Köşe Yazarları

Ekonomik büyüme, ekonomik gelişme ve refah getirmez ise!







Ekonomik büyüme, milli gelirin artması bir ülkeye refah getirmenin yolunu açar. Ancak yeterli değildir. Bugün gelişmekte olan belli başlı ülkelerin, örneğin bir Brezilya’nın, Türkiye’nin ve de Hindistan’ın diyelim ki ilk öncelikleri ülkenin topyekun ürettiği keyiğin (milli gelirin) büyütülmesidir. Ancak belirli bir büyüklüğe eriştikten sonra, üretim fetişliğinden sıyrılabilme, büyüme stratejisinden kısmen taviz vererek bu keyiğin daha adil dağılmasına, maddi refahın geniş halk kitlelerine yayılmasına odaklanmaz iseniz ekonomik büyüme sürdürülebilirliliğini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalırsınız, uzun vadede fert başı üretiminizdeki artış devam etmez. İşte gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğunda bu günlerde yapılan hata budur. Bireyler hilafına yalnız salt maddiyata odaklanmayan yönetimler, uzun vadede halkına daha çok maddi olanak yanında refah sunmalarında başarılı olur. Bunu anlamak için iktisatçı olmak gerekmez. Kendi tecrübelerimden size bir, iki örnek vereyim. Avrupa’nın herhangi bir yerinden Uruguay’a yolculuğum aşağı yukarı 22 saat sürerdi. Yaşlandıkça uçmadan korkar oldum. Gidiş, dönüş bu yolculuğu yaparken alternatifleri iyi etüt eder olmuştum. Pek tabii emniyet yegane ölçüm idi. Montevideo’dan bir dönüşümde en uygun sefer Varik’e (Brezilya havayollarına) denk düşmüştü. Araştırdım. Çok emniyetli bir şirket, hemen, hemen kayda değer bir kazası yok. Bindim. Rio de Janerio’dan Madrid’e normalde 13 saat bir yolculuk süresi tutardı. Biz Madrid’e 12 saat bir çeyrekte vardık. Ama sallan, sallan ödüm koptu, bağırsaklarım ağzıma geldi. Bu işlerde eğitilmiş, bilen bir arkadaşa sordum. Bana ‘Jet stream’e girdi dedi. Uçak sallanmadan, törbülansdan düşmez, korkma dedi. Pilot akıntıyı arkasına aldı vakit ve yakıttan tasarruf etti, diye ekledi. Dedi da, ben dönüşte Lufthansa’yı tercih ettim. Frankfurt’tan Rio’ya gidecektik. Havalandıktan bir müddet sonra pilot anons etti ve dedi ki “Rio’ya normal 13 saatte varmamız gerekir. Ama biz yarım saat geç varacağız. Atlantik’in üzerinde menfi hava koşulları var. Sizleri rahatsız etmemek için Afrika üzerinden uçup, Rio’ya keskin 90 derece dönüş yapacağımızdan yolculuğumuz söylediğim gibi yarım saat kadar fazla alacak. Rahatınıza bakın.” Bundan sonra ben artık mümkün mertebe Lufthansa ile uçtum. Kim kazançlı çıktı? Lufthansa! Mentalite farkı, uzun vadeli sürdürülebilir gelişme becerisi burada görülür. Diğer bir örnek ise şu. Uruguay’da 7 çiftlik almıştık. Bu sahada Uruguay’ın mukayeseli avantajı saymakla bitmez. Bir yabancı şirket gelip bu çiftlikleri aldığında, bir baktık ki çiftlik ağaları atılacak korkusu içinde, bekleyişte. Derhal iyilerini saptayıp kendilerine güven verme yanında, ödeneklerini de artırdık. Elektriği olmayan çiftliğe elektrik getirdik; Yazda, kışta at üstünde okula giden işçilerin çocuklarını okula, yakın çiftliklerden taşıyacak bir minibüs servisi koyduk. Çiftlik ağası ile çiftlik işçilerinin toplanıp problemleri çözecek bir mekan yaptık. Neticede hem onlar hem şirket faydalandı. O kadar bir motive oldular ki dağı taşı ektiler, en iyisinden hizmet verdiler. Katma değer fazlası ile arttı.
Peki gelişmekte olan bir ülke kaldırabilir bir ekonomik büyüklükten sonra, ekonomik kalkınmayı belki kısa vadede belki daha düşük bir ekonomik büyüme hızına rağmen, bunun devamlı olması ve halkına refah getirmesi ve de uzun vadede potansiyelini realize edebilmesi için keyiği nasıl dağıtacak? Sosyal devlet girişimlerine önem vererek. Bir kere eğitimde eşit imkan ve kaliteye önem vererek; Ekonominin ihtiyacına göre eğitimi herkese bedavadan sağlamak ile. Başka; Fakir, zengin herkese kaliteli sağlık hizmeti vermekle. Varlıklıyı, rezili, yağcıyı değil güçsüzü korumak ile. Adaletli dağıtım ancak Maliye politikaları ile olur. Keyiğin büyük bir diliminin araba sahipliliğinden, dengeli olarak kamu taşımacılığına, düzgün, emniyetli alt yapıya yönlendirmek, aktarmak ile. Lüks 5 yıldızlı, cazino otellere verdiği kaynağı çevre düzeni ve temizliğine, inşaat planlamasına yönlendirmekle. Bölgeler arası belediye gelirlerini dengelemek ve beledi hizmetlerin eşit sağlamakla. Keyiğin şimdiki gibi bir bölümünün lüzumsuz ve gösterişe dönük harcamalarla çöp tenekesine gitmesini önlemekle. Vergileri ağırlıkla ranta, servete koymak, pahalılık yaratan dolaylı vergi ve harçları düşürtmek ile. Tüm gelirleri kayıt altına alırken, çalışkanlığı ve üretimi engelleyen bu gibi vergileri asgariye indirmekle. Bilesiniz ki pis ve alt yapısı eksik, aksak, beton ormanına dönen ve de görece pahalı bir ülkede ne turizmi ne de diğer hizmetler sektörünü sürdürebilir yapabilirsiniz. Sokaklarda sahipsiz kedi köpek dolaşmayan Avrupa’n gelen bir turist yolda, belde basılıp can çekişen veya ölmüş veya açlıktan deri kemik kalmış bir kedi görse bile bırakın gününü seyahati ona zehir olur. Onlar benden bin beter olur.
Geleceğe sağlıklı bir ortam, sürdürülebilir bir refah bırakmak için diğer gelişmekte olan ülkelerin düştüğü hataya düşmeyelim. Bunların temelini oluşturacak asgari bir büyüklükte halen fert başı bir milli gelir yaratmadık mı? İçe büyük ve ani sağlıksız göçün bize menfi etkilerini aldığımız yardım ve hibeler acaba bunu dengelemeye olanak vermiyor mu? Eğer biz yatırımların ölü sahalara gitmesini engellemede, özelleştirmede karar verme durumunda ısrarlı olursak, bu geleceğimiz adına gerekli ve faydalı olmaz mı? Ne dersiniz?














Başa dön tuşu