Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CTP ve “politbüro zihniyeti…”

CTP Kurultayı’na bir hafta kaldı. Her ne kadar “Biz UBP’den farklıyız” deseler de, bu kez belki de ilk defa adaylar kozlarını kamuoyu önünde paylaşmayı seçtiler. Hani CTP için hep derler ya, “Kol kırılır yen içinde kalır”… Bu defa öyle olmadı. Bizler de her iki tarafın görüşlerini öğrenme fırsatı bulduk…
Önce yazının başlığına koyduğum “politbüro zihniyeti”nin ne olduğuna bakalım. Politbüro, eski Sovyetler Birliği’nde uygulanacak politikaları belirleyen en üst karar organıydı. Alınan kararlarda halkın ne istediği pek dikkate alınmazdı. Kararlar, Komünist Partinin çıkarları doğrultusunda alınırdı. Çok sınırlı sayıda ve ayrıcalıklı Parti yetkililerinden oluşan bu “Politik Büro”nun kararları, tepeden inme bir yaklaşımla alınır, acımasızca uygulanır, bu politikalara gelen en küçük eleştiri de şiddetle bastırılırdı. Basın yayın, Parti tarafından sıkı bir şekilde denetlenir ve bir propaganda aygıtı olmaktan öteye gitmesine izin verilmezdi. “Politbüro zihniyeti” ise, halkın çıkarlarını Parti çıkarlarının gerisine iten, tepeden inme kararların sorgulanmadan uygulandığı zihniyete verilen isimdir. Eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasında yol açan temel nedenlerden biri, bu “Politbüro zihniyeti”dir. Politbüro zihniyeti, sadece Sovyetlerde değil, Avrupa’da Sovyet etkisindeki komünist partilerce de uygulanmıştır. Aynen Kıbrıs’ta AKEL tarafından uygulandığı gibi…                                                                       
Ancak 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Avrupa’daki Komünist partiler de yeni döneme ayak uyduramamış ve büyük oranda erozyona uğramışlardır. Artık batıda ve hatta doğu Avrupa’da katılımcılığı, demokratikliği ve şeffaflığı dışlayan “politbüro zihniyetli” siyasi partiler geniş bir taban bulamamaktadırlar. Sistemin içinde ama, “marjinalleşmiş” bir grup eski tüfekten ibarettirler…                                                                                                                                                                
CTP, hiç kuşkusuz bir komünist parti değildir. Hiçbir zaman da bu iddiada bulunmamıştır. Ancak yönetim biçimi itibarıyla, “politbüro zihniyeti”ne uygun bir yönetim sergilediği her dönem eleştiri konusu olmuştur. Küçük bir parti olarak siyasal yaşama başladığı günlerden, bu günlere kadar “tepeden inmeci” ve katılımcılığı dışlayan bir yönetim yapısında olduğu, artık çoğu CTP’li tarafından eleştirilmektedir…                                                                                                                                                    
CTP’de yeni bir kuşak siyasette etkin olmaya başlamıştır. Doğrusu, bu yeni kuşakla birlikte “politbüro zihniyetinin” de değişeceğini, toplum çıkarlarının parti çıkarlarının önüne konulacağı bir sürecin başlayacağı yönünde umutlanmıştım. Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, CTP, bu toplumun en eğitimli insanlarını barındıran siyasal yapılardan biridir. Bu eğitimli insanların, artık ciddi bir eleştiri sürecinden geçerek daha demokratik ilkeler üzerine oturan bir yapı oluşturacaklarını düşünüyordum. Yeni seçilen genç milletvekilleri umutlarımı çok yüksekte tutmuştu…                                                                               
Oysa kurultay dolayısıyla iki gündür Yenidüzen Gazetesi’ne açıklamalar yapan Parti Başkanı Özkan Yorgancıoğlu’nun söyledikleri, bu mantalitenin hiç değişmediğini gösteriyor…                                                
Bakın ne diyor Yorgancıoğlu: “Partimiz bugüne kadar kimi atadıysa yetkili organlarında kararlaştırarak atadı. Merkez Yönetim Kurulu’nda görüşerek, mutabık kalınarak atadı”. Evet, işin “püf noktası” burada. Yorgancıoğlu’nun açıkça da itiraf ettiği gibi yapılan bürokrat atamalarında yetenek, deneyim, eğitim vs. gibi kriterler hak getire. Atamalar, Merkez Yönetim Kurulu’nda tartışarak mutabakat sağlanmış. Bakanlar dahi kiminle çalışacaklarına kendileri karar verememişler. “Tepeden inme” bir şekilde bakanlara kiminle çalışacakları “empoze edilmiş”. Atamalarda tek kriter, parti çıkarları. Hatta daha da kötüsü, atanacak olan bürokratların “politbüro”ya olan yakınlıkları. İşte bu zihniyetledir ki, öğretmenler bir çok teknik yerlere atanmıştır…                                                                                              
Yorgancıoğlu’nun karşısındaki Asım Akansoy’un söyledikleri de farklı değil. O da MYK kararlarını yeterli bulmadığını, bu tür atamaların Parti Meclisi’nce yapılması gerektiğini savunuyor…                   
Seçim öncesi verilen vaadler, eski hükümete yapılan eleştiriler falan hepsi rafa kaldırılmış. Varsa yoksa, parti çıkarlarına odaklı “Politbüro zihniyeti”. Ama CTP’nin artık pek fazla seçeneği yok. Bu kadar geniş tabanı bu zihniyetle yönetmek mümkün değildir. Ya değişecektir, ya da Avrupa’daki diğer “kardeş” partilerin akıbetine uğrayacaktır. Umarız, eleştiri yapanları “kara listeye” almak yerine, samimiyetle dinleyip değişme yolunu seçerler…

