Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ŞİMDİ MEVSİMİDİR

Yetmişli yıllardı.

Gençler, meydanları kızlı erkekli doldurur eylem yaparlardı.
Bu eski Lüzinyan ve Venedik şehrinde,
Gün gelecek “NATO’ya Hayır” deneceğini dönemin Kıbrıslı Venediklileri nereden kestirebilirlerdi ki?
Onlar NATO’ya girecekler,
Biz de onların bıraktığı surları NATO’ya vermemekte direnecektik.
Bir şekilde,
Yine Venediklilerle karşı karşıyaydık!..

Lefkoşa surlarını Lüzinyanlar yapmış,
Son şeklini de Venedikliler vermişti.
On bir burçtan ibaretti,
Ve hayat devam ediyordu.
Daha sonra,
On bir burcun tekmilinin de isimleri değiştirilmişti.
Değiştirilmişti ama,
Günümüzde kime sorsanız, Lefkoşa’da Kanlı Dere’nin nerede olduğunu bilmeyenler olduğu gibi bunları da bilen pek yok…

Gün geldi,
Namık Kemal Mağusa surları üzerinde şiirler yazdı.
Gün geldi Sadrazam Kamil Paşa Çetinkaya surlarında akşam yürüyüşlerine çıktı.
Ama hiç kimse Hamalın Meyhanesinin sahibi kadar bu memleketi sevmedi.
Zaten uzun yıllar Musalla da ona emanetti…

Ada küçük ve güzeldi.
Tatsızlıklar da vardı lakin,
Bütün bunlar karpuz ve hellim sofralarında,
Ya da mangal başlarında unutulup gidiyordu.
Kıbrıslılar doğayla adeta bütünleşmiş bir hayat yaşıyorlardı.
Ayrellinin çeşit türlü yemeğini yapıyor,
Ebe gömeci toplamaktan mutlu oluyor,
Odun gibi görünüp, “seni seviyorum” demesini bilmese de eve demet demet nergis götürebiliyor,
Aileler lingiri oynayan çocukları ile gurur duyuyor,
Bir uçurtma havalandığında, ki ona “uçurgan” diyorlardı,
Havada tayyare görmüş gibi heyecanlanıyorlardı…

Diyeceğim,
Küçük şeylerle mutlu olmak karakterlerini oluşturuyordu işte…

Zaten Kıbrıs meselesini de kendilerinin çıkardığına pek inanmıyorlardı.
Belki de İngiliz’i yakından tanımalarından kaynaklanıyordu bu.
İngilizlerin Rumlardan çok, sözde Türk polislerine güvenmesinin altında hep bir bit yeniği aranması boşuna bir his değildi.
Aynı ahali, 1924 yılında Dr. Behiç’in asılmasında da aynı bit yeniğini aramıştı…

Yakından biliyorlardı meseleyi.
Yaşadıkları şeydi.
Nasıl başladığını biliyorlar,
Da nasıl biteceğini bilmiyorlardı.
Araya ayrılık girip kırk yıl sürecek olan görüşmeler hakkında her şeyi NATO ülkelerinden duyuyor olmaları,
Onların meselenin dışında tutulduğunun bir kanıtıydı ama bu kimsenin umurunda değildi.
Musalla’da yine horoz güreşleri yapılıyordu…

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Kıbrıs’la ilgili dün yaptığı açıklamada şöyle diyor:
"Siyasi bir çözüm bulma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Bazı gelişmeler var. Bazı belirsizlikler de söz konusu. Daha önce de girişimler olmuştu. Ancak şu an, Kıbrıs sorununu çözecek anlaşma için gerçek bir ihtimal var."

Görüldüğü gibi bir ihtimal daha var.
NATO söylerse muhtemeldir ki iş ciddi…

Ama benim aklım rengaya takıldı.
Şimdi mevsimidir…