Toplumlar ve devletler, ancak ileri görüşlü, vizyon sahibi, kararlı ve bencil olmayan insanların önderliğinde ileri gidebilirler. Galiba bizim yıllar yılı yerinde saymamızın, hatta geri gitmemizin bir nedeni bu konudaki eksiğimiz… Lider zor yetişiyor. Uygun yer ve zamanı yakalayan, uygun özelliklere sahip insanlar, dünyanın her yerinde iz bırakabiliyor. İşte Mandela, işte Che, işte Mustafa Kemal… Bugün Türkiye Cumhuriyeti tam 90. yılına giriyor. Neredeyse bir asır önce ortaya konan bir proje, bugün sadece yapısıyla değil, ideolojisiyle de yaşıyor, geniş kitlelerce benimseniyor… Atatürk, yeni kurulacak devletin yönetim şeklinin “cumhuriyet” olduğunu ilk kez söylediğinde, yakın arkadaşları bile şaşırmışlar, tepki göstermişler. Söyledikleri, Anadolu’nun bildiğinin çok ötesinde… Hatta bunun bir dil sürçmesi olduğunu ima ederek, geri almasını bile istemişler. Oysa o savaştan, bu savaşa koşan Mustafa Kemal, o şartlarda tüm dünyadaki yönetim şekillerini incelemiş. Aşağıda kendisinin yakın çalışma arkadaşlarından, gazeteci ve milletvekili Falih Rıfkı Atay’ın tam da bu konudaki anısı yeralıyor. Okuduğumda, boşuna lider olunmadığını bir kez daha gördüm…
“Bir gün Mustafa Kemal, galiba Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada (22 Eylül 1923) ‘Cumhuriyet’ kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclis’in ve İstanbul gazetecilerinin yüreği oynamıştır. Meclis Reisinin küçük odasına koşuşan birtakım milletvekilleri Mustafa Kemal’in bu ‘dil sürçmesini’ düzeltmesini istemişlerdir. Odasına giderken bizi de davet etti. Mebus olmakla beraber hâlâ yaverliğini yapan eski zabitlerden biri parti Tüzüğü’nün son şeklini getirdi. Tüzük, bugün bütün mebuslar tarafından birer birer imzalanacaktı. Biraz sonra cebinden Tüzüğün bir nüshasını çıkardı. Kenarına yazdığı Fransızca bir cümleyi okudu. Bu, Fransız Cumhuriyeti’nin ‘bölünmez” olduğunu söyleyen cümle idi…
-Dün akşam, Fransız ihtilal tarihini gözden geçirdiğim vakit not etmiştim, dedi ve sildi. Bir sualim üzerine Anayasa tadilatı meselesine geçtik. Biraz önce içeriye giren Yunus Nadi de aramızdaydı. Gazi dedi ki:
-Cumhuriyet ne demektir? Sözlüğe baktım, ‘chose publique’ kelimeleriyle tercüme edilmiş. Bizde manası ne olmalı?
Gazi’nin, sözü hangi bahis üstüne getirmek istediği belli idi. Anayasa’da hükümet şeklini açıkça göstermek sırası geldiğini söyleyen Sabri Bey (Toprak):
-Mesele bugünkü vaziyetin ifade edilmesinden ibarettir, dedi. Gazi: -Ben projeyi gördüm, çok eksik yerleri var. Bu hafta kendim uğraşacağım. Sonra bazı arkadaşlarla hususî müzakerede bulunuruz ve partiye getiririz, dedi.
Yunus Nadi:
—Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız.