YERİN KULAĞI VAR

CTP’DE KRİTİK HAFTA:
CTP kurultayında son viraja girildi. 8 Aralık Pazar günü yapılacak CTP kurultayı için her iki aday da, son haftaya iddialı giriyor. Başbakan ve CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, rakibi Asım Akansoy’a karşı biraz avantajlı başlasa da, kurultay bir düğüm… Kalyoncu, Soyer ve Sonay Adem’in bu haftaki açıklamalarını dikkatle izlemeli. Çünkü çözümün şifresi onlarda olacak…

ÖYLE DEMİYORDUNUZ: 
Sanayi Odası’nın gala yemeğinde konuşan Başbakan Yorgancıoğlu, “Ama bizim işimiz de kolay değil, bu ülkede yönetmek de zor” demiş. Seçimlerde önce öyle demiyordunuz ama Sayın Yorgancıoğlu. Her türlü zorluğu aşmak için programınızın hazır olduğunu, sorunları çözmek için iktidara talip olduğunuzu söylerken samimi değil miydiniz yoksa..?

ÖYLE BİR NİYETLERİ YOK:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, ‘hesap soracağız’ diyerek gelen CTP’nin, göreve gelmesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen, bu konuda hiçbir somut adım atmamasının halkta büyük hayal kırıklığına neden olduğunu söyledi. Hatırlayın 2003’de iktidara gelirken de hesap soracağız demişlerdi ama, 2008’de giderken, bırakın hesap sormayı, hesap sorulur hale gelmişlerdi…

ÖLME EŞEĞİM ÖLME:
Başbakan Yardımcısı, Ekonomi, Turizm, Kültür ve Spor Bakanı Serdar Denktaş, kısa süre içinde seyretmekten icraat noktasına geçeceklerini; sanayicilerle de bir araya geleceklerini söyledi. Yani kimse ümitlenmesin, baksanıza hükümet olaylara seyirci kaldığını kendisi açıklıyor. Daha karar verecekler de, seyretmekten vazgeçip icraat yapsınlar. Ölme eşeğim ölme…

