Hükümet, gecikmeli de olsa suda değişim belgesini imzaladı.
Bakanlarla, TC Teknik heyeti ve Kıbrıs İşlerinden sorumlu Tuğrul Türkeş ile uzlaşılan metinde küçük bir değişiklikle, metni onayladı.
İki noktada değişim var.
Bu değişim “entegre su politikasını” tehdit edecek şekilde değil.
28 belediye var.
Sisteme dahil olma, belediyelerin kendilerine bırakılıyor.
Peki dahil olmayan belediyeler ne olacak?
“Türkiye’den gelen suyu kullanacak…”
Eski sistemle mi?
Burada en kritik nokta bu.
Ülkede “entegre su sistemine” geçilecek.
Başbakan da açıkladı.
“Su yönetiminde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…”
25 yıllık projenin esas amacı, “ülkesel su kaynaklarının yeniden tesis edilmesi…”
Düşünün…
Tarım suyu neredeyse kalmadı…
Dağda kuyu açılmadık alan yok.
Eskiden pınar akardı, şimdi su çıkmıyor.
Yağmur suları kontrol altında değil.
Evet, dere denize akıyor ve kimse önünü alamıyor.
Sular tuzlandı.
Toptan kaliteli bir su yönetimine ihtiyacımız var.
Yılda 75 milyon metreküp su bu nedenle önemli.
Evet, özel bir girişim, yatırımı yapacak, tahsilattan parasını alacak ve sistemi devlete teslim edecek…
En önemli görev devletin
En önemli görev devletin…
Neden mi?
Ercan örneği var.
Getirdiniz ve en önemli ulaşım noktasını, bu işin ehli olmayan, ehil olanları da dışlayan bir yapıya teslim ettiniz.
Örnek Ercan.
Kötü örnek…
4 yılda Ercan bitmiş olsaydı…
Bugün farklı şeyler tartışır olurduk.
Ancak…
Gelin görün ki, su konusunda da kimse ikna olamıyor.
Bu nedenle, yazılacak olan ihale şartnamesi son derece önemli.
Gelecek olan yatırımcıya, “devleti tehdit edecek” kadar, “suyun üzerine çökecek kadar” yetki bırakmamak önemli.
İşi ön planda tutan…
Yatırımı teşvik eden…
İş yapmayan, yapmadığı anda ihaleyi iptal eip, yeni bir ihaleye çıkacak kadar katı…
Pazartesi, hükümet için yeni bir dönem.
Üç ay içerisinde ihale şartnamesi yazılarak, uluslararsı ihale için hazır duruma gelinecek…
1 yıl içerisinde de yap- işlet- devret devrede olacak…
Gözümüz üzerinizde…
***
Evlat tecavüzcüsü, katili Diker… Utanmadan idirim istiyor
d.jpg)
Memlekete bakar mısınız?
Kamu kaynaklarını soyanlar, ortada dolaşıyor.
Her yerden uyuşturucu fışkırıyor.
Cezaevinde bile uyuşturucu satılabiliyor.
Yetmedi…
Her gece bir köşede araç yakılıyor…
İnsan tehdit ediliyor…
Bunu gören, “sapık baba” durur mu?
Erol Diker…
Hatırladınız mı ismini?
Mustafa Diker’i hatırladınız mı?
Babası tarafından önce tecavüz edilen, sonra da öldüren baba…
Mahkemeye gitti, “Bana fazla ceza verdiniz, düşürün” dedi.
Hiç utanmadan, arlanmadan.
Ölmek için dua ederdim
Böyle bir utanca Allah kimseyi düşürmesin.
Bunun yarısını yapsam, “Allah canımı alsın” diye dua ederim.
Ölmeyi marifet sayarım…
Prim aldım zannederim…
Çünkü ölüm, böyle bir babaya ödüldür.
Yok da indirim
Düşünün, Erol Diker, cezaevinde geçireceği günlere isyan ediyor.
“Yahu dışarıda bu kadar suçlu dolaşıyor, benim ne işim var içerde” diyor…
40 yıl hapis cezasının indirilmesini istiyor.
Bırakınız mahkeme kendisini haklı bulur mu bulmaz mı?
Kamu vicdanında ölmüş, bitmiş, lanetlenmiş bir adam.
O kendisinde, “daha az ceza yatmayı” hak görüyor.
Yatacak yeri yok…
Yüzüne bakacağı insan kalmamış…
Ama o indirimi hak görüyor…
Şimdi biri çıkıp diyecek ki, “Yahu bu adam normal olsa, oğluna bunu yapar mıydı? İndirim istemiş çok mu?”
Derim ki…
“Lanet olsun böyle babaya, sen de haklısın…”
