Gazi kalemini masaya vurarak:
-En kuvvetli zamanımız bugündür, dedi. Sonra yeni Anayasa’nın kendi niyetine göre ilk maddesini okudu: ‘Türkiye Cumhuriyet usulü ile idare olunur bir halk devletidir’. Nihayet yakında cumhuriyetin ilan olunacağını Meclis’te Mustafa Kemal Paşa’nın ağzından işitiyorduk. Haber ağızdan ağza yayılacak, Meclis’te herkes şüpheden kurtulacaktı. Acaba, böyle bir havadisi ölüm haberi gibi bekleyenler, harekete geçecek miydi?” (Falih Rıfkı Atay “Çankaya Atatürk Devri Hatıraları”, Dünya Gazetesi 10-11 Mayıs 1952 )…
AÇIKLAMA
Sayın Mehmet Moreket,
Bugün (dün) Havadis Gazetesi’nde yer alan köşenizde yer verdiğiniz, AKSA Elektrik Santrali ile ilgili yorumunuz üzerine bazı noktalarını bilgilerinize getirmek istemekteyiz. Yazınızda da bahsettiğiniz gibi AKSA Elektrik Santrali’ne Filtre takılması için verilen yasal süre dolmuştur. Bu süreç zarfında Bakanlığımıza bağlı Çevre Koruma Dairemiz sürekli olarak konunun takibini yapmış ve söz konusu süre dolduktan sonra filtrenin takılmadığı tespit edildiği için, firmaya 5 asgari ücret para ceza kesilmiştir. Konuyla ilgili şirket yetkilileri ile temasımız ve hassasiyetimiz devam etmektedir.
Bilgi edinmenizi rica ederiz. Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Basın Bürosu
YERİN KULAĞI VAR
LEFKOŞA’DA BENİM OĞLAN, MAĞUSA’DA SENİN KIZ:Yerel seçimlerde ortaklık yapacakları iddia edilen UBP ile DP’de, Lefkoşa’da DP adayı Rauf Denktaş’ın desteklenmesine karşı, Gazimağusa Belediye Başkanlığı için ise Derviş Eroğlu’nun kızı Resmiye Canaltay ismi üzerinde durulduğu iddia ediliyor. “Lefkoşa’da benim oğlana karşı, Mağusa’da senin kız” formülünün hayata geçip geçmeyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacak. Resmiye Canaltay’ın da, hayalindeki makam olarak bilinen Mağusa Belediye Başkanlığı için olaya sıcak baktığı iddia ediliyor…
ARAYANLAR OY VERSE KAZANIRIM: Dün bu sütunlardan Rauf Denktaş’ın, UBP ve DP’nin ortak Lefkoşa Belediye Başkan adayı olduğunu yazmıştık. Denktaş’ı, bu haber üzerine çok sayıda kişinin aradığı ve Denktaş’ın, “arayanlar oy verse kesin kazanırım” dediği de bize ulaşan haberler arasında. Desenize Rauf Denktaş, daha seçim startı verilmeden, yarışa bir sıfır önde başladı…
DP EROĞLU’NDAN ALACAKLI MI: Erhan Arıklı DP’nin eskilerinden. Dünkü köşe yazısında çok ilginç vurguları vardı. Mesela “UG’nin içinde UBP’nin, Onursal Başkanı Eroğlu’na yaptıkları muameleyi kabullenemeyen ve sırf bu sebeple UBP’nin o zamanki yönetimini cezalandırmaya çalışan ve bu sebeple de DP-UG’ye destek veren bir başka kesim daha vardır” diyor. Eroğlu’nun da, Cumhurbaşkanı seçimlerindeki desteğe bağlı olarak DP’ye bir borcu olduğundan söz ediyor. Eroğlu’na yakın kesimlerin, seçimler öncesi DP’ye katılmalarıyla bu borcun ödenip ödenmediğini tartışıyor. Bir başka vurgusu, UG’lilere. Onların arasında geçmişte DP tabanını ezen isimlerin bulunduğunu hatırlatıyor ve UG tabanından, DP tabanına saygı istiyor… Kim bunlar sizce?
PROFESYONEL İŞİ HİKAYE:
Başbakan, askerlik konusunu Kıbrıs Türk kökenli askeri yetkililerle de görüştüklerini, profesyonel askerliğin zor olduğunu söyledi. Bu görevi yapacak olanların en fazla 40 yaşına kadar çalışabileceğini, bu insanların daha sonra nasıl istihdam edileceğinin önemli bir sorun olduğunu vurguladı. Partisinin ilkeleri, ideolojisi ne derse desin, ülke gerçekleri Yorgancıoğlu’nu zorluyor. Demek ki ilkeler her zaman gerçekçi olamayabiliyor…
ANASTASİADES ZORDA:
Bir yandan dünyanın çözüm baskısı, diğer yandan iç politik baskılar, Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’i bunaltmış durumda. Annan Planı’na ‘evet’ diyen liderden dünyanın beklentileri farklı. Bizim taraftan da öyle. Ancak bunu hayata geçirmesi için, körü körüne bağlı oldukları ideolojiyi reddetmesi gerekiyor. İşte sıkıntı burada. Maraş konusu, Girne’de yaşamak isteyen(!) Rumlar, doğal gaz konusunda retçi tavırlar, “baskılara boyun eğmeyeceğiz” söylemleri, hepsi iç politikaya yönelik. “Merak etmeyin de, bir şey vereceğimiz yok, sadece alacağız” mesajını vermeye çalışıyor. O nedenle müzakere süreci daha başlamadan dengesizlikler ortaya çıktı. Başladığında kim galip gelecek bakalım. Geleneksel Rum politikası mı, çözüm arzusu mu…
BARİ TAKİBİNİ YAPINIZ:
Geçmiş Sibel Siber hükümeti döneminde toplam 55 usulsüzlük dosyasının savcılığa gönderildiğini biliyoruz. Ayrıca birçok usulsüz karar da iptal edildi. Seçim yasakları nedeniyle eli kolu bağlı bir hükümet bile bunları yapmışken, yeni hükümetin iki ayı aşkındır elle tutulur bir icraat yaptığını görememek, sizce de düşündürücü değil mi? Hiçbir şey yapamazsanız bari sonuçlanmamış o 55 dosyanın takibini yapınız…
MECLİS KUSURLU:
Bugünkü değil, son 20 yılın Meclis’leri… Denetim görevinin nasıl aksadığına dün bir kez daha şahit olduk. Aslında buna aksama da denemez. Görev yapılmıyor dense daha iyi. Taa 90’lı yıllardan kalma Sayıştay raporları. Tam 150 taneymişler. Kim bilir ne yolsuzluklar, ne suistimaller. Sayıştay onları boşuna hazırlamamış. Şimdi hepsi üstlerinden neredeyse yirmi sene geçtikten sonra ele alınıyor ve doğal olarak kapatılıyor. Sıcağı sıcağına denetlenseydi bakalım neler olurdu. Yapılmadı. Meclis de şimdi sadece kuru temizleme görevi yapıyor o kadar…
ZİRVEDEKİLER Halil İbrahim Akça: Büyükelçi Akça’nın Cumhuriyet Bayramı mesajında çok doğru bir tespit var. Tam da bugüne uygun; “Adil, gerçek ve kalıcı bir çözüm isteyenlerin, Kıbrıslı Türklerin bu güzel Ada’da en az Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi olduklarını ve Ada tarihinin hiçbir döneminde Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkü’nü yönetmedikleri gerçeğinin bilincinde olmaları gerekmektedir”…
DİPTEKİLER Hüseyin Avkıran Alanlı: Dün Meclis oturumunda dikkatimi çekti, tam 15 dakika boyunca, koltuklar arasında dolaşarak cep telefonuyla konuştu. Oturduğu yerde de değil, dolaşarak. Benim bildiğim Genel Kurul’da cep telefonu yasaklanmıştı. Alanlı da bu karara kafa tutuyordu anlaşılan. Meclis’e saygı göstermesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta yarar var galiba. Bu da Sayın Sibel Siber’e düşüyor…
FOTO GÜNDEM…
Geçirdiği iş kazasının ardından yaşamına ortopedik özürlü olarak devam eden Murat Katrin’in tek meşguliyeti olan ve iki yıldır işletmeciliğini yaptığı büfenin kapatılması gündeme geldi
