EROĞLU UMUTSUZ:                                                                                                                                       Cumhurbaşkanı Eroğlu uzunca bir süredir, çözüm yanlısı bir tutum sürdürmekteydi. Ne diyordu, “Yılsonuna kadar anlaşma, martta referandum”. Oysa kapalı ortamlarda, kamuoyu önünde bu söylediklerinden farklı konuştuğu anlaşılıyor. Taha Akyol, Hürriyet yazarı. Bir grup gazeteciyle birlikte Cumhurbaşkanı’yla yemek yemişler. Belli ki Cumhurbaşkanı Türkiye’den sözü dinlenir yazarlar davet etmiş. Ve yemekte önümüzdeki 2,5 içinde bir sonuç alınmazsa, “Ankara’ya gidip, bir durum değerlendirmesi yapacağız. Bu bitmez tükenmez görüşmeler sonsuza kadar devam edemez” diyor. Şimdi müzakereler başlasın mı, başlamasın mı diye tartışıldığı bir dönem bunu söylemeye gerek duymuş. Bir bildiği var herhalde.

NE DEMEK İSTEDİ:
Rum Dışişleri Bakanı Kasulides, “Samimi olmam gerekirse, müzakereci Sn. Mehmet Ali Talat olsaydı, Kıbrıs Türk tarafını temsil eden O olsaydı, Ortak Açıklamaya bile gerek kalmaması olasıydı…” demiş. Sizce ne demek istemiş? Bence, bizim iç politikayı bizden daha iyi okuyorlar. Eroğlu’nun Ankara’ya gönderdiği mesajlar, onlara da tercüme edilmiştir. Ortaya çıkan ayrılıkları da lehlerine değerlendirmeye çalışıyorlar.

ŞENLENECEK Mİ, HÜZÜNLENECEK Mİ:
Lefkoşa’da “Asmaaltı Yayalaştırma Projesi”, “Asmaaltı Şenleniyor” etkinlikleri ile hayata geçti. Esnafı ikiye bölen bu uygulamada en büyük sorun, alt yapının henüz yayalaştırmaya hazır olmadığıdır. İlkesel olarak Belediye’nin aldığı bu karar doğru olsa da, gerek trafik ve yeterli park yerlerinin olmaması, ilerleyen günlerde büyük bir sıkıntı yaratacağa benziyor. O nedenle yayalaştırma projesiyle bölge şenlenecek mi, yoksa hüzünlenecek mi, yakında göreceğiz… 

 

ZİRVEDEKİLER
Sabit Telefonlar: Cep telefonlarının çıkmasıyla pabucu dama atılan ve adete dekor olarak kullanılan ev telefonları, hükümetin aldığı kararla yeniden hayat bulabilir. Dün başlayan uygulama ile sabit telefonlarla   akşam 19.00 ile sabah 07.00 saatleri arasında ve Pazar günleri tüm gün ücretsiz görüşme olanağı sağlandı. Unutulmaya yüz tutmuş ev telefonlarına ilgiyi yeniden artırmak isteyen hükümeti, bu kararından dolayı kutluyoruz…

DİPTEKİLER
Eğitim Sistemimiz: Atatürk Öğretmen Akademisi’ne alınacak 15 sınıf öğretmeni sınavına katılan 134  adaydan sadece 8’i sınavda başarılı olmuş. Yani başarı oranı %6. Her yıl öğretmen eksikliği ve diğer nedenlerle yılın yarısı grevlerle geçirilirse, olacağı buydu. Bakanlık ve sendika bu sonuçlardan ortak sorumludur. Bunlar daha iyi günlerimiz. Bu kafayla gidersek bugünleri bile arar olacağız…

Asmaaltı Yayalaştırma Projesi kapsamında Arasta’nın birçok yerinin araç trafiğine kapatılması esnafı etkilerken, park sorunu azalacağı yerde artış gösterdi