Dikkat ediyorum da, Teknecik’te denize akan yakıt konusu sanki geçiştirilmeye çalışılıyor. Yok miktarı az, yok derhal temizlendi falan… Hatta öyle ki, “Felaketin eşiğinden dönüldü” denilerek, sanki hiç bir şey olmamış gibi, küçümseniyor. Bugün 4. gün, mesela Alagadi bölgesinde, kaplumbağaların yumurtlama alanında bir inceleme yapıldığını duydunuz mu? Baksanıza Sayın Başbakan bile, çeşitli konularda açıklama yapmış ama bu konuyu atlamış…
Oysa doğaya verilen bir zarar var ortada. Miktarı ne olursa olsun, bir kirlilik var. Üstelik de dün yazdığım gibi, yağ tabakaları deniz yüzeyinde doğuya doğru sürüklenip gitti. Denizin sözde temizlenmesi faaliyetini izledim. Gördüğüm, öyle birkaç “kova” değil.
Bu durum “kaza” diyerek geçiştirilemez. Sürdürülen bir ihmal var, bu kesin. Ayrıca kullanılan teknolojiler çağdışı. Durum böyleyken, petrolün ülkeye giriş çıkışıyla ilgili bir yasamız bile yok. Çevre Yasası 2012 yılında Meclis’ten geçen yeni bir yasa olmasına rağmen petrol kazaları öngörülmemiş bile…
Kalecik’te akaryakıt sızıntısı olduğunda, boşaltım yapan gemiye 169 bin lira, AKSA’ya da, asgari ücretin 60 katı ceza kesilmişti. O dönemde tüm çevre örgütleri hep birlikte “AKSA’ya ve taşıma şirketine verilen cezalar caydırıcı değildir. Yasalarda düzenleme yapılarak, cezalar yükseltilmelidir… Yasalar düzenlenmelidir… Sorumlular aleyhine ceza davaları açılmalıdır” demişlerdi. Nitekim Başsavcılık bir rapor hazırlayacaktı ve ona göre dava açılacaktı. O konu da ne oldu bilmiyoruz. Çevre Örgütleri, şahıslara ve şirkete ceza davası açılmasının takipçisi olacaklarını vurgulamışlardı. Belki bu vesileyle, gelinen durumu bize de açıklarlar…
Şimdi olay trajikomik bir şekilde Kıb-Tek’te tekrarlandı. Hem de devletin kendi kurumunda… “Cezalar caydırıcı değil” diyen örgütlerin iddiası doğru çıktı. Gerçekten de cezalar, tedbir alınmasına yetmemiş. Devlet kendisi bile yeterli tedbiri almamış. Çağdışı yöntemler kullanılmaya devam edilmiş. Sonuçta 3 ayın içinde ikinci felaket…
Şimdi ben merak ediyorum, aynı ceza Kıb-Tek için de kesilecek mi? Yani başlangıç olarak 60 asgari ücret… Yoksa, “Felaket atlatıldı” denip, azami ceza uygulanmayacak mı? Bence bu da yetmez. Devletin bir kurumu olduğuna göre, sorumlular hakkında soruşturma başlatılacak mı? Sorumlular cezalandırılmadığı sürece, bu iş böyle devam edip gidecek gibi.
Bir başka gerçek, AKSA’nın temizlik için 1 milyon dolar harcadığı gerçeği. Devlet de temizlik için bu yeni felaketin boyutları oranında bir harcamayı yapacak mı?
