Yeni bir yıla daha girmek üzereyiz ya, bir öncekini nasıl geçirdik diye bir bakmak lazım… Bugünlerde herkes kendi değerlendirmesini yapacak. Ben burada, gerçekten kötü bitirdiğimiz 2013’ün, geleceği de etkileyecek olan olaylarına baktım. Aslında bunu sık sık yapmakta fayda var ki, insan unutmasın… Ne yalan söyleyeyim, geçmişte yaşadıklarımıza tur bindirecek skandallarla karşılaştım. Tam bir yıl boyunca havanda su dövmüşüz, siyaset arenasındaki kişilerin ve grupların çekişmeleriyle uğraşmışız da, toplumun geneli için olumlu, kayda değer bir gelişme görememişiz…
2012 Aralığında, yeni yıla girerken, malum UBP kurultay rezaletinin 2. perdesini izlemekteymişiz. Yüksek Mahkeme, 23 Ocak’ta ikinci tur kararını vermiş, 24 Şubat’ta da İrsen Küçük 7 oyla kazanmış. Bu arada devlete gizli gizli istihdamlara hız verilmiş ama üç yüzün üstünde istihdama karşı, sadece 7 delege tavlanabilmiş. İrsen Küçük seçilmiş seçilmesine de, ne kendine ne topluma yaramamış… Rakibi Ahmet Kaşif’le ekibinin istifaları ve DP’ye eklenmeleri ile düşürülen hükümet, alınan erken seçim kararı, ardından kısacık bir süre yüzümüzü güldüren, sempatik Sibel Siber hükümeti… Sonuçta, dibe vuran UBP ve milletvekilliğini de kaybeden bir başbakan… Ya kurulması bile başlı başına bir kepazelik olan ÖRP’nin tarihe karışması. Başkanı’nın da milletvekillerinin de Meclis dışında kalması… CTP’nin birinci parti çıktığı erken seçim, DP’nin eklentileriyle birlikte ikinci ortak olduğu ve hala taşların yerine oturmadığı hükümet… Adayların neredeyse tamamının şahsi çalıştığı bir seçim dönemi, karma listeler ve bunun sonucunda KKTC tarihinde ilk kez tüm partilerin yeniden dizayn edilmesi, sıkıntılı kurultaylar…
Serdar Denktaş ile Milletvekili Ahmet Kaşif’in Siber hükümeti güven oylamasında, “evet” demesi ve milletvekilliğinden istifa etmesi karşılığında 7 bin 700 Euro rüşvet teklif ettiğini iddia eden, Meclis kürsüsünden paraları savuran Aslanbaba olayı var bir de. Bu da yetmezmiş gibi, mahkemede ağız değiştirmesi, “rüşvet” kelimesini mecazen kullandığını iddia etmesi… Aslanbaba bizzat kendisi ve öne sürdüğü iddialar, zaten şaibeli olan siyasetimizin nasıl yerlerde süründüğünün unutulmaz bir simgesi oldu. O günden bugüne bakınca, yılların çarpık siyaset zihniyetinin ülkeye bir yılda getirdiği hem maddi, hem manevi yıkımı düşünüyorum da, elde ne var? Sadece koltuk sahipleri değişmiş… Başka, kocaman bir hiç…
Ercan’ı özelleştirip, aldıkları 100 milyonla 13. maaşları ödemişler, halkın geneline sunulan ise park ücretlerinden, duty free’ye kadar her şeye zam. Aradan bir yıl geçti, hala taş üstüne taş konmadı, konacağı da meçhul… Arka arkaya yaşanan çevre felaketleri, denize akan petroller, yangınlar, santrallere hala takılmayan filtreler, serbest bölge ve gümrükte kaçakçılık iddiaları, deşifre olan sigara kaçakçılıkları, hatta Maliye Bakanı Tatar’ın yakalanan gemiye çıkıp, yıllar yılı bilinen gerçeği yeni öğrenmiş gibi poz vermesi… Akıllı sayaç bakmaya Avrupa’ya giden Sunat Atun’dan sonra, kimlik kartı beğenmek için Hong Kong’a giden Nazım Çavuşoğlu… Halka geri zekalılık basan, trafik suçlarını sildiren, bakanlık bütçesinden evine 15 bin liralık çiçek alan, sonra da “Üç beş bin liranın lafı mı olur” diye kendini savunan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün… 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın basına servis edilen ses kayıtları… Hükümetin kurulmasına saatler kala gelen “Alo Ben Beşir” telefonu… CTP’nin iç kavgasını gözler önüne seren rapor… İki yıla yakındır tazminat bekleyen KTHY çalışanlarının durumu… UBP’nin giderayak bütçeye geçirdiği TOMA zararı… Lefkoşa Belediyesi’nin hali pür melali, el çektirilen başkanı, yapılan seçim, vaatler, ama yıl sonunda hiçbir sorununu çözememiş bir belediye, pislik içinde yaşayan Lefkoşalılar… Alacaklarını tahsil edemeyip, halkın cebine dalan batık Kıb-Tek… Ve hepsinin üstüne, yıllar yılı eleştirilen, ama ortadan kaldırılmaması bir yana yenileri eklenen müşavir sistemi…
Güney’in petrolü ve doğal gazı, Türkiye’den gelecek su, bir türlü başlayamayan müzakereler… Biz burada küçük, günlük çıkarların peşinde kavgalarla, dedikodularla gün geçirip, her gün biraz daha fakirleşirken, dünyada neler oluyor, bunlar bizi nasıl etkiler buna kafa yoran kaç insanımız var?
Kısacık bir geri dönüşle, bir yılı daha beyhude işlerle harcadığımızı görüyoruz. Ne doğru dürüst bir araştırma, ne bir soruşturma sonuçlanabilmiş. İddialar, açılan davalar, başlatılan soruşturmalar olmuş ama kimseden hesap sorulmamış. Gidişatın iyi olmadığı konusunda hemfikiriz. Ama bir sistem değişikliği adına, Anayasa ve temel yasalarımızı değiştirmek için tek adım atamamışız. Üstelik, 2014’e bir de zamlarla, elimizdekini avucumuzdakini yitirmiş bir şekilde girmekteyiz… Yerine ne koyabileceğimizi bilmeden, bir adım önümüzü göremeden… Umutsuzlukla, bitkinlikle. Yine de diyorum ki, gelin, bir mucize için hep birlikte dua edelim… Yapacak başka bir şeyimiz kalmadı…
YERİN KULAĞI VAR
PENCEREDEN BAKSA GÖRÜRDÜ:
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı, Karayolları Dairesi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren taşocağı ile Değirmenlik-Güngör arasında bulunan taşocaklarında görsel ve fiziki kirliliğin önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını incelemiş. İncelemeye ne gerek var Sayın Bakan. Başınızı pencereden uzatıp baksanız, dağların nasıl yok edildiğini görebilirdiniz, zahmet edip de oralara gitmeye gerek yoktu…
KADER GÜNÜ:
Tüm partilerin ayrı telden çaldığı ve UBP Kurultayı döneminde işe alınan 366 geçici personel için formül henüz netleşmiş değil. CTP ısrarla sözleşmelerin uzatılmayacağını söylerken, küçük ortak DPUG ayak sürüyor ve söz konusu kişilerin durdurulmalarının hükümeti bile bozabileceğini söylüyor. UBP ise tıpkı DPUG gibi durdurulmaların, “siyasi intikam” olduğu konusunda ısrarcı. Hükümette krize yol açan bu sorunun nasıl aşılacağını, bugün 366 kişi için devlette son gün mü olacağını birlikte göreceğiz… İşin DPUG açısından restleşmeye kadar varması, başka formüller hazırlandığını akla getiriyor. Baksanıza yandaş medyaya mesajlar uçurulmuş bile…
EMEK EN YÜCE DEĞER DEĞİLMİŞ:
İşverenin önerdiği 1530 yerine, emeğin partisi CTP’li bakan işçiye 1560 lirayı uygun görmüş. Oturdukları yerde 13. maaş alanların, hatta kamu bankalarında 14, 15, 16 maaş alanların, üstüne bir de hayat pahalılığı alacak alanların olduğu ülkemizde, işçiye biçilen değer 145 TL oldu ya, helal olsun sizlere. Emeğin en yüce değer olduğu sloganı artık masallarda kaldı…
DÖVİZDEKİ ARTIŞI BİLE KARŞILAMADI:
Yeni asgari ücret sonunda açıklandı. Zamların art arda geldiği ülkemizde 30 gün boyunca günde ortalama 10 saat çalışan işçiye reva görülen sadece 145 TL artış oldu. Son bir yılda yapılan onlarca zam bir tarafa, sadece dövizdeki artış yıllık %30 civarında oldu. Bu durumda açıklanan 1560 TL’lik ücret asgari değil, sefalet ücreti oldu. Aynen geçmişte CTP’nin söylediği gibi…
AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT:
Dövizdeki anormal artış, sadece borcu olanları değil, turizmi de vurdu. Yılın son günlerinde dövizde yaşanan astronomik artış, yeni yıl için tatil planları yapan vatandaşların da rezervasyonlarını iptal etmesine neden olmuş. Geçtiğimiz yıllarda 13. maaşları “havadan gelen para” olarak değerlendiren ve har vurup harman savuran Kıbrıs Türkü, bundan böyle tüketim alışkanlıklarını da yeniden gözden geçirmek zorunda…
AKLIN YOLU:
Ekonomik kriz ile zor günler geçiren Güney Kıbrıs’ta, araç satışlarında 2012 yılına göre % 30’luk bir düşüş yaşanmış. 2012 yılında 24 bin 104 yeni kayıt yapılırken, 2013’te bu rakam, 17 bin 13’e düşmüş. Arabalarda yaşanan bu düşüşün akaryakıt satışlarına da yansıdığı ve akaryakıt satışlarında da %20’lik bir düşüşün yaşandığı açıklandı. Acaba bizde de böyle bir araştırma yapılsa nasıl bir sonuç çıkar dersiniz..?
ZİRVEDEKİLER
Özdemir Tokel: “Arıza var! Ama arıza tellerde değil beyinlerde… Yağmur yağar elektrik kesilir, yıldırım çakar daha yıldırım havadayken elektrik kesilir, mazot biter elektrik kesilir, grev olur elektrik kesilir… Ama ne ek mesailer ne maaşlar kesilmez… Arıza var! Sihirli sözcük bu! Arıza var ama arıza bu devlette. Arıza bizde… Tellerde değil arıza, arıza bu ülkenin yönetim anlayışında var…”.
DİPTEKİLER
Aziz Gürpınar: Çabalarının asgari ücretlilerin gelirlerindeki kaybı karşılayacak miktarda bir artışı gerçekleştirmek olduğunu, bu konuda gayret gösterdiklerini söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar’ın, 1560 liralık yeni asgari ücrete nasıl onay verdiğini anlamak mümkün değil. Acaba Sayın Bakan bu parayla bir ay nasıl geçinildiğinin formülünü de, işçilere bir kitapçık olarak dağıtmayı düşünüyor mu..?
































