yönetim Kurulu’na, bankaya usulsüz istihdam yapmak ve bankayı zarara uğratmaktan dolayı dava açması da gerekmez mi? İstihdam edilenleri durdurmakla adalet sağlanmış mı oluyor? Ya hesap sorma..?

İNANAYIM MI: Anastasiadis ve Eroğlu ile görüşen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, “Liderlerin adanın bölünmesini sonlandırmaya yönelik gerçek ilerleme için kişisel bağlılığı konusunda ikna olmuş durumdayım” diyor ve her iki liderin de ortak açıklama konusunda anlaşmak için güçlü kararlılıkları olduğunu söylüyor. Bu açıklamayla eş zamanlı olarak ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de, Kıbrıs konusunda sessizce çalıştıklarını, kimsenin bundan haberi olmadığını söylüyor. İyi güzel de, bu laflardan gına geldi. Niyetlerinin “kontrollü uzlaşmazlığın devamı” olmadığına nasıl inanalım? Bizim buradan gördüğümüz, Rum tarafının bir anlaşmaya her zamankinden daha uzak olduğu.

HABERE BAK:
Akşam Gazetesi’ndeki habere bakın; “Tatil için Kıbrıs’a giden Mustafa Topaloğlu, kumarda 120 bin dolar (271 bin TL) kaybetti. Topaloğlu’nun bu kaybı nedeniyle, eşi Derya Topaloğlu sinir krizi geçirdiği, bir klinikte müşahede altına alındığı iddia edildi.” Türkiye basınında en çok nasıl yer alıyoruz diye ararsanız, işte böyle sonuçlar çıkıyor…

 

ZİRVEDEKİLER
Hüsnü Mahalli: Uluslararası politika uzmanı gazeteci Hüsnü Mahalli, tam da benim düşündüklerimi dile getirmiş; “Batı, Orta Doğu’daki tezgahlarını neticelendirmedikçe Kıbrıs’a da dokunmayacaktır… Coğrafyada planlar netleşmediği sürece; yani Batı’nın neyi amaçladığı tam görülmedikçe ve bu konuda müttefikler neticeleri avuçlarında hissetmedikçe Kıbrıs sorununu da çözmeyeceklerdir”…

DİPTEKİLER
E-Devlet Maskaralığı: İhtiyat Sandığı’ndan sahte kimlikle avans çekilmiş… Kamuda işlemler hala eski yöntemlerle, el yordamıyla yapılıyor. Güvenlikse, sıfır… Bu çağda en azından mali konuların elektronik ortamda takip edilememesi utanç verici. Gelen giden iktidarlar e-devlet derken ağızları dolar ama işlemler bir adım ileri gitmez. Adam bulduğu kimliğe kendi fotoğrafını yapıştırmış, parayı çekmiş. İdarenin elinde biyometrik fotoğraflı kimlik bilgileri olsa, bu yaşanmayacak. Hala el yazısı örneğiyle tespit yapılmaya çalışılıyor. Aklıma çipli kimlik kartı, pasaport havaları atanlar geldi…

Kıbrıs Vakıflar Bankası’nda işten durdurulan 24 çalışan sesini duyurmak ve kararın geri alınması için eylem yaptı