Tabii bir de şu var; Çevre Yasası’nın 5. maddesinin 4. fıkrası “kirleten öder” diyor. Ancak, ödese neyi ödeyecek, çevreye arka arkaya verilen zarar, yüz yıl geçse, giderilecek gibi değil. Ya diyorum, aynı çevreciler ayaklanmasaydı da, bu kontrolsüzlükte, bu kuralsızlıkta, UBP o müthiş petrol dolum tesisini getirip dayatsaydı. Ne olurdu halimiz. Santrallerin her ikisi de filtresiz çalışırken bir şey yapamayan devlet, böyle bir durumla nasıl başa çıkardı…
YERİN KULAĞI VAR
ANNAN OLMADI, BAN VERELİM:
Yıllardır gündemde olan ve Rumların “Hayır” oyu ile hayata geçmeyen Annan planından sonra, bugünlerde Ban planı gündemde. Annan planına yakın bir içerikle taraflara sunulması planlanan Ban planı inşallah Annan planının sonu gibi olmaz. Her iki tarafın da çözüme her zamankinden çok ihtiyacı var…
BUGÜN ZİLLER ÇALMAYACAK:
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen eksikliği bulunan 15 ilkokuldaki sorunların çözümü için adım atmaması halinde, bugün söz konusu okullarda uyarı grevlerine başlayacağını bildirdi. Vallahi bu yıl geç bile kaldılar. Özel okullardan şikayet ediyoruz ama, devlet okulları 9 ayın 8 ayını grevde geçirirse insanlara, çocuklarını özel okullara göndermekten başka çare bırakılmıyor…
ÇAĞDIŞI DELEGE SİSTEMİ:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın “Delege sistemi, CTP’yi UBP’ye benzetiyor” açıklaması yerden göğe kadar doğru bir tesbit. Parti Başkanlığı konusunda konsensus olmadığı durumlarda, başkan adayları yarışı kazanma adına delegeye başvuruyor. Bugüne kadarki örneklerde, özellikle de UBP’de, toplam delegenin yarısını cebine koyan, başkanlığı kazandı, diğerlerini de yok saydı. Bu durum da partinin bütünlüğünü bozdu, araya nifak soktu. Şu anda aynı durum CTP için de geçerli. Siyasal partiler yasası’nın değişmesi gereken birinci maddesi bu olmalı, ancak bugüne kadar işi bu yolla götürenlerin, değişikliğe sonuna kadar karşı koyacağı da bilinmeli…
CTP’LİLER ÇOK KIZACAK:
İkinci Cumhurbaşkanı’nın, CTP içindeki tartışmaları, “çarpık delege sistemine” bağlamasına pek çok CTP’li kızacak… Kızsalar da, işlerine gelmese de bu bizim gerçeğimiz. Talat bugünlerde “doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” durumu yaşıyor gibi.
ALLAH’INDAN BULSUN:
KKTC bandıralı gemilerin AB üye ülkelerine yük taşınmasının yasaklanması ve 1994’te alınan ABAD kararının ihracata büyük darbe vurduğunu biliyoruz. Ambargo öncesi 80 milyon dolara kadar çıkan ihracat, şimdilerde 8.5 milyona düştü. Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı, “Ekonomiyi bu kadar geriye götüren ABAD kararıydı. Bu karar alınmasaydı bugün AB ülkelerine ihracat 200 milyon Doları bulurdu” dedi. Ne diyelim, sebep olanlar Allah’ından bulsun…
İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR:
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, parti içerisinde kendine karşı başlatılan yıpratma kampanyasını eleştirerek, “Yanıbaşınızdaki, en yağcı adam bir bakarsınız ilk eleştiren adam olur” değerlendirmesini yaparak, ülkede siyaset kurumunun geldiği noktayı özetlemiş oldu. Bu ne ilk ne de son olacak. Siyasi tarihimiz bu tür olaylarla dolu. Onun için Çakıcı’ya tavsiyemiz gülüp geçsin. Bu tür “İrlandalılar” sadece kendi partisinde yoktur…
HÜKÜMETTEN MEMNUNUM:
Bir arkadaşımın CTP-DP hükümetiyle ilgili bir değerlendirmesi çok hoşuma gittiği için sizlerle de paylaşmak istedim. Diyor ki, “ben bu hükümetten çok memnunum” önce anlayamadım, sonra devam etti, “ Baksana iki aydır tek bir icraatları yok, yani hükümet var mı yok mu farkında değiliz. Ya icraat yapsalardı halimiz ne olurdu? Çünkü bugüne kadar toplumun faydasına birşey yaptıklarını görmedik. Bu nedenle ben hükümetin performansından memnunum, aynen devam etsinler…” Haksız mı..?
ZİRVEDEKİLER
Çevre Örgütleri: AKSA olayında, devletin ihmalini onlar vurgulamıştı. Son olay haklı olduklarını ortaya çıkarttı. Ancak ne acıdır ki, bilim adamlarının ya da sivil toplum örgütlerinin uyarıları hükümetlerin bir kulağından girip, diğerinden çıkıyor. Öyle olunca da felaketlerin arkası kesilmiyor. Kader dedikleri bu olsa gerek. Ya da kaderciliğimiz… Allah’a emanet yaşayıp gidiyoruz işte.
DİPTEKİLER
Hüseyin Özgürgün: Dostlar alışverişte görsün misali bir muhalefet bildirisi yayınlamış. Diyor ki “Elektriğe zam yapacaksanız, yapın ama bir şey yapın” …. Kıb-Tek’in alacaklarının günden güne büyümesini seyreden bir hükümetin üyesiydi bu sözleri söyleyen. Şimdi de “zam yapın” diyor. Bunu da “geri zekalılar” benzetmesi gibi bir kenara yazmakta fayda var…
Çamlıbel Doğal Arıtma Tesisi, iflas etti. Evsel atıkların depolandığı tesiste atıklar, arıtılmadan ana havuza, ana havuzdan da doğaya ulaştı. Bölge halkı tedirgin
